Kentin Bedeni, Tarihin Şahidi: Kaleler

Kentin Bedeni, Tarihin Şahidi: Kaleler

Kaleler, tarihin güvenilir anlatıcılarıdır. Coğrafyaların şahit olduğu medeniyetlerin izlerini taşırlar. Efsaneleri, yaşam dinamikleri, savunma prensipleri ve devre göre geçirdikleri değişimlerle tarih hakkında ipuçlarıyla doludurlar. Türkiye, kale zengini bir ülke…

Ne var ki, birçokları Anadolu’da gezerken, kalelere çıkmaktansa, onlara belirli bir mesafeden bakmayı tercih eder. Oysa kaleler uzaktan göründükleri gibi, sadece surlardan ibaret değildir ve gerçek anlamda tarihte bir yolculuk vaat ederler. Nefesinize güvenin ve tırmanmaya başlayın, gökyüzüne yaklaştıkça, yüzyıllara damgasını vurmuş hikayeler sizi bekliyor olacak.

ZİLKALE / Doğanın Kalbinde

Karadeniz dağlarının en yüksek bölümü olan Kaçkarlar’ın kuzey eteklerinde, Fırtına Deresi ve kollarının meydana getirdiği Hemşin havzası, doğası, mimarisi ve kültürüyle, bölgenin hatta Türkiye’nin en vahşi ve el değmemiş yerlerinden biri. Yılın büyük bir bölümü yağışlı, yüksekler sisli. Hemşinliler’in ortak bir özellikleri, fırıncılık ve hamur işlerindeki ustalıkları. Çamlıhemşin’in tepelerinde, 19. yüzyılın sonlarına doğru, Hemşinliler’in Rusya’da pastacılıktan kazandıkları büyük paralarla yaptırdıkları, vadiye hakim, görkemli konaklar bir yana, 7 km mesafede, sislerin arasından yükselen bir yapı, insana gözlerinin önündekinin gerçek olup olmadığını sorgulatıyor ve özellikle Fırtına Vadisi’ne hakim bir kaya üzerindeki konumuyla büyülüyor. Zilkale, 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı içinde yer alıyor. Etrafınızı sarmalayan yeşili seyretmeye doyamıyorsunuz. İçinde bir şapel bulunan kalenin ilk olarak, 5.- 6. yüzyıllarda ahşap bir yapı olarak inşa edildiği tahmin ediliyor. Bizans döneminde savunma amaçlı, gözetleme kalesi olarak kullanılmış. Bugünkü kale ise, 13. yüzyıla ait bir Ceneviz yapısı. Osmanlı dönemindeki ismiyse Zir Kale, yani ‘aşağı kale’. Ticari ve askeri açıdan stratejik olan doğu yolunun gözetlenmesi ve kervanların konaklaması amacıyla kullanılmış. Kalenin içinde oturup temiz havayı ciğerlerinize doldurun. Dere şırıltısı, dağların karlı tepeleri ve uçsuz bucaksızvadi eşliğinde Fırtına Deresi’ni kuşbakışı seyretmek kaçırılmaz bir deneyim.

