ITRİ: ÖZ MUSİKİMİZİN PİRİ

Medeniyetin ölçülerinden gözle görülür olanı mimariyse; kulakla işitilir olanı da müziktir. Bir toplumun doğal mı incelmiş mi olduğu müziğine bakılarak anlaşılabilir. Müziği olmayan kimse yok tarihte. Klasik Batı Müziği’nin müzik sanatının zirvesi kabul edildiği 20. yüzyıla kadar da kimsenin kendi yerel müziğinden bir şikâyeti olmamış. Klasik müziğin üstünlüğü fikri ise varlığını daha çok müziğin mekanik (daha sonra elektronik) araçlar yoluyla kaydedilip yaygın olarak iletilebilmesine borçlu. 19. yüzyılda gramofonla başlayan müzik kayıt ve iletimi serüveni günümüzde çok daha gelişmiş ve karmaşık araçlarla devam ediyor.

Türk klasik müziğinde bir zirve
Batı etkisini iyiden iyiye kabul etmeye başladıktan sonra dönüp kendimize sorduk: Bizim klasik müziğimiz yok mu? Cevap acıklıydı. Klasik müziğimiz olarak bugün Türk Sanat Müziği dediğimiz türü belirledik ve ilk iş olarak radyoda çalınmasını yasakladık. Türk modernleşmesinin bu trajikomik hikâyesi, uzun bir sürecin sonunda kendi klasik müziğimizi her haliyle benimsememize varacak yolun ilk adımı oluyordu. İnkârın sonunda gelen, geç gelen ikrar.

Oysa Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar başta olmak üzere kültür adamlarımız Osmanlı müziğinin Klasik Batı Müziği ile haydi haydi boy ölçüşebileceğinin idrakindelerdi. Tanpınar, şaheseri sayılan Huzur romanını Osmanlı müziği üzerine kurmuştu. Yahya Kemal ise birçok şiirinde Osmanlı müziğinden söz etmiş, nihayet Itri başlıklı özel bir şiir de kaleme almıştı.

Hayatının özellikle şöhret öncesi dönemi hakkında müphem birkaç bilgi kırıntısı dışında fazla bir şey bilmediğimiz, ancak çok az eserine kavuşabildiğimiz bu Itri kimdir? Osmanlı müzisyenleri genellikle ayan isimleriyle anılırken Itri niye mahlasla anılıyor, her şeyden önce? Aynı zamanda şair olduğu için. Yoksa ona da Buhurizade Mustafa Efendi diyor kayıtlar.

Şair, bestekâr, hattat
Pek çok Osmanlı sanatçısı gibi Itri de çok yönlüydü. Tam doğum tarihini ve yetişme şartlarını kesin olarak bildiğimiz söylenemez. 1630 veya 1640 gibi uzak ara tarihler veriliyor doğumu için. Fatih’in Mevlanakapı civarındaki Yayla mahallesinde doğduğu ve devrin önemli müzik üstatlarından ders alarak yetiştiği var sayılıyor.

Itri’nin iyi bilinen bir özelliği Mevlevi olması… Itri ismi bile mevlevihanede çiçek yetiştirme merakından ileri geliyor. Itır, iki çenekliler grubundan mora yakın pembe renkte hoş kokulu bir çiçektir ki “ıtır” kelimesi sıklıkla güzel koku anlamında kullanılır.

Çocukluğu ve gençliğini iyi bilmediğimiz Itri karşımıza önce Kırım Hanı I. Selim Giray’ın Çatalca’daki çiftliğinde yaptığı icralarla çıkıyor. Daha sonra IV. Mehmet’in resmi saray müzisyenleri arasına giren Itri, aynı zamanda şairdi ve hat çekiyordu yani güzel yazı yazıyordu. İyi bir şair olduğu söylense de şairliği bestekârlığına oranla belirsizdir. Divan tertip edecek kadar şiirde ciddi olmasına rağmen divanı kayıp olduğu için seviyesini ölçemiyoruz.

Itri’nin şiirleri arasında hece vezniyle yazılmış türkülere de rastlanması bizdeki halk şiiri divan şiiri, halk müziği-sanat müziği ayrımını sorgulamaya yardım edecek cinstendir. Unutmayalım ki şarkı-türkü ayrımı bugünkü anlamına sahip değildi Osmanlılar için. Onlar için bu bir ölçü-uyak farkından ibaretti; bizde ise neredeyse sınıf ayrımı gibi kabul ediliyor.

Saray hanendeliği yani şarkıcılığı Itri’ye ikbal kapısını açtı ve bestekâr Esirciler Kethüdası olarak makama kavuştu. Bu makamda iken kendisine getirilen esir oğlanlardan müziğe yatkın olanları belirleyip yetiştiriyordu.

Biyografi yazarları Itri’nin ölüm tarihi konusunda da uzlaşamaz. 1711 veya 1712 ölüm tarihi olarak verilir ama son yıllarda bunun bir harf hatasından kaynaklandığı, üstadın 1730 veya 1731’de vefat ettiği de ileri sürülmüştür.

Esnek, derin ve olgun: Nevakâr
Itri’den günümüze kalabilen kırk civarı eser arasında Nevakâr’ın ayrı bir yeri var. ‘Sanat müziği icra ediyorum’ diyen kimse bu eseri icra etmeden bu dünyadan gitmek istemez. 14. yüzyıl şairlerinden Hafız-ı Şirazi’nin “Gülbün-i iyş midemed saki-i gül’izar kü?” (Zevk ve neşe meclisinin gülfidanı yeşerirken o gül yüzlü saki nerede?) mısraıyla başlayan Farsça gazeli Nevakâr’ın güftesini oluşturur.

Nevakâr adı üstünde Neva makamında bir kâr yani beste olsa da baştan sona tek makamda okunmaz. Tabiri caizse progresif tarzda bir bestedir; kendi içinde değişim ve çeşitlilik arz eder. Genel kâr usulünden farklı olarak terennümle yani ölçüye uygun ama bir anlamı olmayan sözlerle başlamaz, uzun bir enstrümantal girişten sonra doğrudan doğruya güfte gelir. Akla bir yere kadar Abdülkadir Meragi’nin kârlarını getirse de, Itri Meragi’nin epiğe varan saltanatlı üslubuna göre daha dişi ve mistik bir hava vermiştir eserine. Bu yumuşak ve derin hava Itri’nin tüm eserinde karşımıza çıkar.

“Saltanatlı tekbir” mi mütevazı tekbir mi?
Yahya Kemal, Itri bestesi olduğunu birçoğumuzun bilmeden özellikle Kurban keserken ve bayram namazından sonra cemaatle beraber okuduğumuz teşrik tekbiri için “saltanatlı” tabirini kullanır. Ben buna katılamıyorum. Bana kalırsa Itri bestesiyle okuduğumuz tekbir bestekârın saraya mensubiyetinden çok Mevlevi edebinin izlerini taşır.

Tekbir bir kişi tarafından da okunsa bin kişi tarafından da okunsa ses tonunu korur. Bu da akla doğal olarak tekke zikirlerini getiriyor. Bilhassa disipliniyle dikkati çeken Mevlevi ayinlerini… Sesin göğe yükseliyormuş gibi bir his vermesi ise Itri’nin hem imzasıdır ve çok büyük sanatkârlıktır hem de bestekârın tevazuunu ortaya koyar.

Itri camii müziğine ait başka eserler de verdi. Salat-ı Ümmiye olarak bilinen ve bilhassa Teravih namazında rekât aralarında okunan salat da bunlardan biridir. Bu da tekbir gibi kısa bir ses aralığında bestelenmiş güçlü bir eserdir. Tekbire göre daha duygusal bir his verir. Divan şiirindeki münacaat/naat farkına benzer bir fark var Itri bestesi tekbir ile salat arasında.

Büyük bestekâr Itri, Türk müziğinde Abdülkadir Meragi kadar önemsenir. Yaygın bir görüşe göre Meragi, Itri ve Dede Efendi mükemmel bir trio teşkil eder. Şahsi görüşüm Itri’nin Meragi’yle eşit, Dede Efendi ve diğer bestekârlara üstün olduğu yolunda. Meragi’de yücelik, büyüklük daha çok öne çıkar. Itri’de ise eşine az rastlanır bir ağırlık, sakinlik ve sadelik göze çarpar.