GÜNLERİN TRENİ

GÜNLERİN TRENİ

TREN, GİRDİĞİ YERDE BİRAZ KEDERLE, HASRETLE, GURBETLE DE OLSA İYİLİK UYANDIRIYOR, İYİMSERLİK YARATIYOR, EH GÖZLER DE KURU KALACAK DEĞİL YA BİRAZ DA GÖZLERİ IŞITIYOR. GELMESİ ÜÇ VAKTE KADAR BEKLENEN SEVİNÇLİ BİR HABER GİBİ.

“Günlerin…” diye başlayan kalıbı, Boris Vian’ın, herhalde Türkçede yayımlanalı 30 yılı geçmiştir, belki de 40 yıl, Günlerin Köpüğü kitabı meşhur etti sanırım. Pek kullanışlı olduğuna şüphe yok. Hemen her sözcüğün önünde güzel duruyor ama, doğrusunu isterseniz trenin önünde daha güzel duruyor. Okuyorsunuz ama bir de kendi kendinize söylesenize, günlerin treni, dediğim gibi değil mi?

Daha güzel demek burada daha iyi, daha hakiki hatta daha yakışıklı anlamına bile geliyor. Gerçi trenin yalnızca bir kasabaya, bir şehre, bir gara girmesi değil yalnızca, bir sözcüğe, bir şarkıya, türküye girmesi de güzel, Girdiği yerde biraz kederle, hasretle, gurbetle de olsa iyilik uyandırıyor, iyimserlik yaratıyor, eh gözler de kuru kalacak değil ya biraz da gözleri ışıtıyor. Gelmesi üç vakte kadar beklenen sevinçli bir haber gibi.

Günlerin treninde pazartesi ciddiyeti var mıdır? Sanki o gün lacivert katsayısı, kravat yüzdesi ve siyah ayakkabı rekoltesi biraz daha fazladır, yüksektir. Bu yazıyı okuyan siz örneğin, günlerden pazartesi olduğunu trende mi daha çok hissedersiniz yoksa binişten önce ya da sonra mı? Tren sanki pazartesi koyuluğunu alır uzaklara götürür biraz. Bu yüzden trene pazartesileri mümkün olduğunca sık binmek sanırım yolcularımızın menfaatinedir. Düşünsenize pazartesinin çoğu trende geçiyor, harika bir duygu değil mi?

Nedense salı günleri, trenin boş günleri gibi gelir bana. Öyle fazla acelesi, hemen görülecek bir işi, kapatılacak hesabı olmayanlar içindir salı treni. Çoook eski bir arkadaşını, adeta gençliğini göresi gelmiş gibi özleyen, torunları da boyunu çoktan geçmiş olan ve ne yazık ki “adam”ı da karatoprağa vermiş olan bir hanımın, arkadaşına giderken biraz da gönül gezdirmesi içindir. Küçük bir yolluk da hazırlamıştır kendisine. Sadece yolları değil yılları da geze geze gider o hanım, sanki salı treni de öyle insanlar, gönül gezdirenler içindir biraz.

Çarşambanın treni iyimserlerle doludur. Ya da ben çarşamba trendeysem pek iyimser gelirim kendime. O yüzden de trendeki herkes iyimsermiş gibi gelir bana. Hem de olsunlar, olalım, olmalıyız. Nedensiz iyimserlik deriz ya bazen, bana kalırsa en güzeli de odur, hem nedene de ne gerek vardır, bilmem. Durduk yere gülüyor diye yadırgarız ya bazen insanları, ister durduk yere ister durmadan, her neyse, demek ki onu güldürecek, gülümsetecek bir şeyler geçmiştir aklından. Bu da düşüncenin gülümsemesi olsun. Yalnızca çarşamba mı her günün treni iyilikle, iyimserlerle dolsun!

Perşembe. Şahane. Perşembenin bir fiyakası vardır günler içinde. Sanki hep Ecnebi memleketlerinde tahsil görmüş, 3-4 dil bilen, ukalalığından değil ama Türkçesi kırık olduğundan sözcükleri çocuk gibi yarım yarım ya da yalan yanlış telaffuz eden, bu nedenle de sevimli gelen, eh biraz da kıskançlık duygusuyla bakılan…yakışıklı bir genç diyelim perşembeye. Hem zaten perşembe de günler içinde biraz ‘avrupa görmüş’ gibi durmuyor mu? Perşembe treni de haftasonu tatilini haftaortasından başlatan bu arkadaşlarla doluyor.

Cuma trenini kaçırmayın, cuma gelince o mutluluğu yaşayın. Zira her açıdan kutsal cuma, kavuşma, özlem giderme, evden, işten dünyaya çıkma, tabiatla buluşma, sanki hayat cuma ve onun en yakın arkadaşları olan cumartesi, eh biraz da pazardan ibaretmiş gibi. Cuma treni insanın kendini en çok o gün hissettiği insan olma halini taşıyor.

Cumartesi yalnızlığı trenlerde de kutlanır! Bunda kutlanacak ne mi var diyorsunuz? Öyleyse sizi bir cumartesi trenine alalım. Ve “yalnızlar vagonu” şarkısı daha yazılmadığı için, Erkin Koray’dan “Yalnızlar Rıhtımı” şarkısını çalalım. O trende başka yalnızlar da göreceksiniz, ama iki yalnızlıktan ancak üçüncü bir yalnızlık çıkacağını da lütfen unutmayın!

Pazar. Dönüş treni. Yatılı okula, kışlaya, işe, derse, tatilden, yazdan, yazlıktan eve… O tren gönüllü değil, hayli gönülsüz biçimde, ama mutlaka binilen trendir, mecburiyet treni. Hızlı da olsa biraz yavaş gidiyor gibi görünmesi de bundandır. ÖNEMLİ NOT: Pazar treninde yapılacak en son şey de bu gibi yazıları okumaktır.