Kısa Bir Ömürün En Güzel Rengi: Erguvan

Kısa Bir Ömürün En Güzel Rengi: Erguvan

Bahar rengiyle, çiçeğiyle gelir. Üstelik İstanbul’a çok şık gelir, kentlilerin yüzüne bir gülümsemeyle gelir. Mor mu desek, pembe mi, fuşya mı? Baharın müjdecisi erguvan, kısa bir ömrün en güzel rengidir.

Göz kırpar, tadı damakta bırakır ve bir yıl sonra kenti yeniden mora boyayıncaya dek ortadan kaybolur. Bu ay İstanbul’da erguvan zamanı. Mayıs ayının ilk günlerinde, sadece birkaç haftalığına… Kaçırmadan, siz de bir erguvan turuna çıkın; Eminönü-Anadolukavağı arasında düzenlenen Boğaziçi seferlerinde yerinizi alın. Her yıl meraklılarla birlikte, erguvanların peşine düşün. Ya da adım adım sahil yolundan, her durakta istediğiniz kadar kalarak erguvanların keyfini çıkarın.

Utancın rengi

Erguvan ağacının batı dillerindeki karşılığı “Yahuda’nın Ağacı”. Efsaneye göre, Hz. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan Yahuda, ona ihanet eder ve yerini Romalılara söyleyerek yakalanıp çarmıha gerilmesine neden olur. Ancak bu yaptığına bin pişman olup, vicdan azabıyla kendini bir erguvan ağacına asar. Efsaneye göre de, ağacın daha önce beyaz olan çiçekleri, utançtan kızarıp, erguvan rengini alır. Türkçe’de kullandığımız ‘erguvan’ aslında Farsça’da rengi tanımlayan sıfat olan erguvan ya da erguvaniden geliyor; yani mor-pembe rengi…

Bizans gücünün rengi

Erguvan, aynı zamanda Bizans İmparatorluğu’nun resmi rengi olarak kabul edilmiştir. İnanışa göre, erguvan çiçeklerinin açtığı mayıs ayında, Bizans kurulmuştur. İmparatorlar, sarayın erguvan renkli odasında dünyaya gelir, erguvan renkli giyisiler giyerlerdi. Erguvan rengi boya, oldukça ender bulunan dikenli deniz salyangozundan elde ediliyordu. Doğal yollarla üretilen en zor renk olduğu için, bir zenginlik ve güç belirtisiydi; imparator dışında hiç kimse mor pelerin takamazdı. Sadece imparator ailesinin giyebildiği erguvan renkli ipek elbiseleri boyama hakkı, imparatorluğun en eski loncalarından olan Erguvan Boyası Loncası’na aitti. İmparatorlar için hazırlanan ve metni altın yaldızla yazılan İncillerin ciltleri de, erguvan rengine boyanırdı.

Şenliklerin rengi

Erguvan, Osmanlı Devleti’nin de simgelerinden biriydi. Sultan Yıldırım Beyazıt’ın damadı Anadolu erenlerinden Emir Sultan’ın, her yıl erguvan açma mevsiminde Bursa’da müritleriyle buluşması nedeniyle 14. yüzyıldan itibaren her bahar düzenlemeye başlanan Erguvan Şenlikleri, 19. yüzyıla kadar sürdürüldü. Erguvanın sert ve güçlü dallarından baston yapılır, çiçekleriyle salatalar süslenir, hastalıklara şifa için ağacın kabukları kaynatılırdı.

Baharın rengi

Erguvan ağacı, Türkiye’den Girit’e geniş bir coğrafyada yetişiyor. Marmara Bölgesi dışında, Ege’de de görülüyor. En kolay yetiştiği yerlerden biri ise İstanbul… Boğaziçi’nin iki yakasını süsleyen bu güçlü ağaç, hava kirliliğine dayanıklı. Uzmanlara göre, erguvanın beyazına az rastlanıyor ve Boğaziçi’nin özellikle güney yamaçlarında yetişenlerin serpilip gelişmesi, sıcağı sevmelerinden kaynaklanıyor. İşte erguvanın en çok kendini gösterip, fotojenik olduğu yerler.

