Geleceğin Sinemasını Kuruyor: Refik Anadol

Geleceğin Sinemasını Kuruyor: Refik Anadol

Los Angeles’ta yaşayan Refik Anadol medya sanatı alanında gerçekleştirdiği ilklerle dikkat çekmeye devam ediyor. Sanatçı, New York Chelsea Market’te bulunan bir odayı yapay zeka kullanarak dijital bir sanat alanına dönüştürecek.

Machine Hallucination adını verdiği bu çalışma geleceğin sinemasının temelini atıyor. Aynı zamanda eğitmen olarak Ucla’da çalışan Anadol, New York’ta 6 Eylül’de başlayacak Machine Hallucination sergisi ile Amerika basınında geniş yer aldı. Onun medya sanatı ile sorduğu soru: “21. yüzyılda insan olmak ne demek?” Sanatçı ile yaptığımız keyifli söyleşide ufkumuz açıldı. Bakalım siz neler düşüneceksiniz?

Chelsea Market’te çok özel bir sanat etkinliği gerçekleştireceksiniz, bahseder misiniz?

Uzun süredir yapay zeka ile uğraşıyorum biliyorsunuz. Bu sanat etkinliği için 12 kişilik bir ekiple çalışıyoruz. Bu ekibin içinde antropolog, yapay zeka uzmanı, tasarımcı, mimar, kod uzmanı bulunuyor. Tıpkı bir yönetmen gibi çalışıyorum, bir film yönetmek gibi yaptığım proje. Bir süredir hatıralarla ilgili çalışıyorum. Çalışmamız şu sorudan çıktı: “20.  yüzyılda artık makinaların bile öğrenebildiği bir dünyada, bir makine rüya görebilir mi?” Son üç yıldır bu sorunun cevabını arayan işler üretiyorum. New York’ta gerçekleşecek olan etkinliğin adı “Machine Hallucination”. Bir makinanın halüsinasyonu  yani.

Nasıl bir çalışma bu?

Hatıralar biliyorsunuz artık sadece birbirimize anlattıklarımızdan oluşmuyor. Hatıralarımız farklı formlarda saklanıyor, bir veri olarak da tutuluyor. Hayatımızı yaşadığımız şehirlerde sosyal mecralar bir şekilde hatıralarımızı depoluyor. Farkında olsak da olmasak da arkamızda bir takım hatıra verileri bırakıyoruz.

Bir makinanın düşüncelerini ya da rüyasını göreceğiz diyebilir miyiz?

Evet, bir makina eğer düşünebiliyor olsaydı rüyasında neler görüyor olabilirdi? Bunu sadece bir makine olarak da düşünmüyorum aslında, bir mimari mekan olarak düşünüyorum. Gelecekte makinaların mimari ile bir ilişki içinde olacağını öngörüyorum. Mimari soğuk materyallerden oluşuyor. Beton, cam, metal gibi. Yapay zeka veri ve ışıkla bir mimari oluşturabiliyor. Burada yapay zekaya bir mikrofon uzattığımız düşünülebilir: Onun mimari anlayışı nedir?

Machine Hallucination verilerini nereden topluyorsunuz?

Kamuya açık 113 milyon siteden toplanan verileri kullanıyoruz. Çok iddialı bir proje. Bir makinanın bir şehri öğrenebilmesi için muazzam bir veriye ihtiyacı olacaktır. Bir şehrin içerisinde olduğu tüm hatıralar internette bulunuyor. Bu verilere bakıyoruz. Bu makine özellikle insansız fotoğrafları seçiyor. Hiçbirinde insan olmayacak. New York şehrini nasıl görüyoruz? Nasıl deneyimliyoruz? Egodan arınmış bir veriyle hala gerçek olmadığı halde gerçeğe çok yakın hayaller gören bir makinanın hikayesi diyebiliriz.

Teknik olarak nasıl bir altyapı ile gerçekleşecek?

18 projeksiyon ve 32 kanal bir setle mekanı donatacağız. Gelenlere başı sonu olan bir hikayeyi 30 dakika içinde deneyimleteceğiz. Senaryosu olan bir hikaye bu. Yakın gelecek sinema deneyimi olarak adlandırabiliriz. Zaten sinema adlı bir terim var. Yapay zeka bir veriyi öğrendikten sonra bu bilgiyi 1024 boyutta yayabiliyor. Bu bizim için anlaması zor bir durum, biz zaten yaşamı üç boyutta algılıyoruz. Yapay zeka 4096 boyuta kadar öğrenebildiklerini taşıyabiliyor. Bizim bu proje ile en büyük başarımız, verinin bu 4096 boyuta taşınmasını görmemiz oldu. Kod yazdık, dünyanın en iyi yazılım firması ile çalıştık, onlar da bu algoritmanın patentini bize verdiler. Bırakın sanatı teknoloji açısından da bir ilke imza attık.

