Karya’nın Kadim İnanç Merkezi: Labranda

Karya’nın Kadim İnanç Merkezi: Labranda

Tarihin ünlü gezgin ve coğrafyacılarının anlattığına göre, Anadolu’da İlk Çağ’ın inanç merkezlerinin en önemlilerinden olan Labranda Kutsal Alanı’nın tapınağındaki havuzda, altın gerdanlık ve küpelerle süslü balıklar yaşarmış. Rahiplere Zeus’tan mesajlar ilettiğine inanılan balıkların, çağrıldıklarında gelip insanların avuçlarından yem almaları olumlu, almamaları ise talihsiz olaylara işaret edermiş.

Özellikli coğrafya

Milas’a gelmeden hemen önce, solda Labranda yazan tabeladan dönünce, Beşparmak Dağları’na tırmanan yol, Çomakdağ yamaçlarında bulunan İkiztaş, Çomakdağ ve Ketendere köylerine doğru çıkar. Bu köyler, mimari dokularını büyük ölçüde kaybetmiş olsalar da taş evleri, özgün bacaları, aşı boyalarla renklendirilmiş nakışlı kapıları, pencereleri, dolap kapakları ve tavan göbeklerindeki ahşap işçiliği ile karakterlerini bir ölçüde korumuşlardır. Dört gün süren geleneksel düğünleri ve Çomakdağ kadınlarının sıra sıra altınlı başlıkları, özellikli bir kültür ve coğrafyanın habercisidir. Böylesine büyülü bir atmosferde, Labranda ören yeri de bir kehanet merkezi olarak tam yerine oturur.

Gökyüzüne yakın bir hac yeri

İlk Çağ’da Karya coğrafyasının kalbi ve Bodrum’dan önceki başkenti Milas’ın inanç merkezi ve kutsal alanı, Beçin’den başlayıp, Milas’ın içinden geçerek Alabanda’ya kadar uzanan yolun üzerinde bulunan Labranda’ydı. M.Ö. 4. yüzyılda, Halikarnas ve Milas hükümdarları, buradaki yapıları Zeus kültü adına yapmış ve burayı yaz aylarında sıcaktan kaçabilecekleri bir yayla olarak kullanmışlar. İskender’in ölümünden sonra, buradaki rahipler bağımsızlıklarını ilan etmiş, Roma ve Bizans devrinde, önemini kaybetmiş, 11. yüzyılda da terk edilmiş. M.Ö. 7. yüzyıla kadar dayandırılan bu kült merkezi, bugün dağların tepesinde, keskin bir yalnızlığın içinde olsa da bir zamanlar Batı Anadolu sakinlerinden Karyalılar’ın hac yeriydi. Tanrıların onuruna yapılan ve muhtemelen beş gün süren şenlikler için, yılda bir kez ziyaretçiler Mylasa, Alinda ve Alabanda’dan yaklaşık beş metre genişliğinde, büyük granit bloklarla döşenen kutsal yolu yürüyerek gelirlerdi. Avrupalı gezginler, 19. yüzyılda aynı rotayı izleyerek bu kutsal alana yeniden ulaştılar. Bu yolun kalıntılarına Labranda yakınlarında hâlâ raslanıyor.

 

Büyüleyici konum

Burada olmanızın tek nedeni kalıntıları görmek olmamalı. Çomakdağ’ın yamaçlarından Milas’a bakan Labranda, aynı zamanda Beşparmak Dağları’nın uzantıları üzerinde adeta bir kartal yuvasıdır ve muhteşem konumu ile de oldukça etkileyicidir. 600 metre yükseklikteki yaylaya vardığınızda, çam ve çınar ağaçlarının arasından yukarı çıkınca ören yeri tüm haşmetiyle önünüze çıkar. Kalın duvarlara açılmış pencereler, Milas’ın boğuştuğu sıcak havaya karşı denizden gelen meltemin esintisine yer açma çabasının yüzyıllardır değişmediğine işaret eder.