Gülhane Parkı

Sultanahmet’teki turist hareketliliğinden uzaklaşmak isteyenlerin sükunet bulduğu yer, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki Gülhane Parkı’dır. Fatih Sultan Mehmet döneminin sefa ve dinlenme yeri, Topkapı Sarayı’nın  dış bahçesi ve has bahçelerinden biri olarak kullanılmış. Eskiden gülbeşeker yapan imalathanelerin bulunduğu park, 100 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. Doksanın üzerinde ağaç çeşidiyle park, canlı türleri bakımından oldukça zengin. Erguvan ağaçlarını görmek için baharda en sık gelinen yerlerden biri de burası. Temiz havası, çiçekleri, kuşları, gölge arayanları sevindiren çay bahçeleri ve Nisan ayındaki Lale Festivali ile park olarak tüm beklentileri karşılıyor. Sarayburnu’na hakim bir tepenin üzerindeki, eski çağlara ait Gotlar Sütunu, hem kendisi hem de civarı gezintiye çıkanların ilgisini çekiyor.

Abbasağa Parkı

İstanbul’un en genç ve dinamik mahallelerinden biri olan Beşiktaş’taki park, hem yeşile hem de erguvanlara özlem duyanlar için bire bir. Beşiktaş Çarşı’nın canlılığını geride bırakıp burada soluklanabilir, Türkiye’nin demokrasi mücadelesine hayatlarını veren aydınların heykelleriyle geçmişe uzanabilir, parkla aynı adı taşıyan 17. yüzyıla ait caminin iç mimarisini görebilirsiniz.

Yıldız Parkı

Yine Beşiktaş’taki bir başka sığınak da İstanbul’un Osmanlı saraylarından biri olan Yıldız Sarayı. Sarayın etrafını saran, ağaçlıklı tepedeki park, aynı isimle anılıyor. Yıldız Parkı da erguvanları görebilmek için kentin keşmekeşinden uzak, huzurlu bir nokta. Çadır Köşkü, Malta Köşkü ve Şale Köşkü gibi estetik yapıları, mermer çeşmeleri ve imparatorluğa ait porselen fabrikası, Şehir ve Yıldız müzeleriyle, Beşiktaş gibi trafiğin ve kalabalığın yanıbaşında ideal bir gezinti yeri.

Türkan Sabancı Parkı

Boğaz’ın sosyetik durağı Bebek’te, deniz kıyısındaki bu park, küçük olmasına rağmen, gelip geçenin banklarına oturup Divan Edebiyatı’nın ünlü şairi Fuzuli ile birlikte mavi suları seyretmekten keyif aldığı, köpeklerini gezdirenlerin uğradığı bir alan. Bahar gelince Bebek Cami’nin hemen yanı başında beliren erguvanlar da adeta parkın demirbaşı. Kıyıdaki kahvelerde soluklanın ve Rumeli Hisarı’na doğru yürüyüş yaparken dikkat çekici Yılanlı Yalı’yı çevreleyen erguvan ağaçlarını kaçırmayın.

Aşiyan/Rumeli Hisarı

Boğaz’ın, Bebek’ten Rumeli Hisarı’na doğru uzanan kıyısı, erguvanlar açısından oldukça verimli. Aşiyan sırtlarındaki, Tevfik Fikret’in “Aşiyan” yani Kuş Yuvası Köşkü de bu renkten nasibini alır. Yazarın dekorasyonuna mesai harcadığı ve hatta planını bile kendisinin çizdiği evi, müze olarak geziliyor.

Fatih Korusu TEMA Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi

Boğaz’ın en dar yeri Rumeli Hisarı ile Anadolu Hisarı’nın karşı karşıya geldiği yer. Anadolu Hisarı tepelerinde, Türkiye’nin birçok bölgesini ağaçlandıran TEMA Vakfı’na ait bu yeşil alanda olmak için en iyi zamanlardan biri bahar. Çünkü bu dönemde birçok çiçekli bitki türünün yanı sıra erguvanlar da burayı şenlendiriyor. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 15 Temmuz Köprüsü ve Boğaz’ın mavi sularının ayaklarınızın altına serildiği manzarası da cabası.

Emirgan Parkı

Boğaz hattının en sevilen yeşil alanlarından, bir tepenin üzerine yayılan, manzaralı Emirgan Parkı, her ne kadar her yıl ekilen yüz binlerce lalenin en çarpıcı renk ve peyzajlarını sunsa da, açan erguvanları görmek için de revaçta olan bir park. Kafe olarak kullanılan tarihi köşkleri ve gölleriyle huzur bulunan parkın ismi tarihte saklı. IV. Murad Erivan’ı fethederken, şehri savaşsız teslim eden İranlı komutan Emir Gûne Han’ın oğlu Tahmasb Kulu Han’ı beraberinde İstanbul’a getirir ve ismini Yusuf Paşa olarak değiştirerek, Boğaziçi’nde Feridun Bahçesi adıyla anılan toprakları ona bağışlar. Yusuf Paşa’nın lâkabı olan Emir Gûne Bahçesi adıyla anılmaya başlanan köyün adı, Osmanlılar Devri’nde Emir Gûne ve Cumhuriyet Dönemi’nde de Mirgün olarak telaffuz edilir.

