KAYIP ZAMAN

KAYIP ZAMAN

HERKESİN ZAMANI AYNI DEĞİL KUŞKUSUZ, O NEDENLE ZAMANA İLİŞKİN ANILARI, İZLENİMLERİ, DENEYİMLERİ DE FARKLI OLACAKTIR. BENİMKİNİ Mİ SORUYORSUNUZ, HEMEN SÖYLEYEYİM. BİZ, ZAMANLA YOLLARIMIZI ÇOKTAN AYIRDIK!

İnsan her zaman sözcüklere söz geçiremiyor. Bazen de onların isteklerine boyun eğiyor. Bu da kendiliğinden ve bir anda oluyor. Bahar sonu, yaz başı, insanın kıştan yaza çıkma anı. Havalandırma vakti. Çekmeceleri mi yalnız, kafayı, aklı, kalbi de temizleme hareketi.

İyi de insan zamanın, zamanının sahibi mi? Değil sanki. Herkesin zamanı aynı değil kuşkusuz, o nedenle zamana ilişkin anıları, izlenimleri, deneyimleri de farklı olacaktır. Benimkini mi soruyorsunuz, hemen söyleyeyim. Biz, zamanla yollarımızı çoktan ayırdık! Ünlemi de yapıştırdım ki cümlenin sonuna, okuyan, ‘nasıl yani?’ gibisinden bir şeyler söyleyerek ve şaşkınlık hakkını da kullanarak, yazıyı okumayı sürdürsün.

Ya zaman benden ümidini kesti, beni terk etti ya da ben, çok zaman olduğundan mı nedir, zamanı unuttum, zaman denen şeyin neyle ve nasıl geçtiğini bile hatırlamıyorum artık. Bundan yaklaşık 10 yıl öncesine kadar reklam yazarlığı yapıyordum. İşlerin göz açtırmadığı, nefes aldırmadığı haftalar, aylar, bazen yıllar olurdu. O zamanlarda şiir yazıp yayımlayamazdım. Bazen sorarlardı neden şiir yazmadığımı, yayımlamadığımı, ‘araya reklamlar girdi!’ derdim. Yanıtım gülümsetirdi soranları, okuyanları, doğrusu beni de.

Şimdi de buna benzer bir şey oluyor, zamanla aramıza hayat giriyor! Bazen karşılaşıyoruz zamanla, en çok da şehirde, İstanbul’da. Biraz Attila İlhan’ın “Pia” şiirindeki gibi oluyor, “ben bir şehre geldiğim vakit/o başka bir şehre gitmese”  dediği gibi. Benim bindiğim otobüsün yanından hızlıca geçiyor örneğin, ya da ben ‘zaman, mavidir’ diye vapura bindiğimde, o da ‘gök, mavidir’ deyip burnunu havaya dikmiş bir uçak oluyor, ben onu çevre civarda ararken, o bir tünele dalmış oluyor, oluyor… Öyle çok şey oluyor ki olmadığı şey yok adeta, yalnızca bana yakın olmuyor artık. Eskisi gibi olalım istiyorum. Aramızdan su sızmadığı günlerdeki gibi, ben nereye o oraya, o nereye ben oraya. Ama dedim ya, aramız çoktaaaaan açılmış da…

‘Bizden geçmiş’ dedikleri şeyi söyleyecek çağa gelmişim demek ki! ‘Acı ama gerçek’ demeyeceğim, oldumbittim sevmem bu sözü, hayatın, insanın doğasına aykırı bulurum. Ben sadece, nasıl geçmiş, ne zaman geçmiş, yahu o kadar oldu mu, ne çabuk, daha yeni gelmiştik, oturmamızla kalkmamız bir oldu, gelmemizle gitmemiz bir oldu… filan gibi biraz şaşkınlık, biraz komiklik, eh biraz da üzgünlük belirten ve çok yaygın olan kimi deyişlerle olay mı, durum mu her neyse artık, onu doğallaştırmak isterim.

Spor karşılaşmalarında, daha çok futbolda, en çok da en son oynanan Göztepe- Eskişehirspor, süper lige yükselme final maçında duyduğumuz, ‘hakem kayıp zamanı işaret etti’ uyarısını merakla, hevesle, aşkla, arzuyla, coşkuyla ve bunlar gibi bilumum duyguyla beklediğimi de sizden saklayacak değilim. Bunu da ister itiraf sayılsın ister açık yüreklilik, burada, bu trende, bu yolculukta söylemek isterim.

Kayıp zaman. Eskiden kayıp ilanlarının adı ‘zayi ilanı’ydı, kaybetmek anlamında. Bir de ‘ziyan’ var, zarar etmek. Zamanı ziyan ettiğimiz için mi acaba şimdi zayi ilanı veriyoruz? Kayıp ya da zayi ilanında, genellikle kimlik belgesi yerine geçen şeyler içindir bu ilanlar, ‘yenisini alacağımdan eskisinin hükmü yoktur’ cümlesi geçer.

Zamanı kaybettiğimiz doğru. Galiba insanın en büyük kaybı da bu. İster ‘zaman atlı, biz yaya’ diyelim, ister ‘zaman aya, biz suya’ diye şimdi ve buracıkta uyduralım, hiçbir hükmü yok. ‘Dünyaya gelmek…’ diye başlayan fiyakalı cümleler vardır, biz de, ‘kaybetmeye başlamaktır’ diye sürdürelim bunu. Ve zamanın sahibinin hepimize kayıp zamanı işaret etmesini bekleyelim.