Gerçek Bir Arayışın Romanı

Gerçek Bir Arayışın Romanı

Şule Gürbüz’ün son romanı Öyle miymiş?’i (2018, İletişim Yayınları) biraz olsun açıklayabilmemiz için, elimizde yalnızca bilinç akışı tekniği vardır. Onun roman mı yoksa şiir mi yazdığıysa, ayrı bir tartışma konusu.

Elbette her iki sanattan da epeyce istifade ediyor Şule Gürbüz. Fakat Öyle miymiş? için, varoluşçu felsefe içinde değerlendirilecek bir deneme kitabı dediğimizde de hata etmiş olmayız. Dolayısıyla onda yalnızca, bir edebiyat türüne özgü özellikler bulmak zor. Öyle miymiş?’te bütün türler arası geçişlere rastlamak mümkün. Kitap, belki de en büyük gücünü de buradan alıyor. İnsanların her türlü değerlendirmelerinden uzak kalmak isteyerek, belli kalıplar içinde değerlendirilmeyi reddederek, indirgemenin hiçbir türüne kendini açık bırakmayarak.

Ulysses, Dalgalar veya Tehlikeli Oyunlar’ın bazı bölümlerinde de başarılı bir şekilde bilinç akışı tekniği kullanılmıştır. Öyle miymiş? bunların içinden belki biraz Dalgalar’a benzer. Fakat ondan da fazlasıyla uzaklaşır. Zira Dalgalar’da Virginia Woolf, şiire ve müziğe yaslanır. Bilinçten uzaklaştığı noktalar çoktur. Dalga metaforunu, onun gel-gitleri neticesinde ortaya çıkan ses ve ritim açısından kullanır. Öyle miymiş? bütünüyle bilinç içinde başlayan ve biten bir romandır. Onun müziğe ve dalgalar gibi bir metafora yaslandığı söylenemez. O temel bir sorunun üzerine bina edilmiştir: Öyle miymiş? Bu sorunun peşinden de gitmez yazar. Onun düşünceleri, daha doğrusu zihninin durmak bilmez çalışması, sürekli aynı soruyla karşılaşmasına neden olur. Sorunun cevabını bulmak önemli değildir, mümkün de değildir. Mesele, zihnin hangi duraklardan geçtiği, nelerle karşılaştığı ve bunlardan Tanrı, insan, hayat, dünya ve peygamberlere dönük çıkardığı anlamlardır.

James Joyce ve Oğuz Atay ise, olaylara kahramanın bilincini de dâhil etmek için bilinç akışını kullanır. Gürbüz ise, bilince olayları dâhil etmek ister. Çünkü onun bilincinden hiçbir şey kurtulamaz. Her şeyi anlamlandırmak, konumlandırmak, onların diğer şeylerle bağlantısını ortaya çıkarmak istemektedir. Daha doğrusu, Öyle miymiş?’te seyrine daldığımız bilinç, bu şekilde hareket etmektedir. O, bütünüyle kahramanın bilincidir. İsmi olmayan bir kahramandır bu. Herkes olabilir. Hiç kimse de olmayabilir. Hatta muhatabı bile olmayan bir kahramandır. Öyle miymiş?’te dinlediğimiz sesin, muhatap aldığı bir kitle yoktur. O, kendi kendine de konuşmamaktadır. Onda bir dertleşme, iç konuşma özelliğine rastlanmaz. Gürbüz, bir bilinci olduğu gibi ortaya koymaya çalışmaktadır Öyle miymiş?’te. Okuyucu onu izler, dinler, duyar; çeşitli şekillerde yorumlamaya çalışır veya bilincini ona dâhil eder. Diğer türlü onunla bağlantıya geçmesi çok mümkün değildir.

Bilinç akışı tekniği, genelde bilinç dışının ortaya çıkarılması şeklinde anlaşılır. Çağrışımlar yoluyla bilinçaltındaki her şeyin ortaya dökülüp saçılması, normalde düşünmekle ulaşılamayan noktalara ulaşılması diye yorumlanır. Gürbüz, bilinç akışını bu şekil ve amaçla kullanmaz. O, bilinçaltını denetimsiz bırakmaz. O yüzden romanında bilinçte, yani zihnin akışında görülecek dağınıklıklar, ani kopmalar, konudan konuya sert geçişler görülmez. Öyle miymiş? ustalıkla toparlanan, sonuna kadar ciddiyetini kaybetmeyen, gerçek bir arayışın romanıdır.

YAZARIN KİTAPLIĞI

Atatürk, İlber Ortaylı, Kronik Kitap

Göç Zamanı, Bahaeddin Özkişi, Ötüken Neşriyat

Dünya Bir Gelindir, Mehmet Sabri Genç, Şule Yayınları

Üstelik Sarışın, Cengizhan Genç, Dergâh Yayınları