Fenerbahçe Parkı

Burası tam bir vaha. 500 yıllık sakız ağaçları, mimozalar, gelincikler, sakuralar, peygamber çiçekleri, çiğdemler, erguvanlar… Marmara Denizi ve Boğaz manzarası da bu tabloya maviyi ekliyor. Yabani çiçeklere ayrılan özel bahçesi, çimen kaplı piknik alanları, restorasyonunda Çelik Gülersoy’un imzasını taşıyan Romantika Cafe ile insan burada zaman nasıl geçiyor anlayamıyor.

Büyük ve Küçük Çamlıca

Tepe deyip geçmeyelim… “Sazlar çalınır Çamlıca’nın bahçelerinde” ve “Biz Çamlıca’nın üç gülüyüz” namelerine ilham olmuş Çamlıca tepeleri, bugün hala kentin sosyal yaşamında önemli bir yere sahip. 262 metre yükseklikteki Büyük Çamlıca Tepesi, İstanbul’un kent içindeki en yüksek noktası. Gezinme ve piknik alanlarıyla, Osmanlı stilinde bir kahve ve restoran var. Küçük Çamlıca’nın manzarası efsane; Prens Adaları, Fenerbahçe, Haydarpaşa ve Sarayburnu… Yeni yapılar da Topkapı Sarayı’nda sultanın iftar köşkü ve civarının kopyası. Erguvan zamanı da dahil olmak üzere bu tepeler haftasonu çok hareketli.

Fethi Ahmet Paşa Korusu

Boğaz’ın Anadolu yakasının en şirin mahallelerinden Kuzguncuk’ta bir zamanlar Fethi Ahmet Paşa Yalısı varmış. Sultan Abdülmecid’in ablası Atiye Sultan’la evli olan ve sarayların dekorasyonundan sorumlu Fethi Ahmet Paşa’nın, 18. yüzyıla ait yalısının arka bahçesi, bugün erguvanların kentteki adreslerinden biri olan Fethi Ahmet Paşa Korusu.

Mihrabat Korusu

Pudra şekeriyle tatlandırılan yoğurdunun ünü kuşkusuz su götürmez ancak Anadolu yakasının en yeşil alanlarından biri olması açısından Kanlıca, erguvanların da yaşam alanlarından biri. Özellikle Kanlıca’nın sırtındaki Mihrabat Korusu, yürüyüş yolları, çay bahçeleri ve Ortaköy sahili, Rumeli Hisarı ve İstinye Koyu manzarasıyla, İstanbul karmaşasından fersah fersah uzak bir nefes alma imkanı sağlıyor. Osmanlı Imparatorluğu’nun son döneminde Mısırlı Abbas Halim Paşa’nın kızı Rukiye Hanıma yüz görümlüğü olarak hediye edilen ve yüzyıllar boyu, mehtaplı gecelere, sazlı sözlü boğaz eğlencelerine ev sahipliği yapan, padişahları, sultanları ağırlayan Mihrabat Korusu’ndan aşağıya yürüyerek inmek kayda değer bir gezinti.

Beykoz Korusu

Asırlık ağaçları, Boğaz manzarası ve yeşil alanlarıyla, Boğaziçi korularının en büyüklerinden. Koru içinde iki büyük mağara, beş havuz ve bir saray kalıntısı bulunuyor. Abraham Korusu ya da daha bilindik adıyla Beykoz Korusu, Beykoz ile Paşabahçe arasındaki sırtlardan başlayarak Riva’ya kadar uzanan yoğun ağaçlıklı bir alan. Koruda erguvan görmek mümkün ancak eğer bir erguvan turuna çıkmışsanız koruya çok uzak olmayan, Çamlıca’dan sonra Boğaz’daki ikinci en yüksek tepe Yuşa Tepesi’ne de uğramanızda fayda var. 1833-1918 yılları arasında yaşamış olan Abraham Paşa, Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır Hidivliği arasında önemli rol oynamış bir Ermeni veziriymiş. Rivayete göre, ‘bir çiftliğe karşılık beş koyun’ diyerek padişahla tavla oynamaya oturan Abraham Paşa, bir oyunda galip gelince korunun bulunduğu geniş araziyi kazanmış.