GÜNEYDOĞU’NUN ALTIN ÜÇLÜSÜ: GAZİANTEP-URFA-MARDİN

Güneydoğu, baktıkça derinleşen bir tarihin, zengin bir kültürün ve rastlanması zor bir konukseverliğin toprağıdır. Bölge bir süredir serpiliyor. Mardin çoktandır yolunu çizdi, yıllarca ihmal edilmiş bir bölgede ‘moda’ olmayı bile başardı. Gaziantep, Urfa ve hatta Midyat da artık dilden dile dolaşıyor. Asırlık taş konaklar; kusursuz restorasyonları, muhteşem taş işçilikleri, yöreselle şıklığı bağdaştıran tarzları, aile yadigarı objelerin sıcaklığı ve kararında bir otantiklikle Türkiye’nin en özellikli otelleri arasına giriyor. Yörenin efsanevi mutfağı bu bölgeye gelmek için başlı başına bir neden bile olabilir.

 

GAZİANTEP

Güneydoğu’ya gidin, hiç düşünmeden…
Gaziantep, masalsı çarşıları, sıradışı esnafı, hamamları, dış dünyadan kopuk eski evleri ve dillere destan yemekleri ile en görmüş geçirmiş gezgini bile etkileyebilen bir kent. Çocukların ve seyyar satıcıların arka sokaklarda yankılanan sesleriyle uyanırsınız, pencerenizi aralarsanız karşı evlerin damlarına sıra sıra, iplere dizilmiş, kurutulmuş biberler, patlıcanlar asılmıştır. Eski kentte yüzyılı aşkın evler, yüksek duvarların ardında taş konaklar var. Bir zamanlar buralarda zenginler yaşarmış. Sonra Yeni Gaziantep’te yapılan apartmanlara yerleşmiş, evlerini de ucuza kiralamışlar.

Şehre küsmeyip emek verenlerin kenti
Antep’te bir semt var, adı Şehreküstü. Diyorlar ki, adamın biri sevdiği bu kentin gidişatı üzerine umutsuzluğa kapılınca, şehrin dışına taşınmış, mahallesine de bu adı takmışlar. İyi ki bu evleri yaşatmaya kararlı bir iki kişi çıktı da Gaziantep, Güneydoğu’nun kalmaya ve görmeye değer destinasyonlarından biri haline geldi. Antepli Mizyal Karabiber Nacaroğlu, 130 yıllık bir Antep evini restore ederek ilk adımı atmış. Belkıs Han, benzeri diğer asırlık taş konaklar gibi kocaman avlusu, avlu taşları, minyatür çeşmeleri, odaların tavan yükseklikleri ve duvar resimleriyle, burada en az bir gece kalmanın Güneydoğu yolculuğunuza neler katacağının bir kanıtı.

‘Havara’nın zaferi
Kale gibi yüksek duvarların ardında kalmış olsa da Gaziantep’in çehresini değiştiren, kentte konaklamayı aklından geçirmeyenlerin gönlünü çelen bir yer de Anadolu Evleri… Kentin ilk yerleşim bölgesi olan kale civarına yakın, kapalı bir avlu içinde, birbirine komşu 150- 200 yıllık dört taş konaktan oluşan yapı, Antep çevresindeki ocaklardan çıkarılan ‘havara’ denilen, kışın sıcak, yazın serin tutmasıyla ünlü bir taştan inşa edilmiş. Abartıya kaçmadan, orijinalin güzelliklerini ortaya çıkararak, konforlu nostaljik bir şıklıkla restore edilmiş. Avlusundan odalarına, banyolarından ortak mekanlarına zevkli detaylarıyla Güneydoğu’nun en tarz sahibi otellerinden biri. Zeugma mozaiklerinin bulunduğu Gaziantep Arkeoloji Müzesi, başlı başına Gaziantep’e gelmek için bir neden. Geleneksel el sanatlarının satıldığı dükkanları, Kent Müzesi, pub, restoran ve kafesiyle Bayazhan ise adeta kent içinde bir kent.

KAÇIRMAYIN
Tarihi Bakırcılar Çarşısı’ndaki Çağdaş Et Lokantası, leziz baklavasıyla Burhan İnal, Gaziantep’te damak tadınıza büyük katkı sağlayacaktır.

 

URFA

Kutsal kent, yöresel mutfak 
Urfa’nın kutsal bir havası var. Etrafına huzur veren bir gölde kutsal balıklar, güneşin taşların altın renk verdiği serin camiler, minarelerin etrafında uçan güvercinler, kokulu gül bahçeleri, bir mağaranın duvarlarında yankılanan dualar… Şanlıurfa, Mezopotamya’nın en eski yerleşimlerinden. Eski Valilik Konukevi, özelleştirilmesinin ardından bugün Urfa’nın en dikkat çeken konaklama alternatiflerinden biri. Cevahir Konukevi, 19. yüzyılın sonlarında haremlik ve selamlıklı, geleneksel Urfa evleri planında inşa edilmiş. Avlulu taş konağın sahibesi Cevahir Asuman Yazmacı, Urfa Viranşehirli girişimci, cesur bir genç kadın. Dekorasyonda olduğu kadar, yöresel mutfakta da farklılık yaratabilmek için restoranda aileden kalma tadlara yeniden hayat vermiş. Börülce, nohut ve pancarlı Boranı yemeği ve pazarları bahçede verilen açık büfe brunch’ın meraklısı çok.

Sıra geceleri…
Urfa’nın geleneksel sıra geceleri kışın konukevinin şark odalarında yazınsa bahçede yapılıyor. Çiğ köfte ve cevizli fıstıklı şıllık tatlısı ikram ediliyor. Terastan Urfa Kalesi dokunulacakmış kadar yakın. Odalarsa Urfa Kalesi ve Dergah Sit Alanı manzaralı. Balıklıgöl ve Dergah karşısında bu civarda gezerken soluklanmak ve karın doyurmak için Halil İbrahim Sofrası ve Çardaklı Köşk Restaurant gibi yerler var.

LEZZET NOKTASI
Biraz ciğer, biraz da Urfalılarla sosyalleşme… Yusufpaşa Camii karşısındaki Sembol Ciğer Salonu’nda mangalda pişen ciğeri, önünüzdeki tahtada kestiğiniz otlarla birlikte kendiniz hazırlıyorsunuz.

 

MARDİN

Taşların dili
“Mardin’de ben taşların dilini öğrendim. Gökyüzünün yakınlığını ve uçsuzluğunu. Sapakları, açmazları, dorukları, yalnızlıkları… O kıraç sessizliğiyle güneşe komşu evlerin serin ayvanlarında oturup, bütün ufkun yalnızca bir bozkır olduğu o taşkentte insanlar birbirlerinin masallarını dinliyor, birbirlerinin masallarına inanıyorlardı…” diye yazmış Murathan Mungan çocukluğunu geçirdiği ve tutkuyla sevdiği Mardin hakkında. Mardin ve sakinleri, güneye, göz ucuyla tepeden seyrettikleri Mezopotamya Ovası’na yüzlerini dönmüşlerdir. Camiler ve kiliseler, manastırlar ve medreseler, Güneydoğu’nun bu bereket denizine karşı selam dururlar. Mardin, Güneydoğu turizminin yüzakı. Akdeniz sahilleri kadar moda olacağı günlerin sinyallerini çoktandır veriyordu.

Mezopotamya Ovası’na karşı
İlk olarak Erdoba Konakları turizme kazandırıldı. Konaklar hemen Mardin’le özdeşleşti. Binaların arasında en etkileyici olanı Selçuklu Konağı. Taş işçiliği ve terasından görünen Mezopotamya Ovası manzarası, sadece kente değil, otele de vakit ayırmayı gerektiriyor. Erdoba evlerinin ardından Artuklu Kervansarayı açıldı. Restorasyon sırasında bulunan, eskiden kalma odalar ‘Kayıp odalar’ olarak adlandırılıyor.

1200 yıllık tarihte konaklama
Asırlar boyu Süryaniler’in yaşadığı, taş konakları ve dar sokaklarıyla labirentvari yerleşim Midyat’ta 2009’da açılan Kasr-ı Nehroz, 4000 yıllık bir yerleşim yerinde 1200 yıllık bir konak. Midyat gibi yıllar boyu konaklama sıkıntısı çekilen bir yerde adeta bir vaha. Mardin’i fazla turistik ve kalabalık bulanlar Savur ya da Midyat’a yöneliyorlar. Tarihi mimari ve şıklığın dengelendiği otel, Midyat’a yerleşen ilk Müslüman aile olan Nehrozlar tarafından 260 yıl boyunca ev olarak kullanılmış.

LEZZET NOKTASI
Mardin yemeklerinin merkezi Cercis Murat Konağı’nın, Mezopotamya Ovası’na bakan terasında kapari salatası, cevizli zeytin, kitelraha (Süryani usulü içli köfte), erikli yahni, firik, kaburga dolması, peynir helvası denemeye değer.

OTANTİK KONAKLAMA
Savurlu Öztürk ailesinin iki asırlık evi Savur Konağı’nda konaklamak, tipik Mardin mimarisi, adeta birer müze parçası olan aile yadigarı eşyaları, dantelli kar beyazı çarşaflarıyla yerli bir ailenin geçmişini paylaşmak demek.