FIRAT’LA, TARİH VE MANZARA PEŞİNDE BİR YOLCULUK…

Yukarı Fırat Havzası, Kuzeydoğu Türkiye’nin en manzaralı rotalarından biri. Fırat Nehri ve kolları boyunca yapılan bu yolculuk, Doğu Anadolu’nun çıplak dağlarına rağmen vahalarla doludur. Toplam 2800 km boyunca akan Fırat’ın bin bir kıvrımında, Erzincan- Elazığ yolu üzerinde, farklı bir coğrafya, bölgeye özgü yaşamlar ve kıyıda köşede kalmış, etkileyici bir tarih karşınıza çıkar. Fırat Nehri üzerindeki köprülerden geçin, Karanlık Kanyon’da kayıkla dolaşın, Taş Kahve’den Kemaliye Vadisi’ni izleyin, Divriği Ulu Camii’nin taç kapılarının taş işçiliğini inceleyin, Keban Baraj Gölü’nden feribotla geçin, Kemaliye kadınlarının hasret dolu manilerini öğrenin, Apçağa köyü fırınından sıcak, boylu pide alın, bir Kemaliye evinin kapısını geleneksel tokmağıyla çalın, Fırat’a dilek atın…

UNESCO dünya mirası Divriği Cami
Bu güzergâhın en önemli özelliği de trenle yapılabilen ve görsel açıdan son derece doyurucu olan yolculuklardan biri olması. Rotanın ağır toplarından biri, İslam sanatı şaheseri olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii. Kapılarındaki taş işçiliğe bakarak, Anadolu’da bu sanatın doruğuna böylesine yaklaşmış bir başka başyapıta rastlamanın hiç de kolay olmadığı söylenebilir. En büyük özelliği asimetri, motif zenginliği ve taş işçiliğindeki üç boyutluluk. UNESCO’nun dünya kültür mirası listesine aldığı camiye bitişik olan Darüşşifa en eski üç Selçuklu tıp merkezinden biri. Şifahane, giriş kapısındaki kabartmalar nedeniyle, UNESCO tarafından kadın ve erkek eşitliğini simgeleyen bir yapı olarak kabul ediliyor. Caminin ahşap minberindeki imzada ‘amele’ sözcüğü geçiyor. Tiflisli İbrahimoğlu Amele Ahmet tarafından, kündekari yöntemiyle yapılmış abanoz minberin işlenebilmesi için, ağacın yedi yıl gübre ve toprak altında bekletildiği söyleniyor.

Zorlu doğada doğa sporları
Fırat Nehri’nin yukarı bölümünde, Karasu Nehri’nin ikiye ayırdığı Kemaliye ya da ilk ismiyle Eğin, konumu ve turizmden uzak kalmasından kaynaklanan naif cazibesiyle dikkat çekiyor. Dört tarafı dağlarla çevrili bir çanağın içindeki Kemaliye, bugün Fırat’ın kenarından yaslandığı dağın yamaçlarına kadar, teraslar halinde yükseliyor. Eğinliler, hiçbir zaman topraktan yana şanslı olmamışlar ama yamaçta olan evlerine bahçe yapabilmek için, taş duvarlar örmüş ve arkalarına toprak doldurarak buraları ekmiş. Bugün, Akdeniz iklimine özgü ürünlerin dışında her şeyi yetiştirebiliyorlar. 62 köyü olan Kemaliye’nin Sarıçiçek ve Munzur yaylalarında, halkın önemli bir geçim kaynağı peynir ve bal üretimi yapılıyor. Trafik kazasında genç yaşta hayatını kaybeden, çok sevilen Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu’nun anısını yaşatmak için her yıl düzenlenen Doğa Sporları Festivali, buranın doğasının neler sunabileceğinin bir kanıtı. İçinden Karasu Nehri’nin geçtiği Karanlık Kanyon, 500 metrelik dik kaya duvarları ve 15 km uzunluğuyla, kaya tırmanışı, rafting, kano ve su kayağı sporları için uygun. Ayrıca Keban Baraj Gölü’ne ve Kemaliye köylerine hâkim Kırkpınarlı Kırkgöz Mevkii, yamaç paraşütü için tercih ediliyor. Erzincan Atlı Spor Kulübü, cirit gösterileri düzenliyor. En önemlisi, Karanlık Kanyon’un, 130 yıl boyunca duvarlarının oyulmasıyla ortaya çıkarılan Taş Yolu, dağ bisikleti ve trekking için ilgi çeken bir parkur.

Orada bir köy var uzakta…
Kemaliye’ye 5 km mesafedeki Apçağa, buralı Cumhuriyet dönemi edebiyatçısı Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Uzaktaki Köy’ şiirine ilham veren köy. Köyün girişindeki tabela bunu anlatmaya yetiyor: “Orada bir köy var uzakta/ O köy bizim köyümüzdür/ Gezmesek de, tozmasak da/ O köy bizim köyümüzdür.” Buraya has olan boylu pidelerin yapıldığı fırını, her gelenin çayla ağırlandığı konukevi, ahşap dükkânlardan oluşan küçük çarşısı, üzeri sacla kaplı olsa da ihtişamlı günlerini hayal edebileceğiniz taş- ahşap evleri ve Kemaliye’ye hâkim köyün tepesindeki Taşbaşı Çay Bahçesi, ziyaretçilerin kaçırmadığı bir yer.

