FRANSIZ RİVYERASI’NDA BİR GEZİNTİ

Zengin, ünlü ve bronzlaşmışların durağı olarak ün salmıştır, Côte d’Azur (Mavi Kıyı) yani Fransız Rivyerası. Bir taraftan da Akdeniz kıyısı boyunca, Toulon’dan İtalyan sınırına kadar uzanan bu yol, göze, ruha ve damağa hitap etmekte oldukça iddalıdır. La Colombe d’Or’da yemek yerken Picasso, St. Tropez’de dolaşırken Brigitte Bardot ya da Ferrari marka arabaların cirit attığı Monaco sokaklarında bir prenses eşlik edebilir size. 35 km’lik bir plaj, gurme restoranlar ya da pahalı butikler umrunuzda olmayabilir. O zaman capcanlı bir halk pazarında dolaşın, Picasso’nun stüdyosunu ziyaret edin, mavi kıyılarda yürüyüş yapın, pastel renkli kepenkleri, gotik taş işçiliği, dar pasajlarıyla eski şehirlerde kaybolun, petanque (kumda güllelerle oynanan bir oyun) oynayan emekli Fransızlar’ı seyredin, tropikal bahçelerde kokuları içinize çekin… İşte size şık, klas, sosyetik Côte d’Azur ve daha fazlası…

Kıyının kraliçesi
Şeker renkli sarayları, mavi Melekler Körfezi (Baie des Anges) ve eski şehriyle, Fransız Rivyerası’nın başkenti Nice, aynı zamanda bu kıyıların kraliçesidir. Hem huzurlu hem de eğlenceli olmayı başarabilen Nice’te uygun fiyatlı konaklama bulmak mümkün olduğu gibi Cannes, Monaco ya da Güney Fransa’nın diğer şöhretli duraklarına kısa bir otobüs ya da tren yolculuğu mesafesinde. Nice’te güneşlenmeye martın ilk günlerinde başlanır, plajları taşlıdır ancak ücretsizdir, deniz temizdir ve su ılıktır. Bir zamanlar burası Avrupa’nın zengin ve elit tabakasının kışlık başkentiymiş. 18. yüzyılda Rus ve İngiliz aristokratları buralarda konaklar inşa ettirmişler. Doğası ve mimarisi gerçekten de etkileyici. Akşamüstleri palmiyelerin sıralandığı Akdeniz kıyısındaki Promenade des Anglais’de (İngiliz Gezinti Yolu) yürüyüş bir gelenek.

Beatles’dan Burton’a
Rivyeranın görkeminin sembolü bir bina varsa o da bu yol üzerindeki Hotel Negresco. Bir düğün pastası görünümündeki otel, Nice’in sembolü. Kentin altın çağını hatırlatan, 1912 tarihli otel, Beatles’lardan Burton’lara birçoklarını misafir etmiş. Gustav Eiffel’in yaptığı cam tavan etkileyici. Yukarı katlarda her kat Fransız tarihinde farklı bir döneme gönderme yapıyor; beşinci katta III. Napoleon, üçüncü katta XV. Louis dönemi… Restoranı Le Chantecler, Fransa’nın en iyilerinden sayılabilir. Atlı karıncası ve Folies Bérgère avizeleriyle Carrousel Room gibi abartılı bir kahvaltı salonu görmek insana her zaman nasip olmaz.

Eski Nice’e doğru uzanan Quai des Etats- Unis, kentin en canlı alanlarından Espace Massena, 19. yüzyılın başlarına ait, neoklasik binaların çevrelediği Place Massena, kentin iş merkezi Avenue Jean Medecin ve en şık mahallesi Cimiez, Nice’in atmosferini hissettiriyor. Eski Nice ortaçağdan kalma. Modern Nice’in ise İtalyan görünümlü, etkileyici binaları var. Marchaux Fleurs olarak bilinen açık hava pazarı, mimozalar, güller, portakal çiçekleriyle bir pazardan çok adeta bir bahçe. Pazartesi ise antikacıların günü. Nice’te bir müze gezmek isterseniz, Musée Matisse görmeye değer.

Ressamların sığınağı
Antibes, gerçek anlamda bir Akdeniz kasabası. Arnavut kaldırımı, dar yollar çiçeklerin ve bitkilerin şenlendirdiği bir pazar meydanına çıkar. Limanı genellikle son derece lüks yatlarla doludur. Cap d’Antibes ayrıca kendilerine çamların arasında, yüksek duvarlı villalar inşa ettirmiş olan zenginler için oldukça popüler bir sığınaktır. Burası geçmişte Picasso ya da Max Ernst gibi birçok ressamın üretkenliklerinin altın yıllarını yaşadığı bir yer olmuş. Fransız Rivyerası’nda ressamların kendilerini rahat hissettikleri bir başka yer de, St. Paul de Vence. Rus ressam Marc Chagall 1966’da buraya yerleşmiş. Şarkıcı- oyuncu Yves Montand’ın da kıyıdaki favori yerlerinden biriymiş. Bir zamanlar mütevazı bir kasaba olan, yamaca kurulu St. Paul, bugün hala sanata değer veren atmosferinden taviz vermiyor. Braque, Chagall, Dufy ve Picasso gibi sanatçılar bugün rezervasyonsuz yer bulmanın imkansız olduğu La Colombe d’Or’da yemek yer, sanat eserleri karşılığında hesaplarını öderlerdi. Restoranın bugün Fransa’nın en önemli özel sanat koleksiyonlarından birine sahip olması şaşırtıcı değil. Ancak sergilenenleri görmek için, içeriye kısaca bir göz atmakla olmuyor, bir masanız olması şart.

Hayat bir festivaldir
Fransız Rivyerası’nın şöhretlisi, Cannes… Kentin felsefesi, ‘hayat bir festivaldir.’ Kentin en büyük ünü Cannes Film Festivali’nden geliyor. Mayıs ayında, on gün boyunca ünlülerin geçidine şahit olan kentin nüfusu, bir gecede üçe katlanır. Cannes’daki en zevkli yürüyüş, La Croisette’te yapılır. Bu bulvar, palmiyelerin sıralandığı kıyı boyunca muhteşem apartmanlar ve oteller eşliğinde, Côte d’Azur’ün bir özeti gibidir. Cannes’da etnografik eserlerin sergilendiği bir müze ve ayrıca sanat galerileri var. Golfe de Napoule körfezinde bir bankta oturup etraf seyredilir ya da deniz kıyısındaki restoranlarda mola verilir. Kenti gören bir yamaçta, geçmişi Roma dönemine uzanan Suquet, dar sokakları, avlulara çıkan kemerli geçitleri, el işleri satılan dükkanları, pastel renkli kepenkleri, gotik taş işçiliği, dar pasajlarıyla, vakit geçirmeye değer bir mahalle.

Balıkçı kasabasından film setine
“Ve Tanrı Kadını Yarattı” filminin başarısı Brigitte Bardot’yu da St. Tropez’yi de hafızalara kazımıştı. 1956 yılında, filmin çekildiği yer olan St. Tropez’nin yıldızı parlamıştı belki ama birden jet set’in akınına uğrayan bu huzurlu balıkçı kasabasının sonunu da getirmişti. Yine de Place des Lices’de bir kafede otururken ya da Fransızlar’ın petanque oynamasını izlerken eski günler geri gelir. 4 km güneybatıda muhteşem bir plaj var, Plage de Tahiti, devamı Plage de Pampelonne. Yürüyüş sevenler için Sentier Littoral (Kıyı Yolu) St. Tropez’den Cavalaire plajına doğru, gizli koylardan ve kayalıklardan geçerek, 35 km boyunca devam eder.

Aristokrasinin mekanı
Bir zamanların geniş topraklarına sahip aristokrat bir sülalenin, Fransız Rivyerası’nın bir kısmını ellerinde bulundurabilmesi, feodal bir sistemin hala devam ettiğinin bir kanıtı. Grimaldi ailesi, iki kilometrekarelik bir alana, kendi telefon kodu, araba plakası ve toleranslı vergi sistemiyle sıkı sıkıya bağlanmış. Monaco Prensliği ve Monte Carlo, Fransa ve dünya turizminin en önemli merkezlerinden biri. Korsika Adası’na bakan ve daha çok İtalyan kökenli Fransızlar’ın yaşadığı bu bölge, tüm marifetlerini ve dünyalıklarını gözler önüne seren sosyetenin gözde mekanı. 1850’de Grimaldi ailesinden III. Charles, gelire ihtiyaç duymasına rağmen halkını vergilendirmeyi istemediğinden bir şirketle burada bir kumarhane açmak için anlaşır. İlk rulet 1856’da döner. Ancak Monako’ya ulaşım olmadığından kimse gelmez. 1868’de Monako’dan geçen tren yolu, Londra’nın sisli havasından kaçan İngilizler’i buraya getirir. Kısa bir sürede, halk bütün direkt vergilerden muaf tutulur. Krallık, Avrupa sosyetesinin şık bir sayfiyesi olur.

MANZARA NOKTASI
Mont Boron tepesinden, Nice’in yeşil kuşbakışı görüntüsü ve evlerinin güzelliği çarpıcı.

SANAT DURAĞI
Antibes’deki Grimaldi Şatosu’nda bulunan Musée Picasso’da, Miro gibi başka ressamların da eserleri var.

FOTOĞRAF MOLASI
Kışın, arka planda karlı Alpler’le birlikte, Cannes’da Corniche de l’Esterel’den manzara görmeye değer.

AKTİVİTE
St. Tropez körfezinin ucunda 1960’larda yaratılmış özel bir lagün Grimaud Limanı’ndan adalara tekne kiralamak mümkün.

LEZZET NOKTASI
Nice’in “Socca”sı, yani nohutlu krep ya da gözlemesi, Pipo Socca’da yenir.