HOLLYWOOD’UN BÜYÜLÜ STARI: PENELOPE CRUZ

Beyaz perdenin İspanya’dan çıkan en başarılı isimlerinden Penelope Cruz ilerleyen yaşına rağmen büyülemeye devam ediyor. Kendisi gibi dünyaca ünlü eşi Javier Bardem ile mutlu bir evliliği olan güzel yıldızın iki de çocuğu var. İlk kez “Annem Hakkında Her Şey” filmi ile bütün dünyanın dikkatini üzerine çekmeyi başaran Penelope Cruz, o günden beri güzelliği ve yeteneği ile büyülemeye davam ediyor. Güzel oyuncu ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Oscar ödüllü çok başarılı bir oyuncusunuz. Sinema filmi teklifleri geldiğinde rolü kabul etmenizdeki en önemli etmen ne oluyor?
Açıkçası dokunaklı ve etkileyici bir hayata sahip olan karakterleri canlandırmaktan çok daha fazla zevk alıyorum. O yüzden bu tarz filmleri kaçırmamaya özen gösteriyorum. Aynı zamanda filmin yönetmeni de benim için çok önemli.

‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı’nı aldığınızda neler hissettiniz?
Heyecandan ölecektim neredeyse. Bak orasını çok iyi hatırlıyorum. Heyecanımı gidermek için yarım saat boyunca ağladım, yeşil salonda ‘300 kanepe’ yedim, kulisteki ‘kazananlar koridoru’ boyunca volta attım. Ama en önemlisi, şöyle düşündüm, “Burada ne işim var? Nasıl oldu bütün bunlar?”

Nerede büyüdünüz?
Alcobendas diye bir yerde büyüdüm; orada yaşarken bir gün böyle bir hayatım olacağını asla tahmin edemezdim. Annem kuaför, babam araba tamircisiydi.

‘Nine’ filminde şarkı da söyleyip dans ettiniz, nasıl hazırlandınız?
İlk gün koreografiyi gördüğümde, bu şekilde hem dans edip hem şarkı söylemenin imkânsız olduğunu düşündüm; üstelik her şeyi kesintisiz, tek planda, bir defada yapmak gerekiyordu. O sahnenin provaları üç ay sürdü; her gün biraz daha, biraz daha ilerleyerek. Hepsini bir defada kesintisiz yaptığım gün uçuyormuşum gibi hissettim. Harika bir duyguydu.

Sinemada kendinizi izlemeyi sever misiniz?
İşimde kendimi çok fazla beğenmek istemem. Bu kameranın en çok nefret ettiği şeydir; kendisini çok fazla seven bir oyuncu görmek. Her zaman kendi kendini çok eleştiren biriyim. Bu, değiştirmem gerektiğini hiç düşünmediğim özelliklerimden biri. Bence büyümek ve gelişmek için, bu eleştirel bakış çok önemli.

Size bir isim takmışlardı, “Troublé” (Bela) diyorlardı ilk ünlü olduğunuz yıllarda, kim taktı bu ismi size?
Ben Affleck taktı bu ismi. Bir gün Ben ve Matt (Damon) ile sohbet ediyorduk. Her ikisi de İspanyolca biliyor, bu yüzden İspanyolca konuşuyorduk. Sonra Ben, benim İspanyolcamı düzeltti kendince. “Hayır, ‘problem’ sözcüğünü İspanyolca’ya ‘problema’ diye çeviremezsin. ‘troublé’ olmalı tam karşılığı.” dedi. Ben de ona Madrid’de doğduğumu ve İspanyolcanın ana dilim olduğunu söyledim. Ve benim bildiğim kadarıyla, bu dilde “troublé” diye bir sözcük yok. O gün bugündür bana “Troublé” diyorlar. Bence bu isim bana çok uyuyor.

