GÜNEŞİ KUCAKLAYIN, HASTALIKLARA ÇELME TAKIN

GÜNEŞİ KUCAKLAYIN, HASTALIKLARA ÇELME TAKIN

Baharın gelişiyle birlikte uyanan doğa bizi taptaze çimenlerin kokusu, yeşillenen ağaçlar ve yeniden dünyaya merhaba diyen çiçeklerle kucaklar. Güneş, ısısını artırdıkça hem ruhumuzun, hem de fiziksel sağlığımızın hücre hücre uyanışına tanık oluruz. Bazen ısı değişiklikleri sebebiyle vücudumuz bu yaşanana ayak uyduramaz ve virüs enfeksiyonlarıyla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olur. Hapşıran, burnu akan, vücudunu kırgın gibi hisseden biri olmak şart mı?

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dâhiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü,baharda tüm bunları yaşamak zorunda olmadığımıza dikkat çekiyor. Sadece mevsime uygun yaşayarak, güneşi kucaklayarak hasta olmamak mümkün…Görgülü’ye göre grip, nezle ve soğuk algınlığına çelme takmamanız için hiçbir sebep yok.

Kapalı alanda kalmayın
Öncelikle camları, perdeleri sık sık açın, evinizi havalandırın. Bahar havasının sizi ciğerlerinize, evinizin ve işyerinizin her köşesine kadar işlemesine izin verin. AVM’ler, kapalı alanlarda çok kalmamaya dikkat edin. Atalarımızın da dediği gibi, ‘güneş giren eve doktor girmez.’

Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, halsizlik, hatta öksürük, nefes darlığı gibi sıkıntılarla karşılaşmamak için de öncelikle nisan ayında uygun giyinmeye dikkat edin. Görgülü, çok sıkı ve terletecek şekilde naylon içeren giysilerin giyilmesi, bir de güneşi gördüğümüzde ince giysilerin tercih edilmesinin hastalıklara davetiye çıkardığını ifade ediyor.

İyi uyuyun, bol bol gülümseyin
Güneşin dünyamızı ısıtmasıyla birlikte sabahları da daha erken uyanmaya başlarız. Ancak eğer akşamları erken yatmazsak, vücudumuzun direnci düşebilir. Bu yüzden de erken yatmaya, karanlık ve sakin bir ortamda uyumaya ihtiyacımız var. Haftada 3 gün, 45 dakika yapılabilecek tempolu yürüyüş de sizin canlanmanıza ve vücut direncinizin yükselmesine yardımcı olacaktır.

Memorial Ataşehir Hastanesi ve Suadiye Tıp Merkezi’nden Uz. Psk. Uğurkan Ulutürk ise baharda mevsimin tadını çıkarmak yerine hiçbir şeyden keyif almama, dikkat dağınıklığı, uykusuzluk, iştah kaybı gibi şikâyetlerin depresyona işaret edebileceğini söylüyor. Ailenize ve sevdiklerinize zaman ayırmanız gerektiğini de ifade eden Ulutürk, bol bol gülümseyip olumsuz düşüncelerden uzak durmayı da tavsiye ediyor.

BAHAR GİBİ RENGÂRENK BESLENİN
Yaşam kalitemizin düşmemesi için önem vermemiz gereken hususlardan birisi de beslenme. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Merve Yüksek, bu dönemde özellikle sindirimi kolay ve kalorisi düşük yiyeceklerin tercih edilmesini öneriyor. Bu dönem meyvelerin ve sebzelerin de çeşidinin arttığı aylar. Bu yüzden de tabaklarınızda koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı, mor sebze ve meyveleri bulundurmaya özen gösterin.

Sebze-meyveden kaçmayın
Yüksek, yoğurtsuz bir masa kurmamamız, ağır ve yağlı yemeklerden de uzak durmamız gerektiğini de söylüyor. Yani bahar ayında muz, armut, karnabahar gibi beyaz renkli besinler; erik, siyah üzüm, patlıcan, böğürtlen, yaban mersini, lahana gibi mor renkli besinler;  domates, kırmızı elma, çilek, ahududu, turp gibi kırmızı renkli besinler; limon, portakal, havuç, ananas, balkabağı, sarı elma gibi sarı ve turuncu renkli besinler ile kivi, ıspanak, brokoli,  biber, taze soğan, roka gibi yeşil renkli meyve sebzeleri tüketmeye özen göstermeliyiz.

