İSTANBUL İÇİN LALE VAKTİ

İSTANBUL İÇİN LALE VAKTİ

Bahar aylarında yolu İstanbul’a düşenler bilir, İstanbul’un her tarafı lalelerle donanır, İstanbul sokaklarında yürürken kendinizi bir festivalin içinde bulursunuz. Kışın soğuğunda toprağa gömülen çirkin soğan, nisan ayı geldiğinde hazırlıklarını tamamlamış, dört bir taraftan boynunu uzatmıştır… Sonrası onu görmeyi bilen gözlere kalır; çünkü lale gündelik hayatın hengâmesinde yanından vurup geçtiğinizde değil, parlaklığının içine sakladığı siyaha çalan izi gördüğünüzde açar ve hikâye burada başlar…

Türkler nereye lale oraya!
Lalenin anavatanı Orta Asya’dır. Türklerin at sırtında Anadolu’ya yaptıkları yolculuğun laleler için farkı; atın terkisinde gelmiş olmalarıdır. Sonrası malum; Türkler nereye lale oraya! Bazen mütevazı bir ailenin saksısına, bazen İstanbul’da kendileri için özel hazırlanan bahçelere, bazen de saray avlularına… Hem de sultanların, padişahların elleriyle; İstanbul lale, lale İstanbul oluncaya dek.

İstanbul’un laleyle tanışması Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi kadar eskiye dayanıyor. Aynı zamanda iyi bir bahçıvan olan Fatih, işe Topkapı Sarayı’nın bahçesinde bu güzelliklere yer açarak başlıyor; sonra bunu tüm İstanbul’un park ve bahçeleri takip ediyor. Farklı türde laleler üretilmesi için yarışmalar mı dersiniz, lalelerin güzelliğini anlatan şiirler mi… Lale zamanla Osmanlı’nın has çiçeği haline geliyor. Sadece toprağın üstünde de kalmayıp kaftanlara, duvarlara, tabaklara ve hatta tüfeklerin işlemelerine kadar uzanıyor. Tabii o zamanlar bu çiçeğe bir devre adını verecek kadar bağlanılacağı bilinmiyor.

Lale, Türk kültürünün damgasıdır
Bugün lalenin bilinen 4 binin üzerinde farklı türü bulunmakta. Dünya genelinde lale denildiğinde herkesin aklına lale ticaretiyle ekonomisine ciddi bir katkı sağlayan Hollanda gelse de lale birçok dilde Osmanlı Devleti zamanında kullanılan adını koruyor. Lalenin ismi İngiltere’de “tulip”, İspanya’da “tulipan”, Hollanda’da “tulp”, Almanya’da ise “tulpe” olarak biliniyor. Bu isim Avrupalıların laleyle tanıştıkları tarihlerde Osmanlı’da popüler olan tülbent lalesinden geliyor; ismi küçük farklarla birbirinden ayrılsa da lale gittiği her ülkede aynı etkiyi yaratıyor: Tutku!

Osmanlı’da bir lale soğanı ortalama 8 altın ederken, nadir olan türlerin fiyatları bin altına kadar yükseliyor. Öyle ki kadınlar artık ziynet eşyalarını sandıklarına saklayıp üzerlerinde onu taşımaya başlıyor, zenginlik evlerin bahçelerindeki lalelerin değeriyle ölçülüyor ve hatta bahçelere lale hırsızları musallat oluyor! Avrupa’da da durum bundan farksız… Hollanda’da lale soğanı fiyatlarının bir anda yükselip düşmesiyle yaşanan ekonomik kriz bugün hâlâ ekonomide “Lale çılgınlığı” terimi olarak kullanılmaya devam ediyor.

İstanbul dünyanın en büyük lale bahçesi oluyor
2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski dostları yeniden buluşturmaya karar verdi ve aynı yıl başlatılan festival “Anavatanına dönen sultan, lale” ismiyle günümüze kadar devam etti. Bu yıl 9’uncusu düzenlenecek festival için hazırlıklar çoktan tamamlandı. 2013 yılında 10 milyon olan lale soğanı sayısı bu yıl 20 milyona çıkarıldı ve bu soğanların yüzde 90’ı yerli üreticilerden temin edildi; festival süresince İstanbul’un dört bir tarafında düzenlenecek yarışmaların, konferansların, konserlerin ve gösterilerin ayrıntıları belirlendi. Büyük buluşmaya herkes davetli!

Lale yetiştirmek istiyorsanız…
Soğuk, lale soğanının biyolojik saatini uyarır ve türünü devam güdüsünü tetikler. Bu yüzden lale soğuk kış ortamını sever. Eğer kışları soğuk geçen bir ülkede yaşamıyorsanız soğanları yaklaşık 10 hafta buzdolabında da bekletebilirsiniz. Laleler nisan ve mayıs aylarında çiçek açar, birkaç hafta sonra da çiçekleri solar. Lale soğanınızı çürümeden birkaç yıl kullanmak istiyorsanız kullandığınız toprağın kaliteli olmasına dikkat etmelisiniz. Kuruyan lalenin çiçeğini keser, yapraklarına dokunmazsanız lale enerjisini, kökünde yeni bir soğan oluşturmaya verecektir.