Herşey Bir Hayalle Başladı…

Herşey Bir Hayalle Başladı…

İstanbul kemençesinin puslu sesi ile ilk kez üniversite yıllarında tanıştı Murat Yerden. Saz sanatçısı İhsan Özgen’in CD’sini dinlerken, kendisini derinden etkileyen bu enstrümanı daha sonra bir müzik dükkânının vitrininde gördü.

Satın almak istedi ama henüz doğru zaman gelmemişti. Daha sonra kader ağlarını ördü. İki üniversite mezunu bir iletişimci olarak hayat onu klasik kemençe yapımına yönlendirdi. Önce çalmayı öğrendi, sonra yapmayı… İstanbul kemençesi ustası Murat Yerden’in imzasını taşıyan İstanbul kemençeleri Amerika’dan İsrail’e, Japonya’dan Brezilya’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki kemençe icracılarının yakın markajında.

Önce icra etti sonra tasarladı

İki yıl turizm otelcilik okuduktan sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olan Murat Yerden’in hayatında müzik çok önemli bir konuma sahip. İlkokul dördüncü sınıftan bu yana gitar çalan ve Retrobüs grubuyla Türkiye turnelerine çıkan Yerden, üniversiteden 2008 yılında mezun olduktan sonra İstanbul’a gelip bir TV kanalında kameraman olarak çalışmaya başladı. Asıl hedefi sinema ve reklamcılık olan Yerden, üç ayın sonunda bu sektörde çalışmanın kendisini mutlu etmeyeceğini fark etmiş. Üniversite yıllarından itibaren İstanbul kemençesi ve Türk müziğine ilgi duymaya başladığını ifade eden Yerden, “Türk müziğinin son derece heyecan verici bir repertuvara sahip olduğunu keşfettim. Türk müziği teorisi öğrenmeyi, bunu da bir enstrüman üzerinden yapmayı arzu ediyordum. Yeni Türkü’nün konserine gittiğim bir gün, İstanbul kemençesinin sesini yeniden duyduğumda, hangi enstrümanla çalışmam gerektiğine net bir şekilde karar verdim. Cebimdeki tüm parayla ikinci el bir İstanbul kemençesi satın aldım. Bu enstrümanı çalmak için ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları’na (İSMEK) katıldım. Bir süre sonra kendi kemençemden daha iyi bir kemençeye sahip olmam gerektiği hissi ağır bastı. Daha iyi bir kemençe satın almaktan çok, kendi kemençemi yapmaya karar verdim.” diyor.

4 yıldır kendi atölyesinde hizmet veriyor

2009’un ilk çeyreğinde işten ayrılıp farklı bir serüvene yelken açan Murat Yerden, ilk hocasının TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından ve aynı zamanda sanat yönetmeni olan Fikret Karakaya olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “İşin en çılgınca kısmı, daha öncesinde bu konuya yönelik bir el maharetine sahip olup olmadığımı bilmememdi. Ama gördüm ki yapabiliyormuşum. Kendi kemençemi yapma fikriyle çıktığım bu yolda, Karakaya’nın da yönlendirmesiyle ilk seferde 3 İstanbul kemençesine başladım. Daha sonra İstanbul kemençesi almak isteyen kişiler benimle iletişim kurmaya başladı. Hasanpaşa’daki evimin kapalı balkonunda İstanbul kemençesi tasarlıyordum. Sipariş sayısı arttıkça artık kendime daha büyük bir atölye bulmam gerektiğini fark ettim. Bu konuda şansım yaver gitti ve değerli ustam, ud yapımcısı Mustafa Copçuoğlu’nun İstanbul Kadıköy’deki atölyesinde birlikte çalışmaya başladık. Ondan; ağacı işlemeye, farklı aletleri kullanmaya kadar pek çok şey öğrendim. 2009’dan 2015 yılına kadar bu atölyede birlikte çalıştık. 2015’te ise kendi atölyemi açtım. Ayda ortalama 4-5 İstanbul kemençesi yapıyorum. Hâlihazırda sadece İstanbul kemençesi yapan bir usta olmadığı için, adım kısa sürede duyuldu.”