Anadolu mutfağı
Uzman Diyetisyen Merve Yüksek, sadece meyve ve sebze yemenin de yeterli olmadığını, tam tahıllı ekmek, süt ürünleri, kırmızı et, tavuk, yumurta ve Anadolu mutfağının vazgeçilmezi kurubaklagillerin de mutlaka haftalık öğünlere yayılması gerektiğini ifade ediyor. Bu mevsim balık açısından çok içacı görünmese de haftada bir yenilebilecek somon ve her gün biraz ceviz ya da fındık yiyerek ile Omega-3 yağ asitlerinin alımının da yapılabilmesinin stres hormonlarının azalttığını belirtiyor.

Kışın çok tüketilen kahve ve çayı ise biraz azaltıp daha çok su tüketimine önem vermekte de fayda var. Zaman zaman yeşil çay, kuşburnu, rezene, adaçayı gibi hazmı kolaylaştırıp toksinlerden arınmanıza yardımcı olacak bitki çaylarını da tercih edebilirsiniz.

AĞAÇLAR UYANIYOR POLENLERİ ALERJİ YAPIYOR
Özellikle büyük kentlerde trafikten kaynaklı kirlilik birçok insanın vücudunun gün geçtikçe daha alerjik bir yapıya sahip olmasına yol açıyor. Baharla birlikte çiçeklenmeye, yeşillenmeye başlayan kızılağaç, zeytin, kavak, çayır otu, fındık, arpa, buğday, yulaf ve çavdardan gelen polenler birçok kişinin hapşırmasına, sürekli mendil değiştirmesine sebep oluyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, elinizde sürekli mendille dolaşıyorsanız, gözlerinizde sulanma, kaşıntı, kızarıklık varsa, burnunuzda akıntı, tıkanıklık ve hapşırık görülüyorsa alerji problemi yaşıyor olabileceğinize dikkat çekiyor. Keskinel, ağaç polenlerin nisan, mayıs; ot polenlerin de mayıs, haziran ayında kişileri etkilediğini söylüyor. Doğanın uyanışını simgeleyen polenler maalesef saman nezlesi olarak ifade edilen alerjik nezle ve astım belirtilerini tetikleyebiliyor.

Keskinel, kişilerin alerjik belirtileri olduğunda bir doktor tavsiyesiyle alerji önleyici ilaçlardan yararlanabileceklerine, uygun kişilerde de aşı tedavisinin faydasına işaret ediyor.

Çocuğunuzun alerjisini soğuk algınlığı ile karıştırmayın
Bahar aylarında annelerin en büyük sıkıntısı sık sık hastalanan çocuklardır. Özellikle çocukların değişen mevsim şartlarına ayak uyduramamaları sebebiyle hastalanmaları ise doğal… Ancak soğuk algınlığıyla alerjik nezle çoğunlukla karıştırıldığı için çocukların yaşadığı hastalıklar kronikleşebiliyor.

Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ali Rıza Kanra uyarıyor:“Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir.”

Uzman Dr. Kanra, alerjik nezlenin belirtilerini de şöyle açıklıyor:“Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Burun kaşıntısı da oldukça tipiktir. Çocuğun çeşitli mimiklerle burnunu açmaya çalışması ve kaşıması ‘allerjik selam’ olarak isimlendirilir. Allerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz allerjileri ile birlikte görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir.”

Alerji problemi yaşamak istemeyenlere öneriler:
-Polen maskesiyle sokağa çıkın.
-Evinizi, ofisinizi sabah saatlerinde değil öğleden sonra havalandırın.
-Otomobil camlarını gerekmedikçe açmayın ve polen filtrelerini değiştirmeyi unutmayın.
-Gözlerin yanını örten güneş gözlükleri kullanın.
-Eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirin ve duş alın.
-Yıkanan çamaşırları ev içinde kurutun.