KIZKALESİ / Kale ve Kader 

Kızkalesi’nde gece… Lacivert deniz, sonsuz bir fon gibi gökyüzüne uzuyor. Kale, denizin ortasında adeta bir ışık yumağı. Çirkin binaları, tabela karmaşasını ve sahildeki otellerde çalınan canlı müziği geride bırakınca, kalenin gizemini hissedebiliyor insan. Efsaneye göre, Korykos Kralı’nın üzerine titrediği, güzel bir kızı vardır. Böyle bir kıza sahip olabilmek için, yıllar boyu dua etmiştir. Bir gün, saraya gelen kahine, kızının geleceğini sorar. Kahin önce cevap vermeyi reddeder ama sonunda krala biricik kızının bir yılan sokması sonucu öleceğini söyler. Buna engel olmak için, kral, kıyıya yakın bir adacık üzerine bir kale yaptırır ve kızını buraya kapatır. Bir gün kral kızına bir sepet dolusu üzüm gönderir. Sepetteki yılan, kızı sokarak öldürürür. Kral, kehaneti kendi elleriyle gerçek kılmıştır. Silifke-Mersin yolunun 25. km’sindeki Kızkalesi, Doğu Akdeniz’in simgesi. Kıyıdaki Dış Kale de (Kara Kalesi) denizin ortasındaki kale de çok iyi durumda. Antik devirlerde adı Korykos olan Kızkalesi, denizden gelecek saldırılara karşı tasarlanmış ve Dış Kale’nin olduğu kentin tam karşısına, kıyıdan 200 metre açıkta küçük bir adacığın üzerine inşa edilmiş. Sürekli el değiştirse de, M.Ö. 72’de Romalılar’ın buraya gelmesiyle kıyının en önemli limanlarından biri olmuş. Bizans devrinde de zenginliğini sürdüren limanda, saldırılara karşı, 12. ve 13. yüzyıllarda kaleler inşa edilmiş. Kaleleri, 1482’de Osmanlılar ele geçirmiş. İki kale birbiriyle bağlantılı. Bağlantının bir kısmı su yüzeyinde görülüyor. Antik Korykos’un kalıntıları kalenin etrafına yayılmış. Kızkalesi’ne geçmek için tekne bulmak mümkün. Silifke-Mersin karayolunun 32. km’sinde, yani Kızkalesi’nden doğuya doğru, 7 km sonra, kampçıların favorisi Erdemli var.

DİYARBAKIR KALESİ / Kadim Kentin Bedeni

Güneydoğu’nun en göz alıcı kentlerinden biri Diyarbakır… Mezopotamya topraklarında, siyah bazalt surların içindeki bu 5 bin yıllık tarihin sahibi eski Diyarbekir’in, yaklaşık 30 medeniyetin sığındığı olağanüstü surları, bugün hâlâ modern yaşamdan soyutlanamayacak kadar önemli. Kale kentin ilk kurulduğu İç Kale ve onu tamamlayan Dış Kale’den oluşuyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki kale surları, bu kentte iz bırakmış medeniyetlerden kalma kitabe, yazıt, kabartma ve süslemelerle, daha çok bir sanat eserini andırıyor ve bu özelliğiyle dünyada benzerine kolay raslanmıyor. Volkanik Karacadağ’dan çıkan bazalt taşlarıyla yapılan surlar, bugün Suriçi denilen eski Diyarbakır’ı bir kalkan balığı şeklinde kuşatmış. Dört yöne açılan, dört ana kapısı (Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı) bulunan Diyarbakır surlarının bir Dışkale, bir de İçkale olarak adlandırılan iki bölümü var. Sonradan ihtiyaç nedeniyle, 1957’de açılan kapılarsa, Çift ve Tek Kapı… Surlar, 5.5 km uzunluğunda, 10-12 m yüksekliğinde ve 3-5 m genişliğinde. Dış surlar üzerinde 82 burç var. En önemlileri Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Evli Beden Burcu ve Nur Burcu. Mardin Kapı’nın doğusundaki Keçi Burcu, inşa edilenlerin en büyük ve en eskisi. Buradan göz alabildiğine, kentin sebze meyve deposu ve akciğerleri olarak bilinen Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri, On Gözlü Köprü ve Kırklar Dağı görünüyor.

