İBN KEMAL: BİR DEVRİN HAFIZASI

İBN KEMAL: BİR DEVRİN HAFIZASI

Çoğu Arapça olan eserlerindeki müellif adıyla İbn Kemal veya adının Türkçe söylenişiyle Kemalpaşazade, Şeyhülislamlığıyla meşhur olsa da tıptan şiire, felsefeden tarihe birçok ilimde maharet göstermiş tam bir klasik Osmanlı âlimidir; hatta Osmanlı âlimi dediğimiz karakterin membaı İbn Kemal’dir desek abartı olmaz.

Osmanlı Devleti topraklarında iki şey önem sırasında her şeyin önündeydi: Din, devlet. Bu nedenle entelektüeller de Osmanlı tarihi ve İslam ilimleri konusunda kaydettikleri merhaleler ölçüsünde önem kazanırlardı. İbn Kemal veya Kemalpaşazade dendiğinde bugün bile hem tarih hem ilahiyat çevrelerinin ayağa kalkmalarının nedeni, üstadın her iki sahada devrinin en önde gelen adamı hüviyetini kazanmış olmasıdır.

Asker ailenin âlim çocuğu
Ön adı Ahmet, lakabı Şemseddin olan İbn Kemal’in baba soyu olduğu gibi ümera yani askeri komutan sınıfındandı. İbn Kemal adını dedesi Kemal Paşa’ya nispetle almıştır. İbn Kemal, babası Süleyman Çelebi’nin sancak beyliği esnasında 1468 tarihinde Tokat’ta doğmuştur. Bazı kaynaklar Edirne’de doğduğunu da rivayet eder.

İbn Kemal meslek anlamında ‘baba tarafına özenip netice itibariyle anne tarafına çekmiş’ desek yeridir. Annesi, Fatih devri âlimlerinden İbn Küpeli’nin kızı, Amasyalı meşhur Halveti şeyhi Sinanüddin Yusuf’un ise yeğenidir.

İbn Kemal dedesi ile babasının yolundan giderek önce asker ocağına girer. Sipahi olarak II. Bayezid’in seferlerine katılır. Ne var ki, kaderin bir cilvesi onu askerlikten vazgeçirip ilmiyeye yönelmesine sağlayacaktır. Bunu kendisi şu şekilde anlatır:

“Sultan İkinci Bâyezîd Hanla bir sefere çıkmıştık. O zaman vezir, Halil Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’ydı. Şanlı, değerli bir vezirdi. Bu zamanda Ahmet İbn Evrenos adında bir kumandan vardı. Kumandanlardan hiç biri onun önüne geçemez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı. Ben ise vezirin ve bu kumandanın huzurunda ayakta, esas vaziyette dururdum. Bir defasında eski elbiseler giyinmiş bir âlim geldi. Bu kumandanlardan da yüksek yere oturdu ve kimse ona mâni olmadı. Buna çok hayret ettim. Arkadaşlarımdan birine kumandandan da yüksek oturan bu zatın kim olduğunu sordum. Filibe Medresesi müderrisi âlim Molla Lütfi’dir, dedi. Ne kadar maaş alır, dedim. Otuz dirhem, dedi. Makamı bu kadar yüksek olan bu kumandandan yukarı nasıl oturur, dedim. Âlimler ilimlerinden dolayı tazim ve takdim olunur, hürmet görürler. Geri bırakılırsa bu kumandan ve vezir buna razı olmazlar, dedi. Düşündüm. Ben bu kumandan derecesine çıkamam ama çalışır, gayret edersem şu âlim gibi olurum, dedim ve ilim tahsiline niyet ettim. Seferden dönünce o âlimin huzuruna gittim. Sonra Edirne’deki Darülhadis müderrisliği bu zata verildi. Ondan Metâlî Şerhi’nin haşiyelerini okudum.”

Kışladan medreseye
Ordu seferden dönünce İbn Kemal, soluğu Molla Lütfi’nin Edirne’deki okulunda alır ve ilim tahsiline başlar. İbn Kemal’in bilinen hocaları Molla Lütfi’nin yanı sıra Muslihiddîn Mustafa Efendi, Molla Hatibzâde, Molla Muarrifzâde ve Muhyiddîn Mehmed Efendi’dir.

