Kaliteli yaşamın sırrı: Melbourne

Kaliteli yaşamın sırrı: Melbourne

Sanatçı ve stilli… Dinamik ve kozmopolit bir karakteri olması da cabası. Viktorya eyaletinin başkenti, Yarra Nehri kıyısındaki Melbourne, Avustralya kıtasının sadece kültürde değil aynı zamanda sporda da öncü kenti. Karakteri hemen kendini gösteriyor; oldukça Avrupai… Biraz 1950’lerin Paris’i, biraz New York tadı…

Yine de kendine özgü bir kent. Sayısı 230’u aşan dar sokaklarında, dünyaca ünlü restoranları ve sokak sanatını barındırıyor. Yapılacak en doğru şey, kenti bir Melbourne’lu gibi deneyimlemek. Bunun için mahallelerini keşfetmekte yarar var. Melbournelular sınırları aşmayı seviyorlar. Her sokakta farklı bir kültürün tadı sizi karşılıyor. Vietnam yemekleri için Victoria sokağı, İtalyan için Lygon sokağı, Yahudi tatlıları için Balaclava ve Orta-Doğu lezzetleri için de Brunswick, çeşitlilik meraklılarına kucak açıyor. Kesin olan bir şey varsa o da Melbourne’daki ilk anlarınızda sizi etkileyecek olan gökdelen ya da köprüler olmayacaktır. Spora verilen değer hemen insanı etkiliyor. Kent merkezinin çeperlerinde tasarlanmış spor amaçlı tasarlanan yapılar merak uyandırıyor. Melbournelular AFL (Avustralya Futbol Ligi) futbolu, kriket ve at yarışlarının yanı sıra Grand Slam Tenis Turnuvası ve Formula 1 araba yarışlarına da tutkunlar. Dini bayramlara ayrılan tatiller kadar spor olayları için de resmi tatil günlerinin ayrılmış olması kentliler için son derece doğal.

Futbol mu dediniz?

Melbourne sakinlerinin spora ayırdığı günleri saymaya başlamayalım ancak 100 bin kişilik kapasitesiyle, dünyanın en muhteşem spor alanlarından biri olan Melbourne Kriket Sahası’nı (MCG) mutlaka görelim. Kısaca ”G” olarak anılan yazın kriket, kışınsa Avustralya’ya özgü kurallarla oynanan AFL futbolunun oynandığı bu alanda bir oyun izlemek kuşkusuz son derece otantik bir deneyim olacaktır. Diyelim bu fırsatı kaçırdınız, adeta ülke halkı için bir hac yeri haline gelmiş bu sahada rehberli bir tura katılmak da bir seçenek. Burası, II. Dünya Savaşı’nda ordunun kışlası olarak kullanıldı. 1956 Melbourne Olimpiyat Oyunları’nın yapıldığı ana stadyum burasıydı. Stadyumu Yarra Parkı’nın çimenlerine bakan, sporla ilintili dev heykeller çevreliyor. Burada kaçırmamanız gereken birşey de yerli Wurundjeri halkı tarafından sömürge dönemi öncesi, zanaatlerinde kullanmak amacıyla, kabuğu soyulmuş “yaralı ağaç’’.

Çimenlerden gökyüzüne

Bu kıtanın asıl sahibi Aborijinler’in izi ülkede her adımda hissedilir. Özellikle doğa söz konusu olduğunda, onların binlerce yıl doğa ile nasıl uyum içinde yaşamış oldukları hatırlanmalı. Melbourne gerçekten de  insanı yeşile doyuruyor. Tam 400 dönümlük muhteşem botanik bahçeleri, kentin ortasında devasa bir yeşil alan yaratıyor. Yılda 1,5 milyon ziyaretçi çeken Kraliyet Botanik Bahçeleri, Viktorya dönemi peyzajları arasında dünyanın en iyilerinden sayılıyor. Burada yer alan ülke florasına ait endemik birçok bitkinin yanısıra farklı ekimler de yapılmış. Mini ekosistemler, bir ot bahçesi, yerel ve doğal bir yağmur ormanı, kaktüs ve etli yapraklı türleri incelemeye doyamıyor insan. Yaz aylarında bahçelerde, Ay Işığı Sineması ve tiyatro oyunları var. Ayrıca, 19.yüzyıla ait Melbourne Gözlemevi’nin gece turlarında, gökyüzünü seyredebiliyorsunuz. Hemen yakınında 1853 tarihli Milli Bitki Koleksiyonu’nda 1 milyonun üzerinde kurutulmuş bitki türü  sergileniyor. Yeşil tutkunuysanız bu bahçelerde, hiç sıkılmadan, göl kıyılarında ve kuş sesleri arasında bütün gününüzü geçirebilirsiniz.

Mahalle sanatı

Doğanın güzelliğini Hosier Sokağı’nın duvar resimleri tamamlıyor desek abartmış olmayız. Sokak sanatının böylesine güzel sergilendiği ender kentlerden biri Melbourne. Kaldırım taşı bu sokaktan yürüyen kalabalıklar arasında, bu etkileyici duvar resimlerini, stensilleri ve sanat enstalasyonlarını görüntülemeden durabilen çok azdır. Politikten karşı kültüre ve mizaha, duvar resimleri toplumu ilgilendiren her türlü konuya değiniyor. Bu sokağın eserleri neredeyse her gün değiştiriliyor. Özellikle Rudledge Sokağı’nı gezmeden dönmeyin.

