İSPANYA’NIN HARİKALAR DİYARI: BARSELONA

Barselona, tüm duyular için bir şenliktir. En çok da göze hitap eder. Akdeniz gelenekleri, 3 bin yıllık geçmişi, limandan esen deniz kokusu, yayalara ayrılmış sokakları, ortaçağ duvarları içinde sıralanan tavernalarıyla İspanya’nın bu en kozmopolit kenti, daha ilk bakışta çarpıcıdır. Denizden ormanlık tepelere doğru uzanan bir düzlükte yer alan kentin eski kısmı, Avrupa’daki gotik mimarinin en etkileyici örnekleriyle dolu. Özellikle mimar Gaudi’nin bir rüyadaymışsınız hissi veren ve kente damgasını vuran Modernizm dönemine ait malikaneleri, hiç tereddüt etmeden dünyanın en sıradışı binaları arasında sayılabilir.

Akdeniz’in en canlı limanı
Kentin çağdaş atmosferi de heyecan verici. Restoranları hayranlık uyandırıyor. Kentin avangard aşçıları, mutfaklarıyla gurur duyan Fransızlar’ı bile etkilemiş durumda. Barselona, keşfetmekten bıkmayacağınız restoranlar, İspanyol kafe kültüründe vazgeçilmez bir yere sahip ‘tapas’ (meze) mekanları, kentlilerin arasına karışıp dans etmenin kültürün bir parçası olma fırsatı tanıdığı kulüplerle dolu. Akdeniz’in en hareketli limanlarından biri olan, Katalonya’nın başkenti Barselona aynı zamanda hiç durmadan çalışan, dinamik bir kent. Burası kendi dili, karakteri ve tarihi olan farklı bir bölge.

Bitmesini istemeyeceğiniz cadde
Mercat de Sant Josep ya da daha çok bilinen adıyla ”LaBoqueria”, muhtemelen görüp görebileceğiniz en etkileyici, canlı pazarlardan biri. Ünlü şair Lorca’nın, ‘dünyada bitmesini istemediğim tek cadde’ dediği, yeryüzünün en canlı ve hareketli caddelerinden biri olan, 2 kilometrelik La Rambla’dan yürüyerek bu pazara varılıyor. Pazarda, restoran şeflerinin ve kentlilerin arasına karışıp, İspanyol tarzı alışverişi gözlemleyin. Meyve ve sebzeleri, deniz mahsüllerini, şekerlemeleri ve ülkenin dört bir yanından gelen farklı ürünleri incelemek eğlenceli.

Kaçıklıkla çılgınlık arasında
Barselona, ünlü ikonlarıyla adeta bir harikalar diyarı. Kentin, Altın Şehir olarak adlandırılan, bayramların ve halk kutlamalarının yapıldığı Passeig de Gracia’nın etrafında ünlü modernizm dönemi binaları göze çarpar. Izgara modeli sokak planlamasının en iyi uygulandığı L’Eixample bölgesinde gözünüz yukarılarda olsun. Mahalle, tuhaf, eğlenceli binalar, şaşırtıcı detaylar, renkler, garip kombinasyonlar ve büyüleyici cephelerle dolu. İspanya’da Art Nouveau akımının öncüsü efsanevi mimar Gaudi’yle tanışmanın zamanı geldi. Burada iki cevheri var; kaçıklıkla çılgınlık arasında bir yerde duran Casa Batllo ve kıvrımlarında eşsiz detaylar saklı Casa Mila ya da La Pedrera. İkisine de sabah erkenden gitmek, büyük kalabalıkların bir adım ilerisinde olmak için gerekli.

Bilim kurgu filmi mi?
Gaudi’nin tartışmasız şaheserlerinden biri, bitişik apartmanlar ve ofis blokları olarak inşa edilmiş, aynı zamanda Casa Mila olarak binayı yaptıran işadamıyla anılan La Pedrera (1905- 1910). Dev bacalar adeta bir bilim kurgu filminden fırlamış Star Wars askerlerini ya da ortaçağ şövalyelerini andırır. Dalgalı cephesi balkonlarla daha da belirgindir. Süslü üst katı ve çatı katını görün. Tavan arasında, Gaudi’nin zarif, parabolik kemerlerine rastlarsınız. Ayrıca küçük bir müze ve alt katta El Piso de la Pedrera olarak bilinen, incelikle döşenmiş bir ev var. Burası, 20. yüzyılda varlıklı bir ailenin nasıl yaşadığına dair bir fikir verir.

Çinilerin taçlandırdığı mimari
Casa Battlo, zenginlerin kentteki en güzel konutu yaptırma üzerine iddialaştığı zamanlara rastlar. Binanın bir canlı olduğunu düşünebilirsiniz. Cephedeki mavi, mor ve yeşil çinileri, dalga dalga kıvrılan pencere çerçeveleri ve balkonlarıyla burası adeta Gaudi’nin oyun alanı gibidir. Mavi çinili çatı ve kule ile mimariye yansıyan Aziz George’un ejderhayı öldürmesi dikkat çekici. Kapılar, pencereler ve aydınlıklar kıvrımlı ahşap ve renkli camlarla bir rüya hissi veriyor. Gaudi’nin, sık kullandığı ve kırık fayanslardan yapılma moiziklerle süsleme tekniği ‘trencadis’, bir başka şaheseri olan Park Güell’in banklarında da görülüyor.

Rüyalardan çıkma
UNESCO dünya mirası listesindeki Park Güell, masalsı evleri, popüler seramik kertenkelesi, trencadis yapılmış ve dünyanın ilk kolajı olan yılanı andıran bankı, kente ve denize hakim panoramik manzaralarıyla, yeryüzünün en keyifli halka açık alanlarından biri. 8 hektarlık bir araziye yayılan parkın en ünlü parçalarından biri de mozaik kaplı bacası. Gaudi’nin, peyzaj mimarisine el attığı ve suni olana doğaldan daha da doğal bir görünüm verdiği bu park projesine, 1900’de sanayici Eusebio Güell’in kent hayatından uzaklaşmak isteği üzerine başlamış. Bu minyatür bahçe- şehir, 1914’te villaların satılamaması nedeniyle yarım kalmış ancak Gaudi o zamana kadar 3 km’lik caddeler ve yürüyüş yolları, merdivenler, bir meydan ve kendi sıradışı tarzında Hansel ve Gretel stilinde iki kulübe yapmış bile. Gaudi’ye, alacaklarına karşılık olarak bu villalardan birinin verildiği söylenir. Mimarın uzun yıllar yaşadığı bu villa, bugün mobilyaları ve hatıra eşyalarının sergilendiği bir müze.

Ayakkabı tutkunlarına
Ustalara adanmış müzelerden yana kentin kuşkusuz hiç sıkıntısı yok. Alışveriş konusunda da ne kadar bereketli olduğunu her adımda hissettiriyor. Ancak öyle bir yer var ki, hem ayakkabı tutkunlarını mutlu edebilir hem de bütçeye zarar vermez. Mısır sandaletlerinden 18. yüzyılın zarif kadın ayakkabılarına, tarihi ve sahipleriyle ünlenmiş ayakkabı koleksiyonuyla Museu del Calçat, Gaudi’nin harikalar diyarında bir başka sıradışı deneyimin kapılarını açıyor.

Yarım kalmış şaheser
Gaudi’nin sınırsız hayal gücünün en iyi örneği, yaratıcılığının zirveye çıktığı nokta, 1882’den beri hala bitirilememiş olan La Sagrada Familia’dır. İlk mimarı Vilar’ın gözden düşmesiyle, adeta ağaçlar gibi yükselen sütunları ve kıvrımlarıyla göze çarpan bu Neo-Gotik tarzdaki kilisenin inşasına Gaudi tarafından devam edilmiş. Ne var ki Gaudi 36 yıllık çalışmasının ardından, kilisenin yakınında geçirdiği bir tramvay kazasında hayatını kaybedince, eseri de yarım kalmış. Doğadan aldığı ilhamla inşa ettiği bu kilise, bugün halkın desteği ve bağışlarıyla tamamlanmaya çalışılıyor. Kilisenin açılış yılı, Gaudi’nin ölümünün 100. yılı olan 2026 olarak planlanmış. Demir, çelik, tuğla, cam ve seramik tamamıyla mimar tarafından tasarlanmış ve yerleştirilmiş. Kentin Gotik, İslam, Rönesans ve Romanesk üslupları burada bir arada. 400 basamaklı sarmal merdivenlerden kulelere ve galerilere çıkıp, kente kuşbakışı bakın. Gaudi, üzerinde büyük bir sevgiyle çalıştığı eserinin mahzenindeki bir şapelde yatıyor.

LEZZET MOLASI
Güne, Plaça de Sant Josep Oriol’da ‘cafe amb llet’ (kahve ve süt) ile hamur işinden oluşan bir kahvaltıyla başlayın.

GÖRÜN
Barri Gotic’deki (Gotik Mahalle) Barselona Tarih Müzesi’nde yeraltına inip, 2 bin yıl öncesine uzanın.

KAÇIRMAYIN
Asırlık evlerden oluşan Picasso Müzesi’nde sanatçının erken yıllarına dair kaydadeğer bir koleksiyon var.

AKTİVİTE
Eski limanın ve gümrük binasının bulunduğu La Barceloneta bölgesinde balık tutmak serbest.