Hem Dünyalı Hem Yerli: Tuluyhan Uğurlu

Hem Dünyalı Hem Yerli: Tuluyhan Uğurlu

Ülkemizin yetiştirdiği en önemli sanatçılar arasında yer alıyor Tuluyhan Uğurlu… Başarısı yurtdışında çoktan keşfedilmiş ancak ülkemizde İstanbul Kanatlarımın Altında film müziği ile dikkatleri üstüne çekmişti. Sonrasında piyanoyu ülkemizin geneline tanıtan ve sevdiren bir isim olarak kariyerini en üst seviyelere taşımış oldu. Önemli mekanlarda konserler veren kendi bestelerini adeta türkülerimiz gibi tüm topluma kabul ettirmeyi başaran Tuluyhan Uğurlu ile sanat hayatını konuştuk.

Tuluyhan Uğurlu’yu, bilinmeyenleriyle, bir de sizin kelimelerinizle dinleyebilir miyiz?

Sıradan bir adam… Herkes gibi yaşar. Konser günleri dışında her zaman insanların arasındadır. Bazen lüks bir kafede, bazen bir esnaf lokantasında ya da bir bankada fatura yatırırken görebilirseniz Tuluyhan’ı… Hemen orada tanıştığı insanlarla sohbet edip, ufkunu genişleten, metro ile İstanbul’u gezmeyi seven, büyük araçlar kullanan, eski Amerikan arabalarının her detayını bilen, söz konusu Anadolu ve milletse sözünü esirgemeyen, İstiklal Marşı’nın ilk notaları ile gözleri dolan, güzel ezanlar dinlemek için Sultanahmet’e giden, bu topraklarda yaşayan tüm kültürleri kucaklayan, Ayasofya’ya tutkulu, Bach, Mimar Sinan ve Itri’ye saygı ve hayranlıkla yaklaşan, yaşam felsefesi olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek alan ve Atatürk denilince son noktayı koyan Anadolulu bir insan, Anadolulu bir sanatçı…

Müzisyen bir anne ile şair bir babanın çocuğusunuz; sanat yolculuğunuz nasıl başladı ve bu yolculukta ailenizin rolü nedir?

Yetenek önemli ama ailenin rolü çocuğun geleceği açısından çok daha önemli. Sanatla iç içe yaşayan bir aile ortamında doğmak, annemin piyanosu ile daha küçük yaşlarda tanışmak beni ister istemez müziğe yönlendirdi. Yaşıtlarıma göre zekâ seviyem biraz yukarılardaymış anlattıklarına göre… Demek evde piyano olmasa başka bir dalda kendimi geliştirecekmişim. Annemin müzik aşkı ve kültürü, babamın şair yanı, eve bizi ziyarete gelen sanatçı dostları bugün tanıdığınız Tuluyhan’ın gelişiminde büyük katkı sağlamış bence… Onları yıllarca o kadar dinlemiş, öğrendiklerimi kendi bilgimle harmanlamışım ki, hiç bilmediğim bir konuda birden konuşmaya başlayıp ben de bildiklerime şaşırırım bazen… Beyin, özellikle çocuklukta bir sünger gibi… Duyduğunuz her şeyi alıyor.

İstanbul Belediye Konservatuarı’nın son sınıfında Harika Çocuklar bursunu kazanıyorsunuz ve yolunuz Viyana’ya düşüyor. O yılları anlatır mısınız biraz?
Dört yaşında konservatuvara girmişim, ilk yılları ben de çok iyi hatırlamıyorum… Sürekli nota öğrenip, piyano çalıyorsunuz. Yedi yaşımda harika çocuklar sınavına girip kazandım, ancak Türkiye’nin ekonomik sıkıntıda olduğu yıllarda devlet beni yurt dışına müzik eğitimine gönderemedi. Rahmetli annem çok becerikli bir kadındı. Hakkımı dondurup, lise ve konservatuvarı bitirmemi bekledi ve liseyi bitirip konservatuvar son sınıftayken babamla Viyana’ya gittik. Viyana Müzik Akademisinin sınavlarına girdim. Piyano ve bestecilik bölümlerini kazandım. Sonra babam beni bırakıp döndü. Viyana’da öğrencilik yılları başladı. Lisans ve yüksek lisans için Viyana’da 14 yıl kaldım.

Arkadaşlarınız Chopin ile boğuşurken sizin konserlerinizin afişleri Viyana’da sokaklara asılıyormuş. Neydi sizi farklı kılan?
Akademide klasik bestecileri okuyor, onları çalıyorsunuz. Orada amaç sizi iyi bir Klasik Batı Müziği sanatçısı-icracısı olarak yetiştirmek… Ben bunu kabul etmek istemedim. Kafamın içi kendi müziğimle doluydu. Bu müziği seslendirmek istiyor, sürekli beste yapıyordum. Büyük bestecilere saygılıydım ama -hala da öyle- ben de kendi yolumdan gitmek istedim. Viyana’da farklı yerlerde konserler vermeye başladım. Kendi müziğim ilgi görüyordu… Bu yolda da devam ettim.

Bir süre sonra tamamen bestekarlığa yöneliyorsunuz. Neydi bu kararı vermenize sebep olan düşünceler, duygular?
Önce konserlerin ilk bölümünde klasik eserler çalıyor, sonra kendi eserlerimi seslendiriyordum. Ama inanın seyirci benim eserlerimi daha çok alkışlıyordu. Çünkü Chopin’i Chopin’den iyi kimse çalamazdı. Mozart için, Bach için de öyle… O zamanlarda kayıt yapılamadığı için biz onların icralarını bilmiyoruz ve birilerine, ‘çok iyi Mozart yorumcusu’ diye bir onur veriyoruz. Acaba Mozart bu eseri nasıl çalardı, bilmiyoruz. Çünkü notaya bakıp çalmak eserin ruhunu yansıtmaz. Ben de bu düşünce ile kendimi çalmaya başladım. Başarılı da oldum.

Dünyaca ünlü bir sanatçısınız. Sanatta evrenselliğin sırrı nedir?
Sanatta evrenselliğin sırrı yöresel olmakla başlar. Bir de kâinatın sesini dinlemeniz gereklidir. Siz eğer kâinattan gelen mesajları alıp, müziğinize bunu katabiliyorsanız, Afrika’da da Amerika’da da çalarsınız ve insanlar sizi anlar. Müzik sanatların en soyut olanıdır, müziği elinizle tutamazsınız, tarif edemezsiniz. Yaptığınız müzik yüreğinizden geliyorsa sizi tüm kâinat dinler…

Yerel enstrümanları piyanoyla birlikte kullanarak müzikte yeni bir sayfa açtınız. Kulağa hoş gelen bu tınıların uyumunu nasıl yakalıyorsunuz?
Ben bunun için özel bir çaba göstermiyorum. Şöyle yaparsam sevilir, dünyanın şurasında bu istenir, şu popüler olur gibi bir kaygı taşımam. Yerel enstrümanları sevdiğim için müziğimin içinde yer alır hepsi… Sonra yolculuk başlar. Bizim müziğimizle Batı müziği arasında matematiksel farklılıklar vardır. Bu noktada hep oyumu bizim müziğimizden yana kullanırım. Aslına dokunmam, mesela mehter-piyano konserlerimde ben mehtere uyarım, piyano mehtere eşlik eder… Birbirine uyum sağlayamayacak sentezlere girmem, zaten o zaman bu sentez değil, kakofoni olur. Bir gazeteci benim müziğim için ‘dikişsiz sentez’ diye yazmıştı. Ben buna bir son nokta daha koyarak İznik Çinisi diyorum yaptığım müziğe… Mozaik parçalardan oluşur, çini ise bir bütündür. Tüm güzellikleri bir vazoda, bir duvarda birleştirir. Parçalar sanatla birleşir ve bir bütün olur. Her enstrüman bir kültürü temsil eder. Bir enstrümanı küçümsemek o kültürü görmemek, yok etmek demektir. Bu da faşist bir görüştür. Anadolu insanına yakışmaz. Bilmem düşüncemi anlatabildim mi?

Tarihi mekânlarda verdiğiniz konserlerle dikkat çekiyorsunuz. Bu bir tercih mi? Eğer öyleyse buralarda çalmanın size verdiği hisler nelerdir?
Tarihi mekanlarda konser vermeyi seviyorum. 21. yüzyılda insanların artık konser salonlarından sıkıldıklarına inanıyorum. Tarihi mekânda konser hem bizim için zor -düşünün boş bir mekânı konser salonu haline getiriyorsunuz- hem de seyirci için zor. Mesela Kapalıçarşı’da konser veriyorsunuz. Yüzlerce yıllık taşlar üzerine iskemle diziyorsunuz, belki sizin oturduğunuz iskemle eğri bir yere denk gelmiş. Sirkeci Garı’nda konser veriyorsunuz dışardan insan sesleri, vapur düdükleri ve trafik sesi geliyor. Ancak insanlar da bu sıkıntılara rağmen mekânın büyüsüne kaptırıyorlar kendilerini. Tarihi mekanların farklı bir enerjisi var, bu enerji ile konser sanatçı için de seyirci için de farklı, denenmemiş, heyecan verici.

Akdamar Kilisesi’nin açılışında verdiğiniz konser unutulmayanlar arasında yer alıyor. Sizin unutamadığınız konseriniz hangisi peki?
Akdamar Kilisesi konserim unutulmazlar arasındadır. Adaya salla piyanonun gelişi, tepeye kadar çıkışı, sonra kalabalık içinde, o önemli günde çalmak… Nemrut Dağı konserim unutulmazlar arasında en ön saflardadır. Büyük Taarruz ’un yapıldığı Kocatepe’de verdiğim konser de unutulmazlar içindedir. Kapalıçarşı 550. Yılı konseri ve Çimenlik Kalesi konserleri de güzel anılarla dolu sanatsal etkinliklerdir.

Önümüzdeki günlerde sizi hangi projelerle ve nerelerde göreceğiz?
Bu yıl Kurtuluş Savaşı’nın 100. Yılı kutlamaları var. Her zamanki gibi resmi programlar içinde yokum ama, “Atatürk’le Birlikte Anadolu Yollarında” isimli bir konser turnemiz olacak. Daha şimdiden pek çok şehir ile anlaşma yapıldı. Gelecek yıllar için liselere yönelik bir çalışma için resmi makamlarla görüşüyoruz. Türkiye’nin turizm konusundaki tanıtımları için yurt dışında pek çok konserim olacak. Büyük bir tutku ile verdiğim gar konserlerim ise devam edecek.

Sağladığınız desteklerle genç yeteneklerle iç içesiniz. Gelecekte nasıl müzisyenler dinleyeceğiz?
Gelecekte özgür ruhlu gençlerin kendi müziklerini yapacaklarına inanıyorum. Gittiğim güzel sanatlar liselerinde çok yetenekli gençler görüyorum. Ben her zamanki gibi Türkiye’den umutluyum.

Bugün birçok genç için idolsünüz. Peki, bu yolda yürümek, sizin gibi olmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Onlara hep şunu söylüyorum; ben şu anda kulvarı olmayan bir müzik yapıyorum. Benim işim çok zordu. Gençlerin önünde şimdi Tuluyhan Uğurlu gibi bir örnek var. Kendi müziklerini yapsınlar, özgür düşünsünler. Çok çalışsınlar ve en önemlisi eskiyi küçümsemeden öğrenip, kendi cümleleri ile, yeniliğe yelken açsınlar.