HEM FATİH HEM YAVUZ HEM KANUNİ: II. MEHMET

HEM FATİH HEM YAVUZ HEM KANUNİ: II. MEHMET

Büyük devletler için 15. yüzyılın ikinci yarısı bir çelişkiyle başlar. O dönemin hâkim devlet yapısı imparatorluk olduğu için Osmanlı, Safevi ve Babür imparatorlukları doğudan; Memluklar güneyden; İspanya, Portekiz, Fransız ve İngiliz imparatorlukları batıdan; Rusya ise kuzeyden dünya hâkimiyeti için birbirleriyle mücadele halindeydiler. Bu amaçla her biri bir yandan aklın icapları üstünde yükselen bürokrasiler kuruyor, diğer yandan hak iddialarını temellendirebilmek için mitolojik gerekçeler ileri sürüyorlardı. Bütün imparatorluklara hâkim olan kafayı, hayali gerçekleştirmek için gerçeği kullanma şeklinde özetleyebiliriz. Dünya sistemi de zaten bu çelişkiden doğdu.

15. yüzyıl şafağı
Kendimize dönüp bakınca; 15. yüzyıl şafağında Osmanlı Beyliği’nin bir anlığına haritadan silindiğini görürüz. Bayezid, Timur’a Ankara Savaşı’nda mağlup olunca gerçeğin hayale üstünlüğü de kabul edilmiş oldu. Bayezid’in oğulları bir hayal için değil bildikleri tek gerçek yani taht için savaşa tutuşacaktı. Neticesi yarım asır sonra İstanbul surlarına dayanan muazzam bir fetih gücü oldu bu gerçekçiliğin.

Dipten zirveye bu hızlı geçiş nasıl oldu? Bunun için iki sultan ve vezirlerini hayırla yâd etmek gerekir. II. Murat şahsen kavgayı sevmese de müthiş bir komutandı ve girdiği her seferde Haçlıları dize getirmeyi başararak Osmanlı’yı Doğu-Batı ilişkilerini belirleyen devlet haline getirdi. Bu yönüyle II. Murat’ı ancak Gazneli Mahmut ve Babür gibi büyük gazilerle kıyas etmek mümkün.

1. Murat’ın fetih mirasını oğlu II. Mehmet tarafından emperyal bir vizyona dönüştürüldü. Tarih II. Mehmet’i “İstanbul’un fatihi” olarak kaydetse de kurucu ve kanun koyucu tarafı ile Osman Turan’ın tabiriyle cihan hâkimiyeti mefkûresi yani tüm dünyaya hâkim olma ideali üzerinde fazla durulmamıştır.

Bir fatih doğuyor
1. Mehmet, 29 Mart 1432’de II. Murat’ın Hüma Sultan’dan olma oğlu olarak o zamanki Osmanlı başkenti Edirne’de dünyaya geldi. Hüma Sultan’ın Fransız veya İtalyan kökenli olduğu söylenir. Şehzadeliğinde Amasya ve Saruhan (bugünkü Manisa) sancaklarında bulundu. Şehzadenin eğitiminden devrin ünlü âlimlerinden Molla Gürani sorumluydu. Şehzade Mehmet’in öğrenmeye büyük bir merakı vardı. İslami ilimler ve ilm-i siyasetin yanı sıra çok iyi derecede Arapça, Farsça, Latince, Grekçe ve İtalyanca öğrendi. Şehzadenin bugün Topkapı Müzesi’nde tutulan not defterinde insan çizimleri yanında bahsi geçen dillerde yazılmış parçalar yer alıyor.

1. Mehmet’in cülusu yani tahta oturuşu bu kadar mutlu olmadı. Babası Sultan II. Murat Han, ki ömrü savaşta geçmiş büyük bir gazi olduğunu az evvel söylemiştik, tahttan feragat edip dinlenmeye çekildi. Böylece II. Mehmet daha on iki yaşında sultan oldu. Yazık ki doğudan kargaşa çıkarma fırsatı kollayan beylikler, batıdan Haçlılar Osmanlı’yı tehdit etmeye başladı ve vezir Çandarlı Halil Paşa’nın ısrarları neticesinde Sultan Murat iki sene sonra oğlunu indirip tahta oturdu. Yedi yıl sonra vefat ettiğinde Mehmet artık on dokuz yaşına gelmişti.

Buna dair bir vesika bulamayız ama II. Mehmet’in daha çocukken tahta oturtulup sonra da indirilmesi onda iz bırakmış olmalı. Babasından daha büyük bir gazi olma arzusu duyuyordu. Bunun da tek yolu İstanbul’u fethetmekten geçiyordu. Kaldı ki yapacağı ilk önemli iş saltanatını tartışılmaz kılacak, hem içte hem dışta rekabet filizleri yeşillenmeden sönüp gidecekti.