Gelenlerin nasıl bir deneyim yaşayacağını düşünüyorsunuz?

Bir makinanın rüyasının içinde, sorular soran ve ilham veren bir deneyim yaşatmayı hayal ediyorum. Teknolojinin hayatımıza etkilerini sorgulatan bir deneyim… İlk yapay zeka projemi Arşiv Rüyası ile İstanbul’da yapmıştım. O, dünyada bir ilkti, oradan bu noktaya üç yıl içinde gelmiş olmak beni çok mutlu ediyor.

Ziyaretçiler fiziksel olarak bu alanda nasıl bulunacaklar? Bir oturma düzeni olacak mı?

Chelsea Market’te kimsenin 120 yıldır girmediği, ısıtma sistemlerinin olduğu bir odada bu deneyimi yaşayacaklar. Bu oda fonksiyonunu kaybettikten sonra kapalı kalmış. Birlikte çalıştığım Artechouse bu mekanı önerdi ben de çok sevdim. Bana göre mekan Yerebatan sarnıcına benziyor. Bu mekanın tavanı, yeri ve duvarları projeksiyon ile giydirilmiş olacak. Ziyaretçiler mekanın içinde serbest dolaşacak. New York’ta olduğumuz düşünülürse yere yatıp seyredenler de olacaktır diye düşünüyorum. Proje için çok uygun bir mekan oldu. Dört ay boyunca etkinlik devam edecek.

Bu projeyi hangi galeri ile gerçekleştiriyorsunuz?

Artechouse ile… Washington’da bir sergi daha gerçekleştirdik galeriyle o da çok ilgi gören bir çalışma oldu. Bu galeri klasik galerilere benzemiyor. Sanat, teknoloji ve bilimin biraraya geldiği işlere yer veriyor. Beni de bu alanda öncü gördükleri için birlikte çalışıyoruz.

Los Angeles’ta Ucla’da ders veriyorsunuz, bahseder misiniz?

Mezun olduğum okulda ders veriyorum. Özel bir araştırma yapıyorum aynı zamanda. Gençlere bilgi aktardığım için de çok mutluyum.

Türkiye’de deneyimlerinizi paylaşma fırsatı buluyor musunuz?

Zaman zaman konuşmacı olarak geliyorum ama hayalimde mentorluk yapacağım bir work shop çalışması gerçekleştirmek var. Türkiye’den çok kreatif insanların çıkacağına inanıyorum.

Medya sanatlarının ne olduğunu açıklar mısınız?

Medya sanatları bundan yaklaşık 50 yıl önce oluşmaya başlayan bir disiplin. O dönem ileriyi gören bir sanatçı grubunun farkındalığı ile başlıyor. Mimariden, müziğe her şeyin biraraya gelebildiği medya aracılığı ile yaşayan bir sanat deneyimi. Farklı mecraların, anlamlı bir şekilde teknoloji odaklı olarak oluşturduğu deneyimler diyebiliriz. Dikkat edilmesi gereken bir noktası var: Derinliği, anlamı ve sorgulayıcı yönü olan işler göz önüne alınmalı.

Sanattaki sorunuz ne?

  1. yüzyılda insan olmak ne demek? Bu sorunun cevabını arıyorum.

Yaptığınız proje için geleceğin sineması diyorsunuz, bunda Los Angeles’ta yaşıyor olmanızın payı var mı?

Kesinlikle var. Sinema insanoğlunun oluşturduğu en güçlü mecralardan biri. 8 yaşında seyrettiğim ilk filmden sonra hayal kurmayı bırakmadım. İstanbul’dan sonra ikinci evimin Los Angeles olması sinemaya olan tutkumdan… Sinema kadar heyecan veren bir mecra düşünemiyorum.

Çok sevdiğiniz yönetmenler kimler?

Alejandro Gonzales Inarritu, Ridley Scott, Steven Spielberg… Kendi alanında çığır açan tüm yönetmenler ilgi alanım. Disney ile yaptığım proje sonucu bu sektörden pek çok insanla temas etme şansım oldu. Inarritu, Walt Disney Concert Hall’da yaptığım WDCH Dreams çalışmamdan sonra, ‘ilk defa teknolojiye dokunabileceğimi hissettim’ dedi. Bu benim için tarifi zor bir mutluluktu.

Los Angeles’ta çalışmadığınızda neler yaparsınız?

Eşimle gezmeyi çok seviyoruz. Doğası çok güzel olan bir coğrafyadayız, her hafta sonu bir başka bölgeyi geziyoruz.

Trenle seyahat eder misiniz?

Özellikle Avrupa’da çok tren seyahati yaptım. Trenle seyahat etmeyi çok özel buluyorum. Hem doğanın içindesiniz hem de düşünüp çalışabilirsiniz ve bir yandan ekolojik dengeye katkınız olur.