HÂZÂ OSMANLI: KÖSEM SULTAN

HÂZÂ OSMANLI: KÖSEM SULTAN

Televizyon dizilerinden dolayı Osmanlı kadınlar saltanatı, yüzyıllar sonra bir kere daha günlük hayatın bir konusu haline geldi. Televizyoncular bu işi taklit değil sahicilik üzerine kursalar millete tarih öğretmeleri işten değil aslında.

Kadınlar saltanatı büyüyü bozup Osmanlı’yla bizi çağdaş yapıyor çünkü. Hele çok da güzel bir kadın olmasına rağmen tarihçilerin hayatına dair tek bir cinsiyet iması dahi yapmadıkları Kösem Sultan üzerinden Osmanlı’nın en kargaşalı yarım asrını geniş kesimlere duyurmak yapılması gereken bir iş gibi duruyor.

Siyaset yönünden ise senaristlerin entrika aramasına gerek yok Kösem’in hayatında. Hürrem, Safiye ve Turhan için hayal gücüne daha çok ihtiyaç varken; Mahpeyker Kösem Sultan’ın hayatı olduğu gibi anlatılınca üç sezonluk entrikalı dizi senaryosu çıkıyor ortaya.

Haseki
Kesin doğum yeri ve tarihi, hatta etnik kökeni bilinmiyor Kösem Sultan’ın. Adının Anastasia olduğu tarih açısından muteber olmayan bir uydurmadan ibaret. Rum, Boşnak veya Çerkez olduğu iddiası mevcut… Osmanlı hareminin yapısı ve Kösem’in siyasi kariyeri göz önünde bulundurulursa bunun fazla bir önemi de yoktur. Neticede saraya cariye olarak alınıp I. Ahmet’in hasekisi olduğunu biliyoruz. Haseki yani padişahtan erkek çocuğu olan cariye… Esas önemli bilgi ise, Kösem’in yıllar içinde devleti idare eden bir numaralı isim haline geleceği.

Kösem Sultan’ın cariye ismi Mahpeyker’dir, yani ay yüzlü. Kösem, Mahpeyker’in Türkçesi gibi görünüyor. Kim bilir belki de Ahmet Han, karısını “Kösem” diye çağırıyordu ismine tevriye yapmak için.

Haseki Mahpeyker’in hayatına dair bilgilerimiz kesin değil. Mesela kocası I. Ahmet’in ona ne kadar bağlı olduğuna dair bir kanıt yok elde. Daha ziyade zarif tavırları, keskin zekâsı ve sağduyusuyla padişaha ‘alter ego’ olmuşa benzer. Padişahla gözdesinin akran olduklarını unutmamak lazım… İyi yetiştirilmiş iki seçkin genç insanın aynı yatağı paylaştığını düşünün. Dünyayı birlikte tanıyacaklardır. Buradan bakınca, I. Ahmet-Kösem ilişkisini ergenlikte başlamış uzun bir konuşma, beraber vakit geçirme, birbirine akıl danışma ve güven alıp verme üzerine kurulu derin bir bağlılık olarak okuyabiliriz. Demek ki Kösem, I. Ahmet’e bağlandığı bağla Devlet-i Aliyye’ye bağlandı onun ölümünden sonra.

Valide
Osmanlı’da haseki sultan olmanın siyasi karşılığı padişahın mahremi olmaktan ibaretti. Aslolan valide sultandı, çünkü padişah eşini değiştirebilir ama annesini değiştiremezdi. Türk töresinde anneye verilen değeri de katarsak valide sultanların Osmanlı’da neden daima göz önünde olduğunu anlarız. Valideler önceleri sadece haremi yönetirken yer yer kişisel hırslarının neticesi olarak, çoğunlukla ise mecburiyet karşısında devleti yönetir hale gelmişlerdir.

Kanuni çağından yani Hürrem’den itibaren hasekilerin valide olabilmek için yoğun çaba harcadıklarını, bu yolda siyasete başvurduklarını, hem Osmanlı önde gelenleriyle hem yabancı devletlerin elçileri ve soylularıyla sürekli iletişim içinde olduklarını müşahede ediyoruz.

Kösem Sultan haseki olsa da doğal valide adayı değildi. Oğulları henüz küçüktü; onların tahta çıkması ihtimalinin önünde I. Ahmet’in kendinden bir yaş küçük kardeşi Mustafa ile büyük oğlu Osman vardı. Kösem valide olmadan, Osmanlılar her ikisinin sultanlığını gördü.

Görmek de ne demek? Altı yüz yıllık saltanatın en kısa ama en acıklı sahneleri bu kısa dönemde görüldü. Doğu ve Batı sınırlarımızdaki savaşlar ile içerideki Celali isyanları yüzünden sıkıntıya düşen Osmanlı, bir de tahta kimi oturtacağının telaşına düşmüştü.

