“KALIN İSTASYONU”

“KALIN İSTASYONU”

Özdemir Asaf’ın “Kalın İstasyonu” şiirini bilir misiniz? Elbette adının ima ettiğinin tam tersine ince mi ince, hüzünlü mü hüzünlü bir şiirdir. Hem de kısacık: “Kalın istasyonu müdürü,/Hasan Kalabalık/… /Kalın istasyonu hareket memuru,/Hasan Kalabalık/… /Kalın istasyonu gişe memuru,/ Hasan Kalabalık/… /Bir akşam memurlarını,/Akşam yemeğine çağırdı./Yenildi, içildi geç vakitlere kadar./Hikâyeler anlatıldı/Kalın istasyonu müdürünün evinde/o gece yatıya kalındı.” Asaf’ın bu şiiri 1955’de yayımlanan ‘Dünya Kaçtı Gözüme’ kitabında yer alır. Bu şiirin, daha doğrusu şiire konu olan istasyonun öyküsünü bilir misiniz? Ben bu yaz öğrendim. 1936’da yapılan, nerdeyse 80 yaşındaki Kalın İstasyonu Sivas’ta. Sivas bilindiği gibi Eskişehir’le beraber, Türkiye genelindeki demiryolu ağları üzerinde önemli bir köprü görevini görüyor. İstasyon Sivas’ta hat üzerinde çalışır durumdaki 15 istasyondan biri ve kent merkezine 30 km mesafede. Bozkırın ortasında yer alan hattaki en küçük istasyon olma özelliğini de taşıyor öte yandan. Özdemir Asaf’ın, Damlacık köyü mezrasında bulunan istasyona uğrayıp uğramadığı bilinmiyor. Eskiden civar köylülerin bilet almak için geldiği ve tren beklediği istasyon, bugün yalnızca gelen trenlerin sevk ve idaresiyle ilgileniyor. Bunların da hemen hepsi yük treni… Zaman zaman gelen kimi posta trenleriyle Ankara’ya, İstanbul’a yolculuk edenler olsa da, tek tük. Eskiden istasyonun müdürü, hareket memuru, gişe memuru, kısacası her şeyi olan Hasan Kalabalık gibi treni ve yolcusu da kalabalık olan istasyonda şimdi ne Hasan Kalabalık var ne de başka bir kalabalık… Ama istasyon o kadar da ıssız değil. Adı Hasan Kalabalık olmasa da, eskiden tek görevlinin çalıştığı Kalın İstasyonu’nda bugün 6 görevli var. Her gün en az 2 görevli vardiya sistemiyle çalışıyor. Şiire konu olan kişiyle aynı adı taşıyan bir görevli de var, hareket memuru Hasan Güler.

Tren istasyonu ve yalnızlık…
Elbette ironik bir şiir Özdemir Asaf’ınki. Pek çok başka şiiri gibi… Ama durum her zaman ironik olmayabilir. Tren istasyonlarına yalnızlık pek yakıştırılır. İstasyon, gar, tren şiirlerine bakın, hep bir ıssızlık, yalnızlık, hüzün kokar o şiirler. O trenlerle o garlardan geçilip güneşli günlere, mavi saatlere, sarı gündüzlere ve kırmızı akşamlara gidilse de, garlar hüzünlüdür, ne kadar kalabalık olsa da insana tenha gelir, yalnızca kendisi gidiyormuş gibi gelir.

Kim bilir belki Asaf’ın şiirini gidenler için de yeniden yorumlamak gerekir. Tıpkı Kalın İstasyonu’nun her şeyi olan, aslında yalnızı, kimsesizi olan Hasan Kalabalık gibi bazı yolcuların da soyadlarını ‘yalnızlık’ koymak gerekir. Çünkü onlar bir yalnızlıktan bir başka yalnızlığa doğru gitmektedir. Yalnız gitmektedir. Uğurlayanı, el sallayanı, gözyaşı dökeni de yoktur onun, onların… Yalnız bir yolcudur. Yolu da yalnızdır gecesi de, geçtiği şehirler de… ‘Yalnız Bir Avcıdır Yürek’; Carson McCullers’ın bu yürek yakan romanı gibi yürek de yalnızdır ama avcı mıdır, sanmam. Yalnız yürek avcı mı olurmuş? Kalabalıkla yalnızlığın neredeyse aynı olduğu, kimin yalnız kimin kalabalık olduğunun bilinmediği haller. Nedense yalnızlığı en çok duyuran yer de, havaalanları değil, otobüs terminalleri hiç değil, vapur iskeleleri kesinlikle değil, çoğunlukla tren garları, istasyonlardır. Acaba insanın halinden, derdinden en iyi anlayan araç tren sayıldığı için mi? Belki de bu kadar yalnızı, derdi, gamı taşısa taşısa tren taşır, gam yükünü, insan kahrını, çilesini tren çeker, diyedir.

“Yine gam yükünün kervanı geldi/trenler de ahşaptır turnalardan ötürü…” diye bundan mı denmiştir acep?