HARLEY TUTKUNU OYUNCU: TAMER KARADAĞLI

HARLEY TUTKUNU OYUNCU: TAMER KARADAĞLI

Tamer Karadağlı’yla defansif ve ileri sürüş eğitiminin verildiği GİS Akademi’de buluştuk. Söyleşi öncesi sohbet ettiğimizde Tamer Karadağlı’nın ‘nasıl bir babasınız ya da taş fırın erkeği misiniz?’ gibi sorulara cevap vermekten bıktığı için röportaj vermekten sıkıldığını öğrendik. “Eyvah! Biz de aynı soruları hazırlamıştık.” diyerek espri yaptık çünkü ‘motosiklet kullanmak’ üzerine bir söyleşi yapmak için anlaşmıştık. Ancak laf lafı açtı ve biz her konuda sohbet ettik.

Tır şoförü olmak istiyormuşsunuz, merak ettim bu mesleğin nesi ilginç gelmişti size?
‘Konvoy’ diye bir filme gitmiştim. 78 yapımı. Cris Cristoferrson tır şoförünü oynuyordu. Film çok hoşuma gitti ve tır şoförü olmaya karar verdim. Bu kadar.

Peki, motor sevdanız da bir filmle mi başlamıştı yoksa?
Bu arada motor değil, Harley kullanıyorum. ‘Easy Rider diye bir film izlemiştim, 1969 yapımı. Peter Fonda, Denise Hooper ve Jack Nicholson oynuyordu ve bir yol filmiydi. Harley’ler Amerika’yı boydan boya geçer. Filmde görünce bayılmıştım. O zaman onların Harley olduğunu bile bilmiyordum. O motorların daha sonra Harley Davidson olduğunu öğrendikten sonra Harley sevgim daha da pekişti.

Motosiklet kullanmakla Harley kullanmak arasında nasıl bir fark var?
Harley bir yaşam biçimi, başka bir ruh, başka bir keyif. Dünyadaki en büyük marka değeri taşıyan firmalardan biri; 1903’te kurulmuş. Tişörtünden ayakkabısına, bandanasından pantolonuna kadar bir sürü aksesuarı barındırıyor. Dünyada çok az markada bu özellik vardır. İnsanlar Harley’in logosunu, adını ya da onu sembolize eden kartalı dövme yaptırıyor. Bir de kovboyun ata binme şekli gibidir; ayaklar biraz önde olur. Geçirdiği evrim, klasik görüntüsü, sesi her şeyi bana diğerlerinden daha cazip geliyor.

Yalnız mı gezersiniz, grupla mı?
Bazen elli kişi bazen küçük bir grupla geziyoruz. Tanıdığım ve iyi vakit geçirmekten keyif aldığımı insanlarla dolaşmayı tercih ediyorum. Kimi holding kimi fabrika sahibi kimi iş adamı ama ceketleri asıp deri montlarımızı giydiğimiz zaman kimin ne olduğunun önemi kalmıyor. Egolar devreye girmiyor. Yurt içi ve yurt dışı gezilerine gidiyoruz. Motosiklete bindiğim zaman kendimi şarj ediyorum. Beni son derece rahatlatıyor.

Bütün Harley’ciler bir araya gelince avcı hikâyeleri gibi anılarınızı anlatır mısınız?
Muhabbet hiç değişmez. Aynı hikâyeyi kırk kere anlatırız. ‘Egzozum böyle, senin aynan şöyle’ gibi sıkılmadan, bıkmadan konuşup dururuz. Dışarıdan dinleyen için son derece sıkıcı, beş yaşındaki erkek çocukları gibiyiz. İnsanın işi dışında başka bir meşgalesinin olması gerektiğine inanıyorum. Sadece iş hayatınızın olması sizi hem sıkıcı hale getirir hem de bir çıkmaza girmenize neden olur. Tutkuyla bağlı olduğunuz başka bir alanın olması lazım.

