HEPİMİZ AYNI TRENDEYİZ!

HEPİMİZ AYNI TRENDEYİZ!

Hızlı trenlerdeki ekranlarda pek çok yazı ve görüntü var sürekli değişen. Ayda 2 kez yolculuk ediyorum Yüksek Hızlı Trenlerle. İstanbul’dan Eskişehir’e gidiyorum ve ertesi gün de dönüyorum. Bu ekranlarda komik, hoş, bilgilendirici, düşündürücü pek çok şeyle karşılaşıyorum. ‘Bazı kelimeler çok güzel’ başlığı altında da, az bilinen ya da anlamı üstüne pek düşünmediğimiz sözcüklerle yeniden tanışıyoruz. Yeniden tanışmak bana kalırsa asıl tanışma, çünkü insan bir daha unutmuyor bu kez tanıştığı kişiyi, yeri, şeyi…

Belki var da ben görmedim, bu ekranlarda trenlerle ilgili sözcükler, deyimler de yer alsa güzel olmaz mı? Ben de bu kez bunlardan bir kaçını yazayım istedim. Bunlardan ilki ünlü romancı Paulo Coelho’ya ait, Türkiye’de de okurlar tarafından çok sevilen Coelho şöyle diyor: “Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil.” Evet, hemen hepimizin onaylayacağı, hatta ondan da önce ‘ben de böyle düşünüyordum, ama yazmayı hiç düşünmedim’ diyebileceğimiz bir cümle.

Yanımıza şiir alalım
Yazmak zaten herkesten farklı şeyler düşünüp, bunların ne kadar ilginç, değişik, düşünülmemiş olduğunu gösterme sanatı değil ki. Tam tersine, çoğu kez çoğumuzun bildiğini dile getirmek ya da daha önce hiç böyle düşünmemiştim dedirtecek biçimde kaleme almaktır. Yani şaşırtıcı değildir, şaşırtıcı olan her zamanki gibi hayattır, yoldur, yolculuktur. Coelho’nun dediği de bu bana kalırsa: Hayat bir trendir, tren istasyonu değil… Demek ki öyleyse kendimizi molada, durduğumuz zaman ve durduğumuz yerde değil, hep yoldayken, trenin içindeyken tanıyacağız. Kim bilir belki tam bu sırada da, dilimizden Edip Cansever’in, ‘çünkü beni sevdikçe sen kendini tanıdın’ dizesi dökülecek, “Adını Funda Oteli Koy” şiirinden…

Dökülmeli de. Öyle ya trenler, vapurlar özellikle şiirle gider, şiirsiz yola çıkmazlar. Hem de yanına şiir almadan, şiiri azık etmeden, yolluk olarak yanında getirmeden yola düşülür mü? Siz yanınıza yolculuğa yetecek, hatta artacak kadar şiir alın, artarsa ne gam, dönüşe saklarsınız. Hem yol hali bu hiç belli olmaz, öyle ya, bir bakarsınız yanınızda bir yol arkadaşı belirivermiş bile, ona da bir kaç dize okuyacağınız tutar. Yol arkadaşı diyorum, yani yoldaş diyorum, o da eli boş, gönlü boş gelmemiştir elbette. O da size teşekkür etmek için tutar başka bir dize okur, yoksa da kendisi uydurur. Uydurmak sözcüğünden o kadar rahatsız olmanıza gerek yok, çünkü yazmak, yaratmak anlamına gelir ve özellikle Anadolu Türkçesinde çok kullanılır. (İnanmıyorsanız bilenlere sorun, ben uydurmuyorum!)

Kimin olduğunu bilmediğim bir söz var: “Kötümser yalnız treni görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve aynı zamanda da gelecek treni görür.” Bülent Ortaçgil’in şarkılarından birinde dediği gibi, “Siz kardeşler hangi kedileri seversiniz?/Hangi kediler gibi yaşamak istersiniz?/Sevimli uslu, sesli hırslı/ hangi kedilerdensiniz?”

Cümleten iyi yolculuklar
Evet, siz kardeşler, kötümserler, iyimserler, gerçekçiler, hayalciler, eskiler, yeniler… Başka ve sevdiğimiz bir eski zaman aracından ödünç aldığımız benzetmeyle, ‘hepimiz aynı gemideyiz’ denildiği gibi, ‘hepimiz aynı trendeyiz’ ve ‘gidiyoruz gündüz gece.’ Birbirimizi unutmazsak, yoldaş olduğumuzu, birbirimizi sevmeyi, göz göze gelmeyi unutmazsak, daha da güzeli yüz yüze bakacağımızı, şimdiye kadar olduğu gibi yani, bundan sonra da unutmazsak, ki unutmayalım değil mi, o zaman ‘cümleten iyi yolculuklar’ olur bize de, memlekete de, geleceğe de…