Hollywood’da ilk çalışmaya başladığınız yıllar nasıl geçti?
Çok kolay olmadı. Çok uğraşmak zorunda kaldım. Yeni olanaklar, daha ilginç roller ve farklı senaryolar bulmak istiyordum. Başlangıçta sadece birkaç kelime İngilizce biliyordum. Bu yüzden ‘A Walk in the Clouds’da Keanu Reeves’in karşısında oynamak için yaptığım görüşmede kabul edilmedim. Sonra hırs yaptım ve İngilizce öğrendim.

Sinema sektöründeki başarılarınızın yanında aynı zamanda bir annesiniz de… Anne olduktan sonra önceliklerinizde ne gibi değişimler oldu?
Bugün benim için en büyük öncelik anne olmak. Anne olduğum yıllarda oyunculuğa verdiğim kısa aralarda, kendimi aileme adayarak onlarla doyasıya vakit geçirmem beni oldukça güçlü hissettirdi. Bu dönemler hayatımın en mutlu dönemleriydi şüphesiz. Çünkü çocuklarımın her anını yaşamak, onların keşfettiği her zevki beraber hissedebilmek aynı zamanda büyümelerini günden güne görebilmek benim için paha biçilemez bir duyguydu. Onların gözümün önünde saat saat büyüdüğünü görmek asla kaçırmak istemeyeceğim bir duygu.

Güzelliğe dair ilk anılarınız nerede oluştu? Ailenizin sahip olduğu güzellik salonu size ne gibi katkılar sağladı?
Çocukken zamanımın çoğunu güzellik salonumuzda geçirirdim. Salona gelen ve giden kadınları izleyerek birçok şeyi takdir etmeyi öğrendim. Aslında kadınların buraya yaptıkları ziyaret sonrasında hayatlarının değişmediğini fakat buraya gelmelerinin onlar için oldukça önemli olduğunu fark ettim. Salonda geçirdikleri tüm zaman boyunca temel olarak yaptıkları şey kendilerini şımartıp, daha iyi ve güzel hissetmekti.

İçten gelen güzelliğe ek olarak sizce bir kadının parlamasını sağlayan özellikleri nelerdir?
Tüm klişelerden ve kalıplardan kurtulmuş, sevgi ve saygıyla harmanlanmış özgürlük hissi… Bana göre bir kadını özel kılan sahip olduğu bu hisler olup kendi içimizdeki duyguları ifade etmenin de en iyi yolu bu duygulardır. Ne zaman bu hisleri olduğu gibi dışarıya yansıtan bir kadın görsem, bu enerjinin onunla dünya arasında çok gizli bir sır olduğunu düşünürüm.

Size baktığımızda kendi kişisel bakımına çok önem veren ve oldukça düzenli bir yaşam stiline sahip olan biri görüyoruz, öyle misiniz?
Evet, zaman geçtikçe kendime vermem gereken önemin de artması gerektiğini öğrendim. 20 ve 30 yaşında rahatlıkla yapabildiğimiz fakat 40 yaşında artık bir son vermemiz gereken bir sürü alışkanlık var. Örneğin sigara ve alkol kullanmıyorum, kahve içmiyorum ve çok sıkı bir diyet uyguluyorum. Dönüp kendime baktığımda gerçekten çok iyi hissettiğimi görüyorum. Bu da beni mutlu ediyor.

Günlük makyaj rutininizde en çok hangi ürünleri kullanmayı seviyorsunuz?
Günlük hayatımda çok fazla makyaj yapmıyorum. Makyaj yaparken de doğal ürünler kullanmaya özen gösteriyorum. Makyajdan önce cildimi nemlendirmek benim için en önemli adım. Birçok kadında olduğu gibi benim içinde eyeliner makyaj uygulamasında en önemli adım. Uygulaması kolay olan eyelinerlar makyaj adımlarımı oldukça hızlandırıyor. Aynı zamanda göz makyajının tamamlayıcı ürünü tabii ki maskara..