İki farklı Mehmet Akif

İki farklı Mehmet Akif

Dücane Cündioğlu 2013’te genişletilmiş yeni baskısı  yapılan Akif’e Dair’de iki farklı Mehmet Akif’ten söz eder. Birincisi; İstiklal Marşı, Çanakkale Destanı, Mahalle Kahvesi gibi şiirleri yazan, topluma mal olmuş, cemiyet için bütün varlığından vazgeçmiş, herkes tarafından bilinen bir Mehmet Akif. Diğeri ise Hicran, Secde, Bülbül, Leyla gibi şiirleri yazan, acı ve ıstırap içinde Rabbine seslenen, tasavvufi yönünü ortaya çıkaran, yalnızlık içindeki bir Mehmet Akif… Dücane Cündioğlu bugüne kadar birincisinin incelendiğini, söz konusu edildiğini, göründüğünü, ikincisinin ise çoğu kimse tarafında fark edilmediğini belirtir.

Hakkında anma programları yapılan Mehmet Akif birincisidir. Mehmet Akif’in diğer yönüne çoğu kimse dikkat etmez. Oysa Mehmet Akif’in derinliği, tasavvufi yönü ikincisinde gizli. Asıl Hicran ve Secde şiirlerinde Mehmet Akif’in şahsiyeti, yüzü ve hayatıyla karşılaşır, başka ifadeyle doğrudan bağlantıya geçeriz. Bu şiirlerinde Mehmet Akif bireysel bir hesaplaşma içine girer. O güne kadar yaşadıkları, düşündükleri ve hissettiklerini değerlendirir. Birinci yönüyle ise toplumsal hesaplaşmayı okuruz. Özellikle II. Meşrutiyet ve İstiklal Harbi öncesi ve sonrası -siyasî ve kültürel renkliliğiyle- Türkiye tarihini. İkisi de iç içe geçmiştir, birbirinden ayrı düşünülemez. Aslında Mehmet Akif’in manzum ayet tefsirlerinde bile ikinci Mehmet Akif’i; tasavvufi diyebileceğimiz şiirlerinde ise siyasalı, toplumsalı yakalamak mümkün. Cündioğlu bunların birbirinden bağımsız olamayacağını ima edecek şekilde ayrılamayacağını söyler ve ‘kim nasıl ayıracak?’ diye sorar.

Akif’e Dair Mehmet Akif’le ilgili birçok tartışmaya da değinir ve tartışmaların aslında bilgi eksikliğinden, yanlış bilgilenmeden, önyargılı yorumlardan kaynaklandığını anlatır. Özellikle Mehmet Akif’in Kur’an tercümesiyle ilgili tartışmalar, ona dair bakış ve önyargıların görünür kılınması açısından önemli. Bazı çevreler bu konuda Mehmet Akif’i yargılayıp suçlarken, bazı çevreler bunlara karşı hemen savunmaya geçer. Cündioğlu’nun işaret etmeye çalıştığı nokta; iki tarafın da konuyla ve Akif’le ilgili sağlıklı bir inceleme, araştırma yapmadığı, dolaysıyla bilgisiz kaldığıdır. Yanlış bilgiyle doğru yorum yapılamayacağı da bir hakikat. Bu yüzden Cündioğlu gerek Akif’e Dair’de gerekse Bir Kur’an Şairi’nde doğru bilginin peşinde koşar ve onu aktarmaya çalışır. Çünkü konuyla ilgili doğru bilgiler yorum gerektirmeyecek kadar açıktır.

Akif’le ilgili yanlış bilgiler var
Örneğin Cündioğlu Mehmet Akif’in hiç erkek torunu olmadığını, buna rağmen oğlu Emin Ersoy’la çektirdiği fotoğrafın altına yanlışlıkla, ‘torunu ve Mehmet Akif’ ibaresi konulduğu için, bu hatanın halen devam ettirildiğini belirtir. Konuyla ilgili birkaç köşe yazısı yazmasına rağmen böyle olduğunun altını çizer. Demek ki halen Mehmet Akif ve ailesiyle ilgili ayrıntılı ve dikkatli okumalar yapılmamaktadır. Akif’e Dair bu tür noktaların aydınlatılması açısından etkileyici ve önemli; Akif’i merak edenler için iyi bir başlangıç olabilir.