140 yıllık pazar

Mahalle sanatının yanı sıra mahalle yaşamı da, kent hakkında kaydadeğer ipuçları verir. Kentin en belirgin sembollerinden biri olan Kraliçe Viktorya Pazaryeri, Güney Yarımküre’nin en büyük açık çarşısı olarak biliniyor. Bugün oldukça turistik olan ve 1878 yılından beri aktif olan bu otantik pazar yeri, kentin en sevilen bölgelerinden birinde yer alıyor. 700 küçük esnafın ekmeğinin peşinde koştuğu bu alan, yemek, alışveriş ve mevsimsel aktiviteler için adeta bir buluşma noktası. Tarihi tezgahlar ve binalar arasında dolanırken, yiyecek, takı, el sanatları, hatıra eşyaları ve gurme lezzetleri keşfedeceksiniz. Yaz ve kış aylarında bu pazar yeri gece çarşısına dönüşüyor. Sokak lezzetleri, canlı müzik ve alışveriş ile burası hareketleniyor. 140 yıllık bu pazar yerinde dolaştıkça, tatları ve zanaatleri tanımanın yanı sıra buraya evi diyen karakterlerle de tanışma fırsatı elde edeceksiniz.

Dünyanın ilk karbonsuz hayvanat bahçesi

Bir yüzyılı aşkın bir süredir alışverişin sürdüğü bir pazara sahip olan Melbourne, bu kadar popüler bir gezinti yerine daha sahip: Melbourne Hayvanat Bahçesi. 1861’de kurulan bu hayvanat bahçesi, ülkenin en eskisi olmakla kalmıyor, dünyanın en eski üçüncü hayvanat bahçesi olma unvanını taşıyor. Burası yakın zamanda dünyanın ilk karbonsuz hayvanat bahçesi olma özelliğiyle yenilikçi bakış açısına sahip bir hayvanat bahçesi. Çok güzel bahçeler içindeki alanda, hayvanların barınma yerleri doğal habitatlarına benzetilmiş ve aynı zamanda saklanmak veya sığınmak istedikleri zaman da onlara bu imkan tanınmış. Biraz da bundan dolayı, özellikle goril ve kaplanlarla karşılaşmak pek de kolay olmuyor.

İlhamı Halikarnassos Mausoleion’u

Melbourne’un simgelerinden biri de Anı Mabedi’dir. Viktorya döneminde I. Dünya Savaşı sırasında öldürülenlerin anısına dikilmiş anıt, 1928-1934 yıllarında inşa edilmiş. Klasik tarzdaki yapıda, dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnassos Mausoleion’dan esinlenilmiş. Mabedin üst balkonundan, kentin silueti ve panoramik manzarası görülmeye değer. Bu alabildiğine uzanan manzara kuşkusuz rastlantısal değil. Swanston Sokağı’ndan Lonsdale Sokağı’na kadar, bu manzaranın kapanmaması için bina inşaalarında, şehir planlamasının kurallarına göre kısıtlamalar getirilmiş. Bu mabed aynı zamanda 25 Nisan Anzak Günü’nde her sene yapılan gündoğumu ayini için binlerce kişiyi misafir ediyor. Ayrıca 11 Kasım sabah 11.00’de yapılan anma günü ayininde, I. Dünya Savaşı’nın 1918 ‘deki resmi ateşkes günü anılıyor. Bu önemli anda tavandan bir ışık hüzmesi sızıyor ve anma taşından geçerek, “sevgi” sözcüğünü aydınlatıyor. Diğer günler ise bu ışık suni olarak oluşturuluyor ve o saatte yine aynı sözcüğü aydınlatması sağlanıyor. Anıt Mezar, 1954’de Kraliçe II. Elizabeth tarafından yakılmış olan sonsuz ateşiyle, kentliler için önemli bir ziyaret yeri. Ön avlu, II. Dünya Savaşı’nda ölenler için bir anıt olarak inşa edilmiş. Anıtın altı, savaşta ölen Avustralyalılar’ın hikayesini anlatan yaklaşık 800 tarihi ve sanatsal eserin bulunduğu bir müze olarak tasarlanmış. 24 saat görevliler tarafından korunan kompleksin açık olduğu saatlerde, görevli polisler I. Dünya Savaşı’nda süvarilerin giydiği kıyafetlere benzer üniformalar giyiyorlar.

Günbatımında bir klasik

Melbourne manzarasının özellikle günbatımında en güzel olduğu yer, merkeze 6 km mesafedeki St Kilda Rıhtımı’dır. Kumsal kıyısındaki St Kilda’yı, bir taraftan sırt çantalı gezginler, aileler, gezinenler, bisiklet binenler, paten kayanlar, koşanlar ve olta balıkçılığı yapanlar şenlendirirken bir taraftan da yatlar ve sörf yapanlar körfezde salınırlar. Bir zamanların göz boyayan yazlık tatil yeri, restoran, nostaljik Avrupa pastaneleri ve gece hayatıyla her daim hareketlidir. 700 metrelik kumsalı kentin en ünlü plajlarından biri. Panoramik Melbourne siluetini seyredin, Phillip Limanı Körfezi’nde vakit geçirin, Edward mimarisi tarzındaki kioskta atıştırın, penguenleri görmeye çalışın ve Williamstown’a gitmek için bir feribota binin… İşte size, bir Melbournlu’nun yaşayacağı kadar hareketli bir gün…

KAÇIRMAYIN Viktorya eyaletinin doğal ve kültürel tarihiyle tanışmak ve görsel bir şölen için Melbourne Müzesi ve Kraliyet Sergi Binası’na mutlaka zaman ayırın.

 AKTİVİTE Abbotsford Manastırı’nın (1861) rahibeleri artık yoklar ama galeri, stüdyo ve lezzetleriyle burası kentlilerle zaman geçirmek için keyifli bir alan.