HADİM-İ HARAMEYN YAHUT YAVUZ SULTAN SELİM

HADİM-İ HARAMEYN YAHUT YAVUZ SULTAN SELİM

Türkiye’nin askeri darbeler tarihinin Yavuz Sultan Selim’le başladığını fark etmek insanı enteresan fikirlere sevk ediyor. Hele Selim Han’ın ilk askeri darbenin muhatabı değil faili olduğu anlaşılınca hadise daha da ilginçleşiyor. 1512’de Selim, yoldaşı yeniçerilerle birlikte babası Bayezid’i tahtından etti. Sofu lakabıyla anılan Bayezid Han’ın ikircikli siyaseti kardeşi Cem’le rekabetinde işe yaramıştı ama Selim’in “yavuzluğu”na karşı çaresiz kaldı ve böylece Türk tarihinde asker marifetiyle iktidar değişiminin ilk tohumu atılmış oldu.

Selim’in darbesi dönemin ruhuna uygundu esasında. Zira 16. yüzyıl Avrupa ve Orta Doğu’da ülkelerin kaderini orduların çizdiği bir dönemdi. Her ülkede ordu kontrolü tamamen eline geçirmişti ve ülkeler arasındaki askeri yarış ön plandaydı. Avrupa imparatorlukları Afrika, Amerika ve Uzak Doğu’da bir sömürge yarışı içindeydi. Osmanlı, Safevi ve Memluk imparatorlukları ise Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya’nın hâkimi olmak için neredeyse her yıl askeri seferler düzenliyorlardı.

“Yavuz” adı nereden geliyor?
1. Selim, Osmanlı’nın Müslüman ve gayrimüslim rakipleri karşısındaki güçlü, sert, yenilmez tavrı nedeniyle “yavuz” ismiyle anılmıştır. Dedeleri II. Murat ve II. Mehmet büyük fatihlerdi, babası Bayezid ise fetihten ziyade tahkim politikası gütmüştü; Selim’e gelince, fethettiği topraklar itibariyle hem Murat hem Mehmet dedesini geçecek ve sadece 8 yıl tahtta kalmasına rağmen onun döneminde Osmanlı toprakları iki buçuk katına çıkarak 6 buçuk milyon kilometre kare yüzölçümüne ulaşacaktı.

Selim 10 Ekim 1470 tarihinde Amasya’da II. Bayezid ile Gülbahar Hatun’un çocuğu olarak dünyaya geldi. Bazı kaynaklar annesinin isminin Ayşe olduğunu söyler. Selim’in annesi Dülkadiroğulları Beyliği’nden Alaüddevle Bozkurt’un kızıydı. Selim, Bayezid’in dünyaya gelen sekiz, hayatta kalan üç oğlunun en genciydi. Selim şehzadeliğinde ağabeyleri Ahmet ve Korkut’la taht mücadelesine girecekti.

Ahmet Saruhan (bugünkü Manisa), Bozkurt Amasya, Selim ise Trabzon sancakbeyiydi. Sancakbeyliği görevi Osmanlı şehzadeleri için bir nevi staj anlamına geliyordu; şehzadeler bu yolla tahta hazırlanıyorlardı.

Dedesi Mehmet ölüp babası Bayezid Osmanlı tahtına oturunca en genç şehzade durumundaki Selim, Trabzon sancakbeyi olarak tayin olundu; sene 1481. Şehzade, Trabzon’u 29 sene idare edecekti. Tabii düpedüz çocuk olduğu ilk birkaç yılı saymazsak…

Selim Trabzon sancakbeyi iken Türkmenlerin huzursuzluğunu fark etti ve padişah babasının onayını alma ihtiyacı duymadan Gürcülerle harbe girerek Kars, Erzurum ve Artvin’i fethetti. Böylece Türkmenlerin sevgisini kazandı. Yeniçeriler zaten Selim’i destekliyorlardı. Selim çok iyi bir askerdi ve hareketi seviyordu. Yazık ki Bayezid’e yakın İstanbul bürokrasisi tahtta Şehzade Ahmet’i görmek istiyordu. Bu durum önce sessiz ve derinden, daha sonra açıktan açığa bir taht kavgasına yol açacaktı.

Osmanlı’nın “Game of thrones”u
Savaş üzerine kurulu devletlerin çoğunda olduğu gibi Osmanlı Devleti de taht kavgasından ari değildi. 17. yüzyıla kadar silahlı, 17. yüzyıldan sonra siyasi taht oyunları Osmanlı için tanıdık bir meseleydi. Hatta Fatih bunu kanunlaştırmış, tahta hangi şehzade geçebilirse rakibi olabilecek kardeşlerini ortadan kaldırabileceğini hükme bağlamıştı.