Bir Karya hanedanı

M.Ö. 5. yüzyılda yaşayan Herodot, Karyalılar Birliği ile Labranda’dan bahseden ilk tarihçi ve yazardır. Ona göre, Persler Batı Anadolu’da ilerlerken Karya güçleri Labranda Kutsal Alanı’na sığınır ve burada Persler’le savaşır. Persler, Lidya Kralı Krezüs’ü yenerek Anadolu’da bir tür eyalet düzeni olan satraplıkları kurarlar. İleri gelen yerel hanedan temsilcilerinden atanan satraplığı Karya’da Hekatomnos oğulları üstlenir. Persler tarafından atanan ilk satrap, baba Hekatomnos (M.Ö. 392-377) olur. Oğulları Mausollos, İdrieus ve Piksadoros, kızları Artemisia ile Ada’dır. Batı Anadolu’ya ulaşan Büyük İskender’i karşılayan Kraliçe Ada, İskender ile kurduğu yakın dostluk sayesinde Halikarnassos’u (Bodrum) ele geçirdikten sonra yine Büyük İskender tarafından Karya’nın yönetimine getirilir. Labranda’dan Kıran Dağları’na doğru bakınca, bu mimarinin ardındaki aklı görebiliyor insan. Pers İmparatorluğu’nun satrapları, Karya idaresindeki iki önemli isim Moussollos (MÖ. 377-352) ve küçük erkek kardeşi İdrieus’un (M.Ö. 351-344) zamanında Labranda en parlak dönemini yaşar. Burayı kutsal bir aile alanı haline getirerek, her yıl dinsel bayramların kutlanmasını gelenekselleştirirler. M.Ö. 355’te yapılan kutlamalar sırasında, bir suikastten kıl payı kurtulan Moussollos, kentte kapsamlı bir imar faaliyeti başlatarak, Zeus’a adanmış bu kutsal alanda, Zeus Tapınağı da dahil olmak üzere, bir dizi anıtsal yapı inşa ettirir.

Kutsal tören meclisleri

1948’de İsveçli arkeologlar tarafından başlatılan kazılar sonucu ortaya çıkan bu alandaki en etkileyici yapılar arasında, İdrieus’un Andronu (Andron A) ve Maussollos’un Andronu (Andron B) bulunuyor. ‘Erkeklere ayrılmış oda’ anlamına gelen ‘andron’larda, sadece Karyalı halkların ileri gelen, soylu temsilcilerinin katılabildiği kutsal törenler düzenlenirmiş. Profesör Pontus Hellström, “Labraunda; Karya Zeus Labraundos Kutsal Alanı Gezi Rehberi” kitabında bu mekanlardaki yaşamı anlatıyor: “Andronlarda duvarlar boyunca yer alan sedirlere oturan 40 civarı konuk, bu şölenlere katılır, yer içer ve geceleyin de uyur kalırdı. Önemli katılımcılardan belki yüzden fazlası da kutsal alanın doğu kısmındaki stoada yer alan altı yemek salonunda ağırlanırdı. Katılımcıların büyük çoğunluğu, muhtemelen çeşitli teraslar üzerinde kurulan geçici barınak veya çadırlarda yerde yiyip içmek ve yatıp uyumak durumunda olmasına karşın Labranda’daki bu sıra dışı ziyafet tesislerinin benzerleri çoğu antik kutsal alanda bulunmaz.”

İhtiraslı proje

Labranda’daki yapı projesinin başlangıç tarihi bir kesinlik kazanmamış olsa da Maussollos’a düzenlenen suikast girişimi projeye başlama tarihi olarak kabul ediliyor. Projenin, suikastten kurtulması onuruna Maussollos tarafından Zeus’a teşekkür hediyesi olduğu tahmin ediliyor. Arşitrav üzerindeki adak yazıtı çarpıcı: “Hekatomnos oğlu Maussollos, andronu ve içindekileri Labraundalı Zeus’a adamıştır.”

 

Merdivenlerden adım adım

Milas yönünden gelen ziyaretçiler kutsal alana Güney Propylon’dan (Güney Kapısı) girer. Milas’ın sırtını dayadığı Sodra Dağı’nın gri mermerinden, İdrieus tarafından yaptırılan kapıdan kutsal alana girip andronlara doğru ilerlerken, öne doğru eğimli basamaklarıyla son derece gösterişli ve zorlanmadan çıkılmak üzere tasarlanmış bir merdiven sizi etkileyici bir girişe yönlendirir. Bu anıtsal basamaklar, yukarıda yer alan şölen odaları olan andronlara kabul edilmenin ne denli şerefli olduğunu ima eder. Merdivenlerin oldukça mütevazı yerel gnays kayaç malzemeden yapıldığı göz önüne alınırsa, bu ihtişamı ortaya çıkarmak büyük bir mimari beceridir.