İcazetini yani diplomasını aldıktan sonra İbn Kemal Edirne’de Taşlık Medresesi’ne müderris tayin edildi. Burada ders vermeyi sürdürürken de âlimlerle sanatçılara büyük kıymet vermesiyle bilinen devrin sultanı II. Bayezid’in isteği üzerine Tevahir-i Ali Osman isimli meşhur Osmanlı tarihini kaleme aldı. Sekiz defterden oluşan bu eser Osmanlı tarihçiliğinin en muteber kaynakları arasında kabul edilmektedir.

Edirne, Üsküp ve İstanbul medreselerinde müderrislik yapan İbn Kemal pek çok talebe yetiştirdi. Bu arada da mevkii gittikçe yükseldi. Edirne kadılığı yaptıktan sonra önce Rumeli Kazaskeri, ardından Anadolu kazaskeri oldu.

Bu arada Yavuz Sultan Selim babası II. Bayezid’i tahttan indirip cülus etmişti. Safevi tantanası baş gösterdiği için İbn Kemal, Yavuz’u Ehli Sünnet inancının baş temsilcisi olarak Safevilerle mücadele etmeye teşvik eden metinler kaleme aldı.

Âlimin atının sıçrattığı çamur
Yavuz’un Mısır seferine katılan İbn Kemal’le sultan arasında geçtiği var sayılan bir menkıbe vardır. Sefer dönüşü ordu at sırtında yürürken İbn Kemal’in atı bir anda parlamış ve atın ayağından sıçrayan çamurlar Yavuz Sultan Selim’in kaftanını kirletmiş. Herkes korku içinde donup kalırken Yavuz sakin bir tavırla şunları söylemiş: “Ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur, benim için ziynet ve iftihar vesilesidir. Bu kaftanım, vefatımdan sonra sandukamın üzerine örtülsün!” Bu kaftanın sultanın vasiyetine uygun olarak sultan ölünce naaşına sarıldığı rivayet edilir.

“İnsanların ve cinlerin müftüsü”
Bayezid ve Yavuz dönemlerinin ardından tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman’ın sultanlığı esnasında ve Zenbilli Ali Efendi’nin vefatına binaen İbn Kemal şeyhülislamlığa tayin edildi: Yıl 1526. Osmanlı ulemasının en yüksek mevkii olan bu makamı İbn Kemal vefatına kadar 8 yıl işgal etti.

İbn Kemal 1534’te vefat edince cenaze namazı Fâtih Camii’nde büyük bir kalabalık tarafından kılınıp Edirnekapı dışındaki Mehmed Çelebi zaviyesine defnedildi. Mezarına “Hazâ makam-ı Ahmed” (İşte bu Ahmed’in makamıdır), kefenine de “Hiye âhirü’l-libâs” (İşte bu son elbisedir) ibaresi yazıldı.

İbn Kemal yazmayı ve ders vermeyi oldukça seven bir âlimdi. İlmi son derece genişti. O kadar ki birçok âlim eserlerini ona tashih ettirirdi. 16. yüzyılın üç büyük âlimi sayılsa Ebussuud ve Mustafa Ali yanında İbn Kemal her defasında anılır. Hatta İbn Kemal’in diğer ikisinden üstün olduğu bile düşünülebilir. Çünkü o Mustafa Ali gibi büyük bir tarihçi, Ebussuud gibi büyük bir fakihtir. İlminin büyüklüğüne bakarak halk onun için ‘Müftiyü’s-Sakaleyn’ yani insanların ve cinlerin müftüsü demiştir.

Türk tarihinin büyük “Kemal”lerinin ilki olan İbn Kemal’in yüzlerce eser yazdığı söylenir. Nihal Atsız onun 19’u Türkçe, 7’si Farsça ve 183’ü Arapça olmak üzere 209 eserini tespit etmiştir. Bununla birlikte ona nispet eden eserlerin sayısını 300’e kadar çıkaranlar da vardır. Bunların otuz altı tanesi Abdullah Cevdet Paşa tarafından yayımlanmıştır. Bunlar arasında fıkıh, usul, kelam, şiir, nahiv ve elbette tarih konuları özellikle dikkat çekiyor. Bugünkü mantıkla bakılacak olursa İbn Kemal için hukukçu, tarihçi, filolog, şair ve filozof demek gerekiyor.

İbn Kemal büyük Osmanlı tarihi kitabını ve şiirlerini Türkçe yazarken İslam hukuku dalındaki eserlerini çoğunlukla Arapça kaleme almıştır. Zira Arapça o dönemin bütün İslam dünyasını kuşatan ortak bilim dili hüviyetindeydi.