Fransa’dan Esen Güçlü Bir Rüzgar: Juliet Binoche

Fransa’dan Esen Güçlü Bir Rüzgar: Juliet Binoche

Duru ifadesi ve oyun gücü ile genç yaşında sinemada kendini ıspatlayan Juliet Binoche, yıllar içinde başarısını sürdürmeye devam etti. Fransa’dan çıkıp dünyayı etkileyen oyuncular listesinde bir yıldız gibi parlamaya devam ediyor.

Paris’te aldığı konservatuvar eğtiminden sonra oyunculuğa adım adan Jüliet Binoche dünyanıun en önemli yönetmenleri ile çalışarak adını başarılı oyuncular listesine taşıdı. Oyuncu bir anne ve heykeltraş bir babanın kızı olan oyuncu belli ki sanat dolu bir evde büyümüş. Oscar’dan Cannes’a ödüle doymayan Juliet Binoche mütevazı klişiliği ile her zaman çok sevildi. En son 69. Berlin Film Festivali’nde jüri başkanı olarak karşımıza çıkan başarılı oyuncu bugünlerde çok ses getiren High Life filmiyle de sinemada izlenebilir. Juliet Binoche’a uzun ve başarılı kariyeri ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Bugüne kadar pek çok başarılı filmde oynadınız, bu kadar iyi filmleri seçmeniz için teklif geldiğinde hangi kriter sizin için önemlidir?

Seçimlerimi yaparken her zaman senaryonun iyi olmasına dikkat ettim. Edebi olarak da  değeri olan, katmanlarına ayırabileceğiniz derinlikli senaryolar beni heyecanlandırır. 23 yaşımda Milan Kundera’nın eserinden uyarlanan Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde oynadığımda ki o film ilk tercihlerimden biriydi, senaryonun  bu önemli kitaptan uyarlanmış olması benim için çok değerliydi.

Film endüstrisinde hala erkeklerin ağırlıkta olması ile ilgili neler söylersiniz?

Sadece film endüstrisinde değil dünyada pek çok alanda hala erkek egemenliği var. Bunu hep birlikte görüyoruz. Kadınların iş yaşamına dahil olması ve söz hakkını elinde tutması adına daha verilecek çok mücadele var. Umutsuz değiliz. Belki de bu konuda daha çok film üretilmeli çünkü filmler insanlar üzerinde büyük etkiler bırakır, önemli bir gücü var.

En iyi yönetmenlerle çalıştınız. Krzystof Kieslowski ile olan deneyimizle ilgili olarak neler söylersiniz?

Onunla çalışmak kariyerimdeki önemli adımlardan biriydi. O beni aydınlatan bir yönetmen oldu. Onunla çalışmak bir okula gitmek gibiydi. Onunla çalıştığım için minnettarım. Bir oyuncu olarak kendimi çok şanslı hissediyorum. O küçük detaylardan büyük dünyalara ulaşabilen bir yönetmen.

Sizce mutluluğun sırrı ne?

Şu anda olmak, anın tadına varmak. Geçmişi çok düşünen biri değilim. Onu dolu dolu yaşadım ve bitti. Çok şanslıyım ki hayalimdeki işi yapıyorum o yüzden de çok mutlu hissediyorum.

Hollywood’da çıkış yaparak dünyaca ünlü bir oyuncu olduktan sonra da ülkenize film çekmeye ve tiyatroda oynamaya devam ettiniz, neler söylersiniz?

Geldiğim yer benim özüm, sadece uluslararası arenada iş üretmek istemedim. Geldiğim yere teşekkür ve minnet borcum var. Konservatuvar eğitimimi Fransa’da tamamladım, kariyerime ilk adımımı Fransa’da attım.

İstemediğiniz rolleri nasıl rededersiniz? Çok fazla teklif geliyordur?

Hayatta hayır demek çok zordur biliyorsunuz ama demek zorundayız. Önceleri hiç cevap vermiyordum ama bunun hayır demekten daha kötü bir cevap olduğunu anladığımdan beri hayır diyorum.

Aynı zamanda resimde yapıyorsunuz, bahseder misiniz?

Portre yapmayı seviyorum, her zaman önce göz çiziminden başlarım portre yaparken  gözlerin en önemli unsur olduğunu düşünüyorum.

Oyunculuğu nasıl tanımlıyorsunuz?

Oyunculuk bir dönüşme meselesidir, sizden ne olmanızı istiyorlarsa ona dönüşmeniz gerekir. Tabii bir süre için. Bu dönüşüm de çok çalışmayı gerektirir. Oyunculuk çalışırken hiç bilmediğiniz yönlerinizi keşfedersiniz. Sabırlı olmak bu noktada çok önemli. Oynarken düşüncelerinizi değil iç güdülerinizi dinlemelisiniz. Denemeye cesaret etmek de önemli bir nokta.

Kariyerinizn başında size destek olanlar oldu mu?

Bir zamanlar yolun başında genç bir oyuncuyken param yoktu tabii ki, sanatsal anlamda kimse de destek olmadı. Zor zamanlardı oyuncu olarak bir yere gelmeye çalışıyordum. Ev eşyaları satan bir mağazada kasiyer olarak çalışıyordum. Seçmelere giriyordum ve sonunda rol almayı başardım.

Sufizme ilginiz var, bu ilgi nasıl doğdu?

Şiire kendimi bildim bileli meraklıyım. Şiir merakım sonucu Mevlana’yı keşfettim, bana ilham kaynağı oldu. Mevlana’nın şiirleri gerçekten büyüleyici. İçsel bir yolculuğa çıkmanın anahtarını sunuyor size.

Anneniz de oyuncu, size ne tavsiyede bulundu?

O sanatı ve tiyatroyu çok severdi. Beni her zaman tiyatroya götürürdü. Onunla birikte sanatın ne olduğunu keşfettim. 17 yaşımda tiyatro oynamaya başladım. Annem biraz korktu ama beni her zaman destekledi.

Doğal güzelliğinizi koruyorsunuz, oysaki sizin yaşınızdaki bir çok Hollywood oyuncusu  bir çok uygulama yaptırıyor, bu konuda düşünceleriniz neler?

Eğer yüzümle oynarsam bir daha oyunculuk yapamam. Yüz mimiklerim benim için çok değerli. Arada bir takım bakımlar yaptırıyorum sonuçta yaşımız ilerliyor.

Filmlerinizi geri dönüp seyreder misiniz?

Çok yaptığım bir şey değil. Genelde bir kez izlemeyi tercih ederim.

1997 yılında İngiliz Hasta filmiyle Oscar ödülü aldığınızda neler hissettiniz?

Kendimi Sindirella gibi hissettim. Bir anda baloya gittim ve hayatım değişti. Oscar ödülü ile birlikte kariyerim çok hareketli bir döneme girdi.

Son olarak Claire Dennis’in yönettiği Hihg Life filminde oynadınız neler söylersiniz?

Aynı yıl içinde aynı yönetmenle ikinci filmimi çektim. Claire harika bir yönetmen. İnsanları gerçek yönleri ile çekmeyi seviyor. Oldukçe ilginç bir film ortaya çıktı. Gidenler tekrar seyretme ihtiyacı duyuyor. Meselemiz bir varolma mücadelesi.