Naib
I. Mustafa ve II. Osman’ın olaylı saltanatları sırasında Kösem Sultan ön planda değildi; ama kendisi ve ailesi için çok önemli bir şey yaparak Osmanlı veraset sisteminin değiştirilmesine katkıda bulundu. Oğulları küçük olduğu için kocasından sonra üvey oğlunun tahta çıkması, Kösem için felaket anlamı taşıyordu. Osman tahta çıkar çıkmaz kardeşlerini boğduracaktı. Varis yokluğundan I. Ahmet’in kardeşi Mustafa’yı boğdurmamış olması veri alınarak taht sırası değiştirildi ve tarihte ilk defa, ölen padişahın yerine oğlu değil kardeşi geçti.

Tabii I. Mustafa yetersizdi, saltanatı da kısa sürdü bu yüzden. Onun yerine gelen II. Osman’ın, namı diğer Genç Osman’ın kaderi ise hala canımızı acıtır. Genç Osman önce hal, sonra katledildikten sonra I. Mustafa tekrar sultan ilan edildi; ama aklı başında olmayan sultanın ikinci taht macerası da devletin içine düştüğü zaaf yüzünden kısa sürdü. İstanbul ve taşra kargaşa içindeydi. Neticede paşalar sultanı değiştirmeye karar verdiler. Yerine de doğal olarak Kösem Sultan’ın büyük oğlu Murat, namı diğer IV. Murat geçecekti.

Murat küçük olduğu için emirler o büyüyüp ipleri eline alana kadar Kösem Sultan’dan alınır oldu. Böylece Kösem’in gayri resmi saltanatı başladı. Valide, aşağı yukarı on yıl koca Osmanlı devletini yönetti. Tabii, zorbalıkla değil siyasetle. Tek adam idaresiyle değil konjonktüre göre değiştirdiği ittifaklarla. Kösem’in naibliği döneminde dokuz sadrazam değiştirdiğini biliyoruz. Kudretini oraya bakarak ölçebiliriz.

Valide-i muazzama
“Sahib-i Kıran” IV. Murat yaşı yetişip de annesi Kösem’den tahtı tamamen devraldıktan sonra ömrünün kalan sekiz senesinde memleketi aslanpençesiyle yönetti. Bütün çocukluğu isyan ve disiplinsizliğe şahit olarak geçtiği için kahveye, tütüne bile yasak koydurdu. İstanbul’u kontrol altına aldıktan sonra da Safeviler üzerine yürüdü. IV. Murat’ın ömrü vefa etmeyince kardeşi İbrahim tahta çıktı. İbrahim de amcası Mustafa gibi şehzadeliğinde dengesini kaybettiği için iş gene Kösem ve paşalara kaldı. İbrahim devletten çok kadınlarla ilgilendiği için bir yerden sonra tahttan indirilmesi gündeme geldi. Kösem Sultan’ın da katılımıyla İbrahim tahttan indirilip yerine oğlu Mehmet, sultan ilan edildi. Böylece Kösem padişahın babaannesi olmuş oluyordu; tarihçiler bu durumu “valide-i muazzama” diyerek ifade ettiler.

Halkla, orduyla, siyasetle arası çok iyi olan Kösem Sultan ciddi bir hayırseverdi. Hacılar için vakıf kurdu, çok sayıda mimari yapıya sponsorluk yaptı, birçok defa mahpusların borçlarını ödedi, yoksulları yedirip içirdi ve kendisine hizmet eden kızların çeyizini dizip onları kendi evlendirdi. Halk Kösem’in arkasından çok ağlamıştır.

Ne var ki siyaset Kösem Sultan’dan bile acımasızdı. Kösem Sultan nihayet gelini, dönemin validesi, IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan’la olan mücadeleyi kaybetti ve yeniçeriler tarafından çirkin bir şekilde öldürüldü. Gözüne hançer saplandı; küpelerini ve yüzüklerini yağmalamak isteyen yeniçeriler kulaklarını parçalayıp parmaklarını kırdılar.

Bu kanlı sahneden bende kalan: İlerlemiş yaşına ve kadınlığına aldırmayıp cellatlarıyla son ana kadar mücadele eden müthiş bir siyasetçi. Belli ki Kösem Sultan çok kötü şeyler de yaptı. Bu yüzden de rakipleri valide olmasına aldırmadan onu katlettiler. Ama Osmanlı siyasetinin ihtişam ve gösterişten çok beka ve kudret üzerine kurulu olduğu gerçeği Kösem Sultan’a bakmadan anlaşılamaz.

Kösem, o beka ve kudretin hem sahibi hem mağduruydu.