1. Bayezid’in son yılları da üç şehzadesinin taht mücadelesini sahne oldu. Ahmet ve Korkut hem coğrafi olarak hem de zihinsel bakımdan tahta Selim’den daha yakınlardı. Selim’in “yavuz”luğu İstanbul’da onu istenmeyen şehzade yapıyordu. Sivil bürokrasi, ki gittikçe güçleniyordu, Ahmet’i desteklerken yeniçeriler Selim’e eğilim gösteriyordu. Bu sırada Selim oğlu Süleyman’ın yanına Kırım’a gitti. Selim’in rahatsızlığını fark eden Bayezid ise Trabzon’un yanı sıra Kefe’yi Selim’in idaresine verdi. Fakat Selim babasının elçisini reddederek Balkanlar üzerinden İstanbul’a yürümeye başladı.

Tahta geçmeyi bekleyen Ahmet, babası Bayezid’den veraset hükmünü uygulamasını, yani Korkut ve Selim’i idam ettirmesini istedi; Bayezid ise kardeşi Cem’e gösterdiği gadri oğullarına göstermedi. Böylece Selim’in Balkanlar üzerinden İstanbul’a yürüyüşü devam etti. Bir süre sonra Sultan Bayezid oğlu Selim üzerine bir ordu sevk ettirdi. İkisi Çukurçayır mevkiinde karşı karşıya geldi.

Baba oğul çatışması
Baba da oğul da ordularına savaş emri vermeden karşı tarafın hareketini beklemeye koyuldu. İki taraf da kıpırdamayınca görüşmeler başladı ve netice itibariyle Bayezid tahta üç oğlundan hiçbirini veliaht tayin etmeyeceğini belirten bir antlaşmayı imzaladı. Bunun anlamı Bayezid’den sonrasının kardeş kavgasına kalmasıydı.

Öte yandan, Safeviler Osmanlı sınırlarını tehdit ediyordu ve Bayezid tahtı bırakmak niyetindeydi. Vezirleri toplayıp fikirlerini sordu. Divan-ı Humayun’dan Ahmet’in adı çıktı, doğal olarak. Ahmet İstanbul’a çağrıldı. Durumu fark eden Selim İstanbul üzerine harekete geçtiyse de babasının orduları onu yenilgiye uğrattı. Bu, Selim’in hemen hemen tek yenilgisi olarak tarihe geçecekti. Selim babasına yenilince tekrar Kırım’a çekilip yeni fırsatlar çıkmasını beklemeye başladı.

Fırsat yeniçeriler eliyle geldi. Ahmet’i istemeyen asker güruhu bir darbeyle Bayezid’e Selim’i veliaht ilan ettirdiler. 1512 yılında Selim İstanbul’a gelerek yıllardır etrafında dolaştığı tahta oturdu.

Kazanma alışkanlığı
Yavuz Sultan Selim sporda “winner” tabir edilen, sürekli kazanan karakterlere benziyordu. Tek fark, Selim’in başarılarının daima kılıçların gölgesinde elde edilen kanlı fetihlerden kaynaklanıyor olması. Selim iki yıllık bir hazırlıktan sonra büyük bir tehlike olarak gördüğü Safevi akınlarını kesmek için Doğu Anadolu’ya yöneldi ve Çaldıran Ovası’nda Şah İsmail kuvvetlerinin gücünü ciddi biçimde kırmayı başardı. Şah İsmail seri hareket eden ordusuna ve yeni teçhizatına güveniyordu; ama karşısında organize yeniçeriler vardı. Netice Safevi tarafı için yıkıcı oldu. İsmail’in Selim’e meydan okuması mektuplarda kaldı. Savaş meydanında ise ganimeti toplayan Osmanlılar oldu.

Aynı yıkıcı sonucu, Safevilerle olan mücadelesinde Selim’i yalnız bırakıp sonuçtan istifade etmek isteyen Memluklar da yaşayacaktı. Ama önce Güneydoğu Anadolu ve Irak’ın tahkim edilmesi gerekiyordu. İdris-i Bitlisi önderliğindeki Kürtler Şii zorbalığına karşı Selim’den yardım istemiş ve Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarına ilan etmişti. Selim İdris’e askeri yardım göndererek Şafii-Hanefi ittifakının temellerini atmış oldu.

1516-1517 yıllarında Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika’yı fetheden Selim 1520’de vefat ederek cihan hâkimiyeti iddiasını oğlu Süleyman’a bıraktı.