Kapıyı çalan gelenek
Kemaliye’nin sokak ve köylerinde dolaşırken, buraya has kapı tokmaklarını farkedeceksiniz. Hemen hemen her evin kapısında, boyları ve sesleri farklı iki ayrı tokmak vardır. Evin sahibi, kapısında ‘tak’ sesini duyunca, yani yukarıdaki tokmak çalınınca bir erkeğin, aşağıdaki küçük halka ‘tık’layınca da, gelenin bir kadın ya da köyden birisi olduğunu anlıyor. Sacdan yapılan, bu el yapımı kapı tokmakları, ‘dibinin aynası’ denilen kısımlarıyla birlikte, emek isteyen geleneksel bir el sanatı. Tek bir kapı tokmağının, ustayı bir hafta uğraştırdığı oluyor. Halkın, ‘kapısına iyi model çaktırmış’ dediği kapı tokmaklarının fiyatları, bazen 1000 TL’yi aşabiliyor.

Gurbete deva Taş Yolu
Yıl 1870… Eğin’in kışın karla kapanan patika yoluna bir alternatif olacak ve kasabayı büyük kentlere bağlayacak Taş Yolu’nun yapımına başlanıyor. O dönemde, Belediye Başkanı olan Ekşizade Osman Efendi, “Eğer bu yol bir gün biterse, birisi mezarımın başına gelip, yolun bittiğini söylesin, ben duyarım.” diyor. Osman Efendi’nin karamsar olması boşuna değil. Yolun yapımı tam 130 yıl sürüyor. Uzunluğu 6 km’ye ulaşan 31 tünelli Taş Yolu, Kemaliye- İstanbul yolunu 220 km kısaltmış. Bu yolun yapımı sırasında, bazen 20 yıl boyunca çalışmalar durmuş ancak 1993 yılında Recep Yazıcıoğlu’nun girişimleri gurbetteki ve ilçedeki Kemaliyeliler’i bir araya getirmiş ve toplanan bağışlarla yolun yapımı tamamlanmış. Bu yol, devlet- vatandaş işbirliğinin güzel bir örneği. Yolun bir özelliği de, açılan tünellerin her birine 5 bin TL veren Kemaliyeli ve Kemaliye severlerin isimlerinin tünellerin girişine yazılmış olması.

Vahşi doğanın dünyayla bağlantısını kopardığı bu kasabanın ‘çıkmaz bir sokak’ olmaktan kurtulmasını herkes istiyor. Taş Yolu bir de Eğinli kadınlara sorun. Onlar için, bu yol, gurbeti katlanılır hale getirmiş. Oğullar, kocalar daha yakınlarında şimdi. Oysa yüzyıllardır kalplerinden ağıtlar taşmış, Fırat’ın sularına atılan dilekler boşa çıkınca, nehre gözyaşlarını akıtmışlar. Eğin’de her kadın doğuştan şair. Sarp kayalıklarla Fırat’a saygı duyarmışçasına eğilen evlerin arasında yankılanan yakarışlar birbirine benzer; ‘dön gel ağam’, ‘ela gözlerini sevdiğim ağam’, ‘gitme ağam’, ‘gönderdiğin yazmayı yaktım ağam’, ‘beni mektupla avutma ağam…’ Eğinli kadın, geleceğini kasabasının dışında arayan erkeğini anlamışsa da anlamazlığa gelmiştir ve ne yapsa da hasretle yanan yüreğini susturamaz: “Fırat kenarında kayık değilem/ Senden ayrılalı ayık değilem/ Bir çift selamına layık değilem/ İn gel ağam in gel, gel de gine git/ Akan gözyaşımı sil de gine git.”

KONAKLAMA
Fırat kıyısına cephesi olan, balkonlu Yeşil Eğin, turizme önayak olan Bozkurt Otel ve Restoran ve Kemaliye ballı ve Eğin pideli kahvaltısıyla ünlü Bahçeli Konukevi, konaklama seçenekleri.

LEZZET MOLASI
Kemaliye Kadı Sofrası’nda yöresel yemekler sunuluyor. Lökhane’ye lök tadımı için uğrayın. Oricik, eğin leblebisi, pekmez, reyhan kurusu, şerbetler, dibekte dövülmüş menengiç kahvesi de var.

AKTİVİTE
Rehber ve Doğaperest Tur’un sahibi Şevket Gültekin, trekking, kano, bot safari ve bisiklet turları düzenliyor.

ALIŞVERİŞ
Demirci bir aileden gelen ve dedesinden kalma atölyede, dövme demirden kapı tokmakları yapmayı sürdüren 6. kuşak Ali Demirci’nin atölyesine uğrayın.

KAÇIRMAYIN
Kemaliyeli Prof. Dr. Ali Demirsoy’un kurduğu Doğa Tarihi Müzesi’nde, 2 bine yakın bitki, hayvan, maden türü ve 25 milyon yaşındaki fosilleri görmeye değer.