KUDÜS VE KUBBET’ÜS SAHRA

KUDÜS VE KUBBET’ÜS SAHRA

Cennetin Krallığı filminde Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü kuşatıp Haçlı Krallığından almaya çok yaklaştığında İbelinli Belian Selahaddin’e sorar, “Kudüs’ün anlamı nedir?” Selahaddin ise cevap verir: “Kudüs hiçbir şey, Kudüs her şey”…
Müslümanlık, Yahudilik ve Hristiyanların kutsal saydığı birçok yapıya ev sahipliği yapan kentte, Kutsal Kayayı örten altın kaplama Kubbet’üs Sahra size Kudüs’ün her şey olduğunu anlatacak…

“Taşın Kubbesi” veya “Taş Üzerindeki Kubbe” anlamına gelen Kubbet’üs Sahra, Kudüs’teki Eski Şehir’de bulunan Harem-üