GÜZELLİK BİR VARLIKTIR

GÜZELLİK BİR VARLIKTIR

Karaköprü’yü gördüm. Artık kentin içinde kalmış. Bir tane bile nar ağacı yok. Eskiden nar bahçeleri varmış burada. Ondan dolayı Karaköprü “narlık”… Kent olarak Urfa ile meyve olarak “nar” aynı çağrışım ortamına sığmasa eskiden öyleymiş… O nar bahçelerinin çiçeklenme dönemi çılgın güzelliği nasıl bir “taze” imajı doğuruyorsa türkünün yakıcısında… Yahut öyle değil de, narlar olgunlaşmış, çatlamış, dallar eğilmiş, olgun bir sevgilinin bütün hallerini yansıtır bir tabloya dönüşmüş… Karaköprü’nün narlık olması sadece bir bilgi olarak, bir taşıyıcı motif olarak, yahut bir sonraki dizeye zemin olarak kalmıyor burada… Ses uyumunu da tesadüfi adlandırmaya yorabiliriz belki ancak dizenin kendi iç evreninde ses uyumu bile tali kalıyor. İki harf ve gözünüzde canlanan bir bahçe… Bu bahçe ise nar bahçesi: Estetik var, bereket var, tebessüm var… Ve devamında eşyanın temel hakikati: “Güzellik bir varlıktır.” Bu cümle ilk dizede “varlık bir güzelliktir” şeklinde de okunabilir pekâlâ… Güzelliğin bir varlık olduğunu, varlık sözcüğünün kuşatıcılığını da düşünerek dünyada söyleyen ve bunu bir aşk türküsünün bir dizesi olarak kendiliğinden söyleyen kişi farkında olmadan evrenin temel hakikatini de söylemiş oluyor. “Varlık bir güzelliktir” cümlesiyle “Güzellik bir varlıktır” cümlesi arasında sahih bir varlık anlayışına sahip olan hiç kimse ayrılık görmeyecektir.

Devam edelim: “Şal aba giyinenler/Sevdiğine layıktır”… Bu biraz da hakikatin edebiyatı gibi geliyor. Nasıl nar ağacı/nar bahçesi çiçeklenip, meyvelenerek, yani giyinip kuşanarak kendisini gösteriyorsa, sevdiğine layık olmak için de “şal aba” giyinme eylemini işaretliyor adsız şairimiz.

Uzatmadan türkünün bütününü buraya alalım:
“Karaköprü narlıktır.
Güzellik bir varlıktır
Şal aba giyinenler
Sevdiğine layıktır

Kale altı mağara
İplik sardım tarağa
Ben dedim yakın olam
Felek saldı ırağa

Dağlara lale düştü
Güle velvele düştü
Öldüğüme gam yemem
Yar elden ele düştü”

Türküde, yakın bilindik bir yerden, dünyadan ve o dünyanın nimetlerinden, sevgiliden fiziki ve mecazi ayrılık imajı o kadar güçlü ki, yârinden ayrılan aşıktan, dünyadan ayrılmak üzere olan ölümcül hasta psikolojisine kadar değişik katmanlarda fotoğraflar gizli… Yârin elden ele düşmesi de bir kadın meselesi değil ayrıca…

Dağlara lale düşmesiyle güle velvele düşmesi usta bir romancıya “ateş ve çığlık” adında iç kaynamalarından örülü bir roman yazdırabilir.

Türkünün kaynak kişisi Mustafa Savaş… Mehmet Özbek derlemiş. 

Türküyü kimden dinlemeli?
Siz her Urfalı sanatçıdan dinleyebilirsiniz ancak ben Münevver Özdemir’den dinlemeyi tercih ederim.