Harley’in üzerindesiniz, yola çıktınız, aklınızdan neler geçer yol boyu?
Onun verdiği o özgürlük ve o rahatlık hissi bambaşka… Böcekler, çiçekler ne güzel, ağaçlar ne güzel kokuyor diye düşünmekten ziyade yola konsantre olmanız, oluşabilecek tehlikeleri öngörmeniz ve algılarınızı sürekli açık tutmanız lazım. Son derece keyifli ama bir o kadar da dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü keyif veren hal bir anda kâbusa dönüşmesin.

Motor kullanmak trafik için de büyük çözüm aslında değil mi?
Elbette İstanbul’un bu keşmekeş trafiğine en iyi çözüm. Daha çok motosiklet olması ve daha çok insanın motosiklete yönelmesi rahatlatıcı olur ama öncelikle trafik kurallarının düzenlenmesi gerekir. Gelişmiş ülkelerde insanlar takım elbiselerini giyip güvenli bir şekilde işe gidebiliyor. Motosiklet kültürü değil, trafik kültürünün yerleşmesi gerekiyor. Arabalar önceliği kendinde görüyor oysa motosikletle oyun olmaz.

Yolda sıkıştıran oluyor mu?
Olmuyor ama birkaç kere ‘abi seni görmedim’ diyen oldu. Arabalara karşı algımız açık ama motosikleti algılamıyoruz. Mesela Harley’lerin egzozları daha yüksektir. Genelde de polisler yüksek ses çıkaran motosikletleri çevirir, ceza yazar. Hâlbuki sesin yüksek olması algının ortaya çıkmasına neden oluyor. Sesi duyan ‘biri geliyor’ deyip dikkat ediyor. ABD’de arabalara ‘yüksek ses hayat kurtarır’ diye sticker yapıştırırlar. İşte o çok yüksek dediğiniz ses hayatınızı kurtarıyor.

Çocuk sahibi olduktan sonra motor kullanmak konusunda daha mı dikkatlisiniz?
Bu araba kullanırken de geçerli. Eskiden kuryeler gibi bilinçsiz kullanır, kep takardım. ‘Canım ne olacak’ derdim. Yaş ilerledikçe, işin içine iyice girince dikkatli olmanın önemini kavrıyorsunuz. Çünkü ne kadar sağlıklı ve iyi olursam kızımla o kadar vakit geçirebilirim.

Kızınızla aranız nasıl ve nasıl bir babasınız?
Ben Zeyno’yu büyütüyorum, o da beni. Çocuk sahibi olmak elbette hayata bakışınızı değiştiriyor. Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel duygusu… Neredeyse 40 yaşında baba oldum. Bu kadar keyifli olduğunu bilseydim önceden birkaç tane çocuk yapardım. Ayrıca kız çocuğu sahibi olmak bambaşka. Kızım sadece hayata bakışımı değil, kadınlara bakışımı da değiştirdi. Daha saygılı ve daha anlayışlı olmayı öğrendim. Çünkü her kadın kendi babasının Zeyno’su. 

Taş fırın erkeği misiniz?
“Taş fırın erkeği olmak enteresan bir durum. Taş fırın erkeği maço değil. Eğitimli olsa da hâlâ üzerinde erkek olma baskısını hisseden ve onunla savaşan bir adam. Dizinin her bölümünde Haluk, Meltem’le savaşır, itiraz eder, bağırır çağırır ama bölüm sonunda hep Meltem’in dediği olur. Haluk karakteri modernizmle savaşıyor. Türk erkeği kendinden bir parça gördüğü için karakteri çok sevdi.”

Ya bir gün unutulursanız?
“Yıllar sonra belki gazetecilerin yanından geçeceksiniz ve sizi tanımayacaklar. Olabilir. Mesleğimiz gereği beğenilmek, alkışlanmak ve takdir edilmek hoşumuza gider. Tamer Karadağlı sevmeyen de vardır, çok seven de. On sene önce ‘evlendi’, ‘boşanıyor’, ‘kızı oluyor’ diye haberler çıkardı. Bu bir bayrak yarışı şimdi de başkaları gündemde. Sevdiğiniz insanlar etrafınızda olduktan sonra ne yazıldığı çok da önemli değil.”