İBRAHİM’E BİN SELAM!

İBRAHİM’E BİN SELAM!

Birkaç aydır aklımda, aklımda da, akıl her zaman yolunda mı? Değil. Nihayet bir zaman buldum,

aklımı eve koydum, yazının yolunu tuttum. Demiryolunun oraya kadar inmişim. İnince de bizim İbrahim’i gördüm. Şimdi, ‘sizin İbrahim kim kardeşim, burası tren, sizin mahalle değil!’ dediğinizi duyar gibi oldum. Öyle demeyin, bir defa, tren hepimizin evi, dolayısıyla da mahallesi, yani trende öyle sizin mahalle-bizim mahalle yok, hem de olmaz!

İbrahim’e gelince, o da içimizden biri, çoğumuzdan biri. Öyleyse bildik, tanıdık biri. 20 yıldır hiç tatil yapmamış bir demiryolu işçisi. Gazetelerde çok şaşırtıcı, duyulmadık, rastlanmadık bir haber gibi yazılınca da şaşırma sırası bana geldi. Nasıl gelmesin ki? Şimdilerde azalmıştır belki ama eski insanlardan çok duymuşuzdur, 30-40 yıl çalışıp da hiç tatil yapmadıklarını. İyi mi, değil, doğru mu, değil. Hele çoluk çocuk da varsa, olacak şey değil ama, kimi zaman medar-ı maişet, kimi zaman fakr-ü zaruret, yani mutlaka mecburiyet sebebiyle hâsıl olmuş bir çaresizlik diyelim buna.

Bir düdük çalın yeter
İçimizden İbrahim, yani bizim İbrahim, baktım yine elinde feneri, ince ince yürüyor rayların kıyısından. Her gün 15 kilometre yürüyerek yolun güvenliğini sağlayan İbrahim Çivici yaptığı iş için, ‘bizim ölçülerimiz milimetreyle’ yani ‘o kadar ince’ diyor, ki işte biraz da bu incelikten olmalı şimdiye dek bunu dile getirmemesi. Yazın kavurucu sıcakta, kışın dondurucu soğukta usanmadan görevini yerine getiren demiryolu işçisi Çivici’nin başka bir dileği daha var ki incelikte yaptığı işten geri kalmıyor. Yanından geçen trenlerin makinistlerinin selam vermesi, el sallaması hem onun çalışma keyfini artırıyor hem de güç katıyor. Ama selam vermeden geçen bir tren makinisti olunca da doğrusu biraz hüzünleniyor, üzülüyor. Duydunuz hanımlar, beyler ve dahi eskisi, yenisi, hızlısı, ekspresi tüm trenler, bir selam verin, bir düdük çalın yeter!

Bir selam bin İbrahim bahtiyarlığı. Selam veren de selamı alan da İbrahim gibi bahtiyar olsun. “Gurbeti mesken mi tuttun/gittin beni de unuttun/yoksa başka yar mı buldun/…/bir selam gönder bari/bayramdan bayrama.” diye türkü yakmasın değil mi kimse arkamızdan? ‘Hayırsız, vefasız, selamsız-sabahsız’ demesin. ‘Bir selamın yeter’ desin.

Herkes tatil olanağı sundu
Yol işçisi İbrahim yazları bazen memleketine gidiyormuş, ama deniz kenarına, sahile ailecek 20 yıldır hiç gitmediğini duyan İstanbul’un Fatih Belediyesi’nden Aydın’ın Didim Belediyesi’ne, Karadeniz belediyelerinden Metal Sendikası’na çeşitli kuruluşlar tatil olanakları sundular. Daha da güzeli sosyal medyada neredeyse 100 bin kişinin imzaladığı bir kampanya yapıldı. Daha da güzeli ne olabilir, bana kalırsa hafif sitem kokan selam yakınmasına karşılık, bir makinistin trenin düdüğünü çalarak onu selamlaması.

Ne zamandır dünyadaki en keyifli tren yolculuklarına dair bir yazı yazmak istiyordum. Bu yazının başına da o niyetle oturdum, hatta okuduklarımdan, biriktirdiklerimden seçme yaparak kısa kısa da olsa 10 keyifli tren yolculuğunu yazmaya karar verdim. Yazının başlığına da “10 keyifli tren yolculuğu” dedim. Seattle’dan Los Angeles’’a, dünyanın en yüksek dağları arasında yer alan Cuzco’dan Peru’nun efsanevi yerleşimi Machu Picchu’ya, trenle yapılan baş döndürücü yolculuklara… İşte o zaman gördüm, bir selam, bir günaydın, bir gülümseme, bir düdük sesiyle günü, gönlü şen olan İbrahim’in öyküsünü. Umarım şimdiye çoktan tatile çıkmıştır ailesiyle birlikte, deniz kenarına inmiş, yorgun ayaklarını sularda dinlendirmiş, gönlü dinç, içi huzurlu, gözlerinde tebessümle yine bizim yolumuzu aydınlatmakta, gelip geçen yolcuların, trenlerin, makinistlerin selamına yürekten selam vermekte, gelecek yazın denizini düşlemektedir.

Eski ama her trene binişinde kendini yepyeni bir yolcu gibi hisseden bu satırların yazarından da İbrahim’e bin selam olsun!