VAN KALESİ / Tuşba’da Günbatımı

Van Gölü’nün çevresi yaklaşık 430 km. Van merkeze 5 km mesafede, Eski Van yani Tuşba var. Burada bulunan antik döneme ait kalıntılar arasında en görkemlisi, Van ovasında uzanan bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş Van Kalesi. Uzun süre Urartu Devleti’nin başkentliğini yapan Tuşba’daki antik dönem kalıntıları arasında, büyük bir kaya kütlesinin üzerine inşa edilmiş kale, Urartu kalelerinin en etkileyicilerinden. M.Ö. 9. yüzyılda Urartu Kralı I. Sarduri tarafından yaptırılmış. O zamanlar adı Tuşba Kalesi imiş. Üç bölümlü kalede Urartular’dan kalma Madır (Sardur) Burcu, Analı-Kız açık hava tapınağı, 1. Argişti, Kurucular, Menua ve II. Sarduri kaya mezarları, Bin Merdivenler ile ana kayaya oyulmuş sur duvar yatakları ve sur duvarları bulunuyor. Kalede, Urartular’dan sonra Osmanlı’ya kadar, Pers yazıtı dışında herhangi bir kalıntı görülmüyor. Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmış.Van’daki ilk İslam eseri olan, kalenin üzerindeki Süleyman Han (Vanik) Camii’nin Kanuni döneminde, Mimar Sinan tarafından onarıldığı biliniyor. 1648 depreminde zarar gören cami, I. Dünya Savaşı sırasında tamamıyla yanmış. Kalenin altında, eski yerleşimlerin olduğu yerler bugün çukur. Hüsrev Paşa Külliyesi ve Kaya Çelebi Camii’nin kapıları açıksa, görmeye değer. Bilinen en eski Urartu metni bu kalede bulunmuş. Krala ait yazıt, Asur çivi yazısıyla yazılmış. Kaledeki bir başka önemli yazıt da I. Argişti’ye ait olan kaya mezarının dışında, ‘Horhor Yazıtları’ olarak adlandırılan, bilinen en uzun Urartu yazıtı… Kaleyi mesken edinmiş çocuk rehberler, farklı dillerde anlattıkları kale tarihiyle sizi öyle bir hayat dersine maruz bırakırlar ki, onlardaki öğrenme ve çalışma inadından etkilenmemek zordur. Göle bir de, Van Kalesi’nden bakmalı. Bir yandan Tuşba’da gün batarken, bir yandan ay doğar.

ALANYA KALESİ / Savunmanın Kozu

Alanya’ya gelen turistlerin çoğu hava ne kadar sıcak olursa olsun yürüyerek, merkezden 3 km mesafedeki, Alanya Kalesi’ne çıkmayı tercih eder. Bu manzaralı yürüyüş, aynı zamanda tarih içinde bir yolculuktur. Bizans döneminde, Alanya Kalesi, Kalonoros (güzel dağ) adıyla anılır. Gemiciler için önemli bir yer belirleme noktası ve Akdeniz’in en işlek limanıdır. O döneme ait yapılar; İçkale’deki kilise, Arap Evliyası, Cilvarda Burnu üzerindeki manastır harabeleri ve Orta Hisar’dan İçkale’ye devam eden yuvarlak kuleli sur kalıntıları… 1221 yılında kale, Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat’a teslim edilir ve adı Alaiye olarak değiştirilir. 14. yüzyılın ilk yarısında burası Anadolu’nun ve Akdeniz’in önemli kentleri arasındadır. Mısır ve Suriye ile güçlü ilişkileri olan bir ticaret ve gemi inşa merkezi ve kaydadeğer bir ticaret kenti olarak önem kazanır. Mısırlı tacirler, çoğunlukla gemi yapımında kullanılan sedir ağaçları için buraya gelir. Ceneviz, Venedik ve Floransalı tacirler de Alanya’dan baharat, keten ve şeker alırlar. Alanya’ya en parlak dönemini yaşatan I. Alaaddin Keykubat, eski surları sağlamlaştırır ve yeni surlar inşa eder. Bugünkü surlar, büyük sarnıçlar, Tersane, Kızılkule, Tophane, İçkale’deki saray kompleksi, Ehmedek, Akşebe Mescidi, Andızlı Camii, Selçuklu hamamı, Aşağı Kale hamamı gibi yapılar Selçuklu döneminden. 14. yüzyılda İbn-i Batuta, buradaki kerestenin İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç edildiğinden, 17. yüzyılda ise Katip Çelebi, kalenin ihtişam bakımından Bağdat Kalesi ile rekabet edebilecek kapasitede olduğundan ve burada pamuk, ipek ve susam yetiştirildiğinden bahseder.