Kullanılan ağaç türleri sesi etkiliyor

İstanbul kemençesinde hammadde olarak çok sert olmayan, orta sertlikte, mantarsı dokuları yoğun olan dut, karaağaç, çınar, kestane gibi ağaçları tercih eden Murat Yerden, “Örneğin, dut çok kaprisli bir ağaçtır. İşlemesi zordur ama o mantarsı dokular ağacın yüzeyinde ne kadar fazlaysa, enstrümanın tınlaması ve sesi iletmesi bir o kadar daha kolaylaşıyor. Dut ağacından daha puslu, daha Asyalı bir ses çıkıyor. Kemençenin nezleli bir sesi vardır. Nazal bir sestir bu… İyi bir kemençede, bu sesi ararız. Kapak için olmazsa olmazım ise selvi… Kapak kısmında ladin, Lübnan sediri, Kanada sediri gibi farklı yumuşak ağaçları kullansam da karakteristik İstanbul kemençesi için daha çok selvi kullanmayı tercih ediyorum. Tuş bölümünde ise abanoz, yılan ağacı ya da pelesenk gibi egzotik ve sert ağaçları kullanıyorum. Burgularda da yine abanoz, pelesenk gibi sert ve kırılmayacak ağaçları tercih ediyorum. İstanbul kemençesi yapımında 16 cm’lik burgulara ihtiyaç duyuluyor. Eşik ve can direği, kemençede önemli bir konuma sahip. Çünkü kemençe dışında hiçbir sazda, can direği bu şekilde kullanılmıyor. Tüm yaylı sazlarda can direği, gövde ile kapak arasında durur. Ama kemençede, eşiğin bir pabucunu havaya kaldırır ve eşiğin bir pabucunu göğüsten uzaklaştırır. Bu da seste benzersiz bir etki yaratır.” yorumunda bulunuyor.

Yazılı ve görsel bir kayıt bırakacak

İstanbul kemençesi yapımı için ilk aşamada gövde için gerekli ağaçları temin eden Murat Yerden, daha sonra bu kütükleri 45 cm’lik dikdörtgenler halinde kesiyor. Ardından çizim şablonu üstünden ahşaba şekil veriyor. Dış form yani tekne süreci tamamlandıktan sonra damla denilen oluk açılıyor. Bir sonraki aşamada ise kemençenin içi oyuluyor, tuş kısmı yapıştırılıyor, son olarak ise en önemli kısım yani sesin nasıl çıkacağına yön veren kapak takılıyor. Burgu delikleri açıldıktan sonra eşik ve can direği yerleştiriliyor. Bu aşamadan sonra cila ve zımpara sürecine geçiliyor. Tüm sürecin ortalama 15-20 günde tamamlandığını dile getiren Yerden, “İstanbul kemençesi yapımında farklı arayışlar içerisindeyim. Geleneksel metotların dışına çıkmayı tercih ediyorum. Daha cesaretli ve cesur davranabiliyorum. Bu kapsamda farklı Ar-Ge çalışmaları yapıyorum. Örneğin kemençenin burgu kısmı, ciddi bir problemdir. Zor döner. Bu burguları mekanik hale getirip çarklı burgu nasıl olur, bunun üzerinde çalışıyorum. Öncelikli hedefim; burgu meselesinde olduğu gibi kullanımı, fonksiyonel detaylarla daha da kolaylaştırmak. İlerisi için hayallerim ise bu sazın standartlarını aşağı yukarı ortaya koyacak işler yapmak. İstanbul kemençesi yapım teknikleri ile ilgili besleyici bir kaynak yok. Yapım sürecinde deneyip yanıldığım her şeyi, bundan sonraki kemençe yapımcılarına miras bırakabileceğim yazılı ve görsel bir kayıt bırakabilmek ise en büyük hayalim.” diyor.