Çandarlı Halil Paşa ve onun etkisi altındaki bürokratlar karşı çıksa da Zağanos Paşa gibi gazilerin desteğiyle 29 Mayıs 1453’te İstanbul fethedildi ve Roma İmparatorluğu tarihe gömüldü. Fatih’in ilk işi Halil Paşa’yı idam ettirmek oldu. Yerine en büyük destekçisi Zağanos Paşa’yı getirdi. Zağanos daha sonra kurulan Osmanlı donanmasına Kaptan-ı Derya olacak ve Trabzon’un fethinde de bulunacaktı.

Köhne Bizans’tan Dersaadet’e
Fethedildiğinde İstanbul 50 bin kişinin yaşadığı, eski ihtişamını arayan yarı harap bir şehir halindeydi. Yine de Doğu Roma’nın başkenti olarak siyasi bir anlama sahipti. Dünyayı dize getirmeye ant içmiş Sultan, kocamış şehri yeniden inşa etmek ve ona İslami bir kimlik vermek üzere kolları sıvadı. Ayasofya’yı satın alıp camie çevirdi. Dünyanın her tarafından sanatçıları ve bilginleri İstanbul’a davet etti ve meşhur Sekiz Medrese’yi (Sahn-ı Seman) kurdu. Bunu sekiz fakülteli bir üniversite olarak düşünmek gerekir ki İstanbul Üniversitesi Sahn-ı Seman’ı kuruluş tarihi kabul eder.

Fatih’in ikinci işi kanun koymak oldu. Fatih Kanunnamesi dört bölümden oluşur. Birinci bölüm, Sultan’ın yerini belirleyen, kimlerin onunla nasıl muhatap olduğunun altını çizen; bir anlamda Osmanlı padişahını imparator haline getiren kanundur. İkincisi, vezirlerin işleriyle yani saray adabıyla ilgilidir; bu da zirve bürokrasinin işleyişine ait bir kanun diyebiliriz. Üçüncüsü, ceza kanunudur; suçlar ve gereken cezaları açıklar. Dördüncü bölüm ise toprak düzeniyle, yerel yöneticiler, gelirler ve vergilerle alakalıdır.

Osmanlı Devleti’nde Fatih’ten önce de kanun ve nizam hâkimdi. Esasında bütün İslam devletleri Cemil Meriç’in tabiriyle birer “nomokrasi”dir; kanun-nizam hâkimiyetidir. Fatih, kanunnamesiyle büyük devlet yapısını resmileştirmiş oldu. Bu, sonraki yüzyıllar boyunca Avrasya’nın büyük güçlerinden biri, birçok durumda birincisi rolünü oynayacak Osmanlı’nın bürokrasinin gelişmesini sağlayacaktı. Fatih Kanunnamesi tek kelimeyle devlet aklının yazıya aksedişiydi.

Fatih ikinci cülusundan öldüğü tarih olan 1481’e kadar otuz yıl aralıksız Doğu’ya ve Batı’ya hükmetti. Fethettiği memleketler Ege Denizi ve Mora Yarımadası (Yunanistan’ın bir bölümü), Bosna, Sırbistan, Karadeniz Bölgesi, Eflak (bugünkü Romanya’nın bir bölümü), Kırım ve bazı İtalyan kıyı şehirleri olarak sıralanabilir. Babası II. Murat Han’ın başladığı işi kemale erdirmiştir.

Bazı yorumcular Fatih’te sekülerlik arıyorlar. Şeriatın yanı sıra kendi emirlik kanunu da olan bir sultan için bu türden yorumlar tarihte geriye yürümek olur ki akılla bağdaşmaz. İslam devletlerinde din ve siyaset ayrımı Batı’da ortaya çıkacak katılıkta olmamak kaydıyla hep vardı zaten. İlk halifelerden sonra Umera ile Ulema arasında bir ayrım ortaya çıkmıştır. Fatih, ulemanın da hamisi olduğunu göstermek için Sahn-ı Seman’ı açtı ve Osmanlı’nın Memluklerden bile büyük olduğunu göstermek istedi. Buna laiklik değil saltanat demek gerekir.

Fatih’in tüm Avrupa’yı fethetme arzusunda olduğu anlaşılıyor. İtalyan kalelerini zapt edişi bunu gösteriyor. Bu görevi torunlarına bıraktığı söylenebilir. Ki Yavuz ve Kanuni bu büyük görevi yarı yarıya başardılar.