Goethe’yle Wittgenstein’in Buluşması

Goethe’yle Wittgenstein’in Buluşması

Thomas Bernhard dört farklı öyküden oluşan Goethe Öleyazıyor’da (Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2017) okuyucusunu düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Bernhard’ın farkı; eleştirdiği kişi, hükümet, ülke veya şahısların felsefeleriyle de hesaplaşması, bu şekilde ortaya yeni bir felsefe koyma çabasıdır. Onun nefret ifadelerine takılıp kaldığımızda, kitabı okumaya devam etmemiz pek mümkün görünmüyor. Çünkü sonuçta Bernhard aile, anne, baba mefhumlarına da saldıran bir yazar. İşin acıklı tarafı, genelleme yaparak, “dünyanın her yerinde” böyledir diyerek konuşmasıdır. Oysa dünyanın her yerinde öyle değildir. Anne-baba-çocuk ilişkisi her kültürde farklılıklar gösterir. Bu farklılığı görmeyen bir şahsı konuşturmaktadır Bernhard, kitaptaki üç hikayesinde. Bu da onun ele aldığı konuyla ilgili öfkesinin ne kadar büyük ve dizginlenemez olduğunu gösterir.

Bernhard’ın dizginlenemez öfkesi, ister istemez ifadelerine de yansır. Örneğin bir kadınla erkek evlenip, dünyaya çocuk getirmezler ona göre. Olsa olsa “çocuk peydahlarlar”. Ya da Bernhard, yazdığı bir mektubu veya yazıyı yırtmaz, yakmaz, “imha eder”. Bu şekilde Goethe Öleyazıyor’daki dört hikayenin üçünde Bernhard’a özgü öfke patlamaları, eleştiri bombardımanı, nefret çığlıkları farklı boyutlarıyla karşımıza çıkıyor.

Bir hikayeyi, diğer üç hikayeden ayrı tutmamın sebebi; konuşan karakterin kendi başından geçmeyen bir olayda ne kadar rahat, öfkesiz, belki biraz da albenili olduğunu fark etmemdir. Bernhard, otobiyografisine yaslanmayan anlatılarında daha sakin ve yaratıcıdır. Hiç olmazsa “imha etme”, “saldırma” gibi duygulardan uzak olduğu için bu tür anlatılarında felsefe ve edebiyatın tadını çıkarmaktadır. Okuyucusunun zihninde de aynı tadı bırakabilmektedir. Sözünü ettiğim hikaye, ayrıca kitaba ismini veren “Goethe Öleyazıyor”dur. Tabii bu tür hikayelerinde de yine Bernhard’ın duygu ve düşünceleriyle karşılaşırız. Mesela Goethe’yi çok sevmesine rağmen onun üzerinden Alman edebiyatına sataşmayı ihmal etmez. Yine de anlatımında, kendinden dışarı çıkmanın, kendi dışındaki konu ve karakterlerle uğraşmanın rahatlığı dikkat çekiyor. Üstelik kaleminin bu tür anlatımlarda daha kıvrak olduğu da söylenebilir.

Bernhard “Goethe Öleyazıyor”u “diyalog aktarma” ya da “dinlediğini yorumlayarak aktarma” diyebileceğimiz bir yöntemle yazar. Aslında hikaye, Riemer’e aittir. O, hikayeyi yazan kişiye anlatmıştır. Yazan kişi de, duyduklarını yorumlayarak, Riemer’in hal ve hareketlerinden çıkardığı anlamları, ayrıca olaya dair kendi tahminlerini de işin içine katarak kurguyu oluşturur. Dolayısıyla hikayenin ilk anlatımını (Riemer’in) değil bol yorumlu ikinci anlatımını okuyoruz. Anlatıcının rahatlığı ve anlatımdaki kıvraklığın başka bir sebebi de budur zaten. Konuşan özne sadece duyduklarını aktarma rahatlığı içindedir. Bütün sorumluluk, olayları öğrendiği Riemer’e aittir. Anlatıcı bir nevi “Ben Riemer’in yalancısıyım,” demektedir. Dolayısıyla hikayeye “dedikodu yapmak”tan duyulan haz da eklenmiştir. Haz alma, anlatıcıda da gözlenebilir, okuyucuda da. Bir de Bernhard’ın kullandığı bu teknik Goethe’nin Ludwig Wittgenstein’ı evine davet etmesi gibi merak uyandırıcı bir olaya uygulandığında ortaya okumaya doyum olmayacak bir hikaye çıkmaktadır.

Yazarın Kitaplığı

– Emerson, Yaşamın İdaresi, Doğu Batı Yayınları

– Süleyman Çobanoğlu, Tamgalar, Ötüken Neşriyat

– Terry Eagleton, Kültür, Can Yayınları

– Abdullah Kasay, Perdenin Ötesine Bakmak, Çizgi Kitabevi