KAHİRE’NİN ASLANI: BAYBARS

KAHİRE’NİN ASLANI: BAYBARS

13. yüzyıldayız. İslam dünyası bugünkü gibi karışık… Batıdan Haçlılar Müslümanların topraklarına doğru sefer ardına sefer düzenliyor, doğudan ise tarihin nadir kaydettiği bir vahşeti sergileyen Moğollar karşılarına çıkan her şehri yakıp yıkıyor, her Müslümanı kılıçtan geçiriyor. Medeniyet büyük tehlike altında… Mazlum Müslüman halk gözyaşları içinde el açıp dua ediyor, o yiğit kurtarıcısını bekliyor.

Filmlere taş çıkartacak bir hayat hikâyesi
Baybars’ın hayatı masallara, destanlara layık. Adı Kıpçak Türkçesinde baş pars anlamına geliyor (bay: baş; bars: pars). Askeri kariyerini düşünecek olursak, Baybars için ismiyle müsemma desek yerinde olur. Tabii parslıktan önce tutsaklık var. Önce ona bakalım.

1223’de o zamanki adı Deşt-i Kıpçak olan (Kıpçak çölü) ve Orta Asya içlerinden bugünkü Romanya’ya kadar uzanan geniş bölgenin Karadeniz’in kuzeyine denk gelen kısmında dünyaya gelen Baybars, esasında soylu bir Türk ailesine mensuptu. Kıpçakların Borçoğlu veya Borlu kabilesine mensup ailesi, o günlerde Kırım’ı elinde tutan Altın Orda (altın ordu) devletiyle akraba olabilmek adına Baybars’ı Cengiz Han torunu Berke Han’ın kızıyla evlendirdi.

Ne olduysa ondan sonra oldu. İkbali beklenen damat-şehzade Deşt-i Kıpçak’ta Moğol haydutlarının eline düştü, köle olarak Bizans tüccarlarına satıldı. Esir olarak Sivas, Halep ve Dımaşk’a götürüldü. Orada bir kuyumcuya satıldıktan sonra Hama’da hapis hayatı yaşayan Emîr Alâeddin Aytekin el-Bundukdari tarafından satın alındı ve onunla birlikte Kahire’ye gitti. İsminin sonundaki Bundukdari ilavesini köleyken efendisi olan bu emirden almıştır.

Yiğit bir Türk delikanlısı olan Baybars, Kahire’de yeni kurulan Bahriyye Memlükleri’ne katıldı. Bunlar köle-askerlerden oluşan, bugünkü özel birliklere karşılık gelebilecek bir hassa ordusuydu.

Kölelikten efendiliğe
Şiddetin kol gezdiği bir dönemde köle-asker yani memluk olmak bir yanıyla ayrıcalıktı. Haçlılar geldiğinde mamur şehirlerde yumuşak bir medeni hayat yaşayan ve cihadı nispeten unutmuş olan Müslümanlar, Haçlı hunharlığı can yaktıkça çözümü Memluklarda bulmuştu. Her emirin kendi Memluk ordusu vardı ve bunların kuşkusuz en önemlisi de Baybars’ın da içinde olduğu Kahire Memluklarıydı.

Baybars, Memluklar içinde kendini kısa sürede göstererek önemli bir komutan haline geldi ve henüz 27 yaşındayken 7. Haçlı Seferi’ni düzenleyen Fransa Kralı’nı mağlup edip esir almayı başardı. Bu önemli zafer, Baybars’ın ölümüne kadar sürecek savaşlar içinde sadece bir başlangıçtı.

13. yüzyılın ikinci yarısında, İslam dünyasını tahribe yönelmiş batılı Haçlılara doğulu Moğollar da eklenince zaten Anadolu, Suriye, Irak ve Mısır’a sıkışmış bulunan Müslümanlar iyice iki ateş arasında kalmış oluyordu.

İşte Baybars gibi affı olmayan cesur ve yetenekli komutanların rolü bu dönemde zirveye çıkacaktı. 1250-1260 yılları arasında Baybars, Haçlılarla savaşırken bir yandan da içerideki siyasi kavgalarda rol oynadı. Memluk ordusunun sahibi Turan Şah’a suikast düzenleyen darbeci komutanlar arasında yer aldı. Ne var ki Turan Şah’ın yerine geçen Aybek’le de arası kötü olduğu için, ayrıca Aybek memluk komutanlarından Aktay’ı öldürttüğü için arkadaşlarıyla birlikte Kahire’den kaçıp Dımaşk’a sığındı. Kutuz’un Aybek’i devirmesinden sonra tekrar başkente döndü ve Kutuz’un emrinde savaşmaya başladı.

Haçlı belasından sonra Moğol vebası
İç kargaşa için için yanan bir ateş gibi düşük yoğunlukla olarak devam ederken Moğol istilası İslam dünyasını kasıp kavuruyordu. Baybars, ‘yenilmez ordu’ unvanıyla yeryüzünde taş üstünde taş bırakmamacasına dolaşan Moğol ordusunu 1260 yılında hezimete uğrattı. Suriye içinde Ayncalut’ta gerçekleşen bu zafer Müslümanlara büyük moral verirken Baybars’ın şöhret ve meşruiyetini daha da artırdı.

Kutuz’la esasında Aktay’ın şehadetinden dolayı arası açık olan Baybars bir av partisinde Kutuz’u öldürüp bunu açıkça ilan edince memluk komutanları onu yeni Kahire emiri olarak seçti. Memluklarda düzen böyleydi; dönemin şartları mucibince askeri bir oligarşi teşkil ediyorlardı.

Baybars’ın Kahire tahtına oturmasıyla iç kargaşa sona erdi ve Memluk Devleti için altın çağ başlamış oldu. Sırada 4 veya 5. emir olsa da Baybars, Memlukların gerçek kurucusu kabul edilir. Bunda askeri başarıları kadar din ve medeniyete yaptığı büyük hizmetlerin de payı var kuşkusuz.

Ayrılmaz ikili: Cihad ve ilim
Baybars, 17 yıl süren saltanatı süresince başta başkent Kahire olmak üzere emri altındaki İslam devletine sayısız eserler kazandırmıştır. Memluk düzeni Osmanlılara da ilham olmuştur. Kaldı ki Yavuz Sultan Selim Burci Memluklardan halifeliği alırken aslında bunu Bahri Memlukların en büyük sultanı Baybars’a borçluydu. Moğollar Bağdat’ı yakarak Abbasi hilafetini sona erdirmişlerdi. Baybars ise Moğollara en büyük acıyı tattırarak onları sayısız kere yenilgiye uğrattı ve Abbasi hilafetini Bağdat’tan Kahire’ye taşıdı.

Emirliği süresince bir Haçlıları bir Moğolları ezen Baybars, vatanında ise camileri, medreseleri çoğalttı. Dört Sünni mezhebe eşit mesafe takınarak her biri için medrese inşa etti ve her biri için Kahire’de birer başkadı tayin etti. Kazülkuzat yani başkadı uygulamasını başlatan Baybars’tan başkası değildir.

Baybars’ı önceki büyük komutanlardan ayıran en önemli özellik kalıcı siyasi hamleler yapmakta gösterdiği maharettir. İran’da yerleşik Moğol devleti İlhanlılar İslam’ı yeniden tehdit edemesin diye akrabaları olan ve Cengiz soyundan oldukları halde zamanla Müslümanlaşan Altın Orda devletiyle ittifak yaptı. Böylece Moğollar İran ve kısmen Anadolu’yu ellerinde bulundursalar dahi öteye taşamayacaklardı.

Baybars aynı zamanda Haçlıları bitiren halifedir. Akka’dan Antakya’ya kadar fethedilmedik kale bırakmayan büyük mücahit son Haçlıları da kovarak İslam dünyasının rahat bir nefes almasını sağladıktan sonra medeniyetin zirvesi haline getirdiği yurdunda, 20 Haziran 1277’de gözlerini yumdu.