Geçmişin İzinde, Geleceğin Peşinde

Geçmişin İzinde, Geleceğin Peşinde

El yazması kitapları restore eden mücellit Osman Doruk, teknik olarak üst seviyede kalıplar tasarlamayı hedefliyor.

Buram buram geçmiş kokan, tarihin gizli anılarına ev sahipliği yaparken o an size nerede olduğunuzu dahi unutturan farklı bir mekâna konuk olduk. Burası Üsküdar’daki PürSanat Atölyesi… Yaldızlarla bezenmiş yüzyıl ve üstü kitapların arasında nostaljik bir serüvenin parçası olduk. Gerçek deriden el yazması ciltli kitapları geleneksel bir dokunuşla yeniden hayata döndüren mücellit Osman Doruk ile Osmanlı ve Selçuklu izlerini yansıtan çalışmaları ve gelecek hedefleri hakkında konuştuk.

Koleksiyonerlerin yakın markajında

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde hat sanatı eğitimi alan Osman Doruk, üniversitede okurken cilt bölümündeki hocalarının, özellikle Yardımcı Doç. Habib İşmen ve İslam Seçen’in etkisiyle cilt bölümüne daha çok ilgi duyuyor. Mezun olduktan sonra cilt bölümünde yüksek lisansa başlayan Doruk, 2012’den bu yana ise Mimar Sinan Üniversitesi’nde haftada 2 gün eğitim veriyor. Cilt alanında usta-çırak ilişkisi çerçevesinde ilerlediğini söyleyen Doruk, “Değerli hocam Habib İşmen, bana üniversitede çok önemli bir sorumluluk verdi. Ondan öğrendiklerimle, öğretim görevlisi olarak cilt bölümü öğrencilerine haftada 2 gün ders veriyorum. Bir şey bilmeden, öğretebilmeniz mümkün değil. Bu noktada kendisinden çok şey öğrendiğimin altını çizmek istiyorum.” diyor. Şu an çalışmalarına Üsküdar’daki PürSanat Atölyesi’nde devam eden Osman Doruk, koleksiyonerler ve kitap tutkunlarından oluşan farklı bir hedef kitleyle iç içe… Doruk, imza attığı eserleri sosyal medya hesaplarından sergiliyor. Dünyanın dört bir yanından kitapseverlerin kendisine ulaştığını belirten Doruk, “İnsanlar, aslında insanlar böyle bir zanaatın varlığından haberdar olmadıkları için, neye ihtiyaç duyduklarını da bilmiyorlar. Bu nedenle Instagram hesabından bize ulaşan çok kişi oluyor. Dedelerinin çok kıymetli ama kötü durumda olan kitabını aslında bir mücellide emanet etmeleri gerekiyor. Bu nedenle benimle iletişime geçen herkese yardımcı olmaya çalışıyorum.” yorumunda bulunuyor.

Kıymetli eserleri restore ediyor

Kitap koleksiyonerleri, kitapseverler ve kıymetli kitaplarını restore etmek isteyen özel bir kitleye hitap eden Osman Doruk; görüştüğü kişilerin, daha kolay ulaşabilecekleri, defter gibi farklı tasarımlara da ihtiyaç duyduğunu dile getiriyor. Aynı teknik ve tasarımlarla farklı defter tasarımlarına da imza atan Doruk, bu zanaatı daha ulaşılabilir hale getirerek, hedef kitlesiyle paylaşıyor. Kendisine eski eserlerin, 200, 300, 500 yıllık kıymetli ve çok nadir bulunan el yazmalarının geldiğini söyleyen Doruk’un bu noktada en büyük hayali ise yeni yazılmış, el yazması bir kitaba, bugünün şartlarında, özgün kalıplar eşliğinde özel ciltler yapmak. Farklı bir ifadeyle bugün yazılmış bir eseri ciltlemek isteyen Doruk, yarına miras kalacak eserleri bugünden ölümsüzleştirmeyi hedefliyor. Bugün Londra’da 500’e yakın cilthane olduğunu ifade eden Doruk, meşhur bir yazarın kitabı çıktığında, 500 ya da 1000 adet özel baskı yapıldığını, bu kitapları satın almak isteyen kişilerin, bir mücellide giderek özel olarak cilt yaptırdığını vurguluyor. Kitap ciltlerini geleneksel bir metotla tasarlayan Doruk, “Zamanında Mimar Sinan Üniversitesi’nde de ders veren Üsküdarlı hattat, mücellit ve ebru ustası Necmeddin Okyay, bu işin metodolojisini ortaya koyuyor. Benim hocalarım da bu zanaatı, Necmeddin Okyay’ın oğlu Sacid Okyay’dan öğreniyor.” diyor.

Bir ayda en fazla 3-4 kitap üzerinde çalışıyor

Osman Doruk, cilt yapımında hangi derinin kullanılacağı, nasıl terbiye edileceği, nasıl boyanacağı, nasıl inceltileceği konusunda büyük bir özenle çalışıyor. 100-150 yıldır yapılmayan bir kalıbın üzerinde 3-4 yıldır çalışan Doruk, bu amacına nihayet ulaştığını belirtiyor. 1 ay içinde en fazla 3 ya 4 kitabı ciltleyebildiğini söyleyen Doruk, “Her kitabın serüveni baştan sonra farklı… Kapağı olmayan bir el yazmasını örnek verelim. Öncelikle bu kitabı A’dan Z’ye inceliyoruz. Sayfaların durumunu kontrol ettikten sonra kitabı dağıtıyoruz. Dikişlerini söküp sırtını ayırıyoruz. Eski bir kitap olduğu için özenli bir temizlik yapıyor ve sayfaların tozunu alıyoruz. Sonra formaları tek tek ipek ibrişimle dikiyoruz. Ardından şiraze örülüyor. Kitabın sırtında bulunan bu ince örgü, kitabı birarada tutuyor. Kitap dağılacaksa, önce şirazeden dağılır. Daha sonra kapak tasarımına geçiliyor. Hangi derinin kullanılacağı, üzerine işlenecek desenin kalıbının hazırlanması gibi süreçler devreye giriyor. Daha sonra kitapla, kapağı birleştiriyoruz. Cilt işinde 3 önemli ihtiyaç var: Makina, alet ve sarf malzemeleri… Makinaların en yenisi 60, 70 yıllık. Bıçak, ıstaka, fırça, kalem, pergel gibi pek çok alet kullanıyoruz. Bir mücellit olarak çoğu zaman kendi ihtiyaç duyduğum aletleri kendim tasarlıyorum. Bu nedenle marangozluktan, demircilikten ya da kalıpçılıktan da anlamamız gerekiyor. Sarf malzemelerini ise oğlak derisi, kağıt, mukavva, iplik, vernik, yapıştırıcı gibi parçalar oluşturuyor.” yorumunda bulunuyor.