Gökçeada: Bir Mavi Adanin Günlüğü

Gökçeada: Bir Mavi Adanin Günlüğü

Mustafa’nın Kayfesi’ndeki kocaman çınar ağacının altında, dünyanın geri kalanı size adeta durmuş gibi gelirse şaşırmayın. Karadan uzak olmak, bir adaya sığınmak böyledir. Bir eski hamamın duvarlarında adanın hikayeleri yankılanır ona kulak verin… Karadan haberler için sabah ilk feribotu beklemeniz gerekir… Limanın sonunda Son Vapur durur, sonunda o aşerdiğiniz, nostaljik tatlarla buluşursunuz… Çeşmelerden su akar, kana kana içersiniz… Balı saftır, tadı damağınızda kalır… Sabunlar ada kokuludur; adanın zeytinyağı, yağmur suyu ve keçi sütünden yapılır… Günün sonu yaklaşırken, kayaların üzerine oturun, bir yanda gün batarken bir yanda dolunay doğar…

Bir deniz müzesi                                                                                                   

Gökçeada’nın (İmroz) bahse değer bir özelliği varsa, o da Ege’nin en büyük adası olması değil, işte verdiği bu keyiflerdir. Ada, aynı zamanda dokusunu, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyabildiği için 2011’de yavaş yaşamı benimseyen ve sürdüren kent ve kasabalara verilen Cittaslow unvanını aldı. Bu meziyetlerine, Türkiye’nin ilk sualtı parkı olduğunu da en büyük harflerle eklemeli. Gökçeaada, dünyanın su kaynakları açısından en zengin adalarından biri. Adanın aşırı yapılaşmaya ve düzensiz yerleşime karşı koyabilmiş olması, kıyılarının bozulmadan ve denizinin kirlenmeden kalabilmesini sağlamış. Doğası dengeli, biyolojik zenginliği yerinde. Gökçeada ile Saros Körfezi arasında zengin balık yatakları bulunuyor ve bu iki bölge Karadeniz ve Akdeniz arasındaki canlıların geçiş yolu üzerinde olduğundan birçok deniz canlısı üreme ve yumurtlama dönemlerini burada geçiriyor. Ada civarında Akdeniz Foku gibi nesli tükenen deniz memelilerine de rastlanıyor. Özellikle yunuslar Çanakkale – Gökçeada arasında sefer yapan feribotlara eşlik ediyor. Mayıs-Haziran aylarında Kaşalot türü balinalara rastlanıyor. Kirlenmemiş ve bozulmamış doğasıyla Gökçeada adeta bir deniz müzesi.

İlk ve tek sualtı parkı                                                                                                

Gökçeada Sualtı Parkı, Türkiye’nin ilk ve tek sualtı parkı olma unvanına sahip. Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) tarafından 1999 yılında park ilan edilen alan, adanın kuzeydoğusunda, Kaleköy ve Kuzulimanı arasında yer alıyor. Kıyıdan 1 deniz mili uzunluğunda, denizden 200 metre açıklığında bir alanı kapsıyor. Yelkenkaya ile Çiftlik Koyu arasında yer alan, içinde su altı mağara girişleri de olan ve Akdeniz Foku dahil pek çok deniz canlısı için habitat olma özelliği taşıyan bir bölge. Gökçeada civarında  koruma altına alınmış şu türlere de rastlanıyor: Akdeniz Foku, Deniz Çayırları, Triton, Böcek, Pina, Yunuslar, İspermeçet Balinası, Deniz Kaplumbağası vb. gibi. Gökçeada sualtı parkında çekirdek bölge ve bunu saran tampon bölge olmak üzere iki bölge bulunuyor. Tampon bölge olan ve bölgeye karadan en kolay ulaşılabilen nokta olan Yıldızkoy’da yüzme ve balık tutmaya izin verilmiş. Burada şnorkelle denizaltını seyretmek mümkün. Diğer bölgelerde avlanmak yasak, dalış için izin almak gerekiyor. Parkta resmi olarak rehberli dalış ve eğitim gezileri düzenlenmiyor. Gökçeada Dalış Merkezi aracılığıyla Gökçeada Sualtı Milli Parkı’nda dalış yapmak için başvurmak mümkün.

Özlenen mavilik

Gökçeada, bakir koylarıyla, deniz tutkunlarının mumla aradığı, özlenen bir özelliğe sahip. Ancak cennetini arayanların, toprak yollara girmeyi göze alması gerekiyor. Adanın hakim rüzgarı kuzeyden, güney kıyıları ise rüzgarsız ve sakin. Kuzey kıyılarının rüzgarsız olduğu zamanlarda, özellikle sualtı parkında bulunan Yıldızkoy, bir akvaryum gibi davetkar. Aydıncık (Kefaloz) Plajı altın rengi kumsalıyla “Kuzey Ege’nin Patarası” olarak anılıyor. Burada yemek ve konaklama tesisi var. Son yıllarda özellikle Bulgar sörfçülerin buranın rüzgarlı ama dalgasız denizini keşfetmesiyle, yönünü İzmir-Alaçatı’dan buraya çeviren çok oldu. Plajın yakınında şifalı çamuru ile ün yapmış Tuz Gölü ve Akdeniz’dekilerle karşılaştırınca mütevazı bulunan, bitişik iki kaya mezarı yer alıyor. Kuzey rüzgarı ne kadar kuvvetli olursa olsun Laz Koyu’nun denizi çarşaf gibi. Adanın, batı ucunda gidebileceğiniz en son nokta ve en bakir koylarından Gizli Liman, kişiye özelmişcesine sakin. Arkasındaki çam ve zeytin koruluğu, ince kumu, cam gibi denizi ve ilginç kaya oluşumlarıyla, heyecan verici küçük bir koy. Gökçeada Sualtı Milli Parkı’nın, karadan denize girilebilecek tek koyu Yıldızkoy’dan başka, kuzey kıyılarda yüzülebilecek pek bir kumsal yok. Kuzey rüzgarı etkisini azalttığında buranın denizi yağ gibi oluyor. Burada şnorkelle yüzme fırsatını kaçırmamalı çünkü deniz flora ve faunası koruma altında olduğundan çok bakir. 7 km’lik, çam ormanlarının içinden geçen bir yol, adanın kuzey kıyılarından denize girilen, taşlık, doğal Marmaros’a ulaşır. Bu civar Marmaros Şelalesi gibi doğal güzelliklere sahip.

Geçmiş zaman olur ki

Adayı gezdim ve atmosferini hissettim, diyebilmek için, Rum köylerinin taşlı yollarında dolaşmak ve kah­ve­lerinde bir dibek kahvesi içmek şart. Bu köyler, deniz meraklısı olmayanları doyuracak kadar ilginç. Eski adıyla İmroz, Rum halkının yüzyıllar boyu yaşam sürdüğü, iz bıraktığı bir ada olmuş. Bademli, Zeytinli, Tepeköy ve Dereköy, nüfusun çoğunluğunun Rum olduğu, koruma altındaki köyler. Ka­le­köy’de ise hiç Rum yaşamıyor. Bir zamanlar köyleri, korsan saldırılarından korumak için denizden uzak, yüksek tepelere kurarlarmış. Bu nedenle, Kaleköy’ün limanı dışında, ada kı­yı­larında yerleşim yok. Feribottan Kuzulimanı’nda inilse de ilk yerleşim yeri 7 km mesafede, deniz kıyısındaki tek yerleşim Kaleköy Limanı. Kuzulimanı’nın hemen solundaki Kaşkaval Burnu, halk arasında “peynir kayalıkları” olarak adlandırılan çarpıcı oluşumlar. Ancak denizden görülebilen, merdiven basamağı şeklindeki bu katmanlı kayalar, birbirinin üzerine dizilmiş peynir kalıplarını andırıyor. Yükseklere kurulmuş köylerin manzaraları görmeye değer. Te­pe­köy yolunda, kö­ye sap­madan varacağınız Çınaraltı’ndan Semadirek Adası’na ve uçsuz bucaksız Ege Denizi’ne bakın. Buradaki 625 ya­şın­da­ki çı­nar ağa­cı­ da gerçekten büyüleyici. Yukarı Kaleköy’deki Ceneviz Kalesi kalıntıları arasından adanın manzarasını seyredin.

Lezzetin ustaları

Adanın kayda değer bir mirası var; mutfağı. Yabani otlar ve zeytinyağı önemli malzemeler. Özellikle et denince buranın, Türkiye’de kırmızı etin en lezzetli ve bol olduğu yerlerden biri olduğuna değinsek abartmış olmayız. Tepelerde yetişen yabani kekiklerin bunda payı büyük. Adada, oğlak tandır, buharda oğlak, kuzu kapama gibi yemekler ağırlıklı olsa da zeytinyağında kızartılan kılıç balığı da adanın tadı. Zeytinliköy’de Rumlar’a özgü bir çeşit peynirli pizza olan Cicirya’yı ve Barba Hristo’nun sakızlı muhallebisini tadabilirsiniz. Sakızlı muhallebi denince, Rum mutfağında akan sular durur. Kekik balı da alışveriş listenizde ise Gökhan’ın Bal Çiftliği’nde organik ve ödüllü balı tatmalısınız.

Türkiye’nin en batı ucunda, güneşin en son battığı yerde… Türkiye’nin en büyük ve doğal su kaynakları açısından da Ege’nin en zengin adası… Ama bunların hiçbiri Mustafa’nın Kayfesi’ndeki dibek kahvesinin ve Mustafa’nın kendi elleriyle hazırladığı sakızlı muhallebinin tadını vermiyor kuşkusuz. Yola çıkın, göreceksiniz; tanıdıkça, yaşadıkça, insanlarıyla lezzetleniyor Gökçeada…

LEZZET MOLASI Soykan Çiftliği’nde dört saat fırında pişen oğlak tandır için önceden mutlaka rezervasyon yaptırın.

 AKTİVİTE Aydıncık Plajı’nda sörfe başlayabilir, Gökçeada Dalış Merkezi ile yapacağınız keşif dalışı ile adaya denizden bakabilirsiniz. 

 ALIŞVERİŞ Kaleköy’deki İmroza Ekolojik Yaşam Atölyesi’nden, ada zeytinyağı, yağmur suyu ve keçi sütünden yapılan “ada kokulu” sabunlardan alın. Köyün en güzel manzaralı bahçesi de burada.

 ALIŞVERİŞ Adadan özgün hatıralıkları, Kokina ve Gökçemadam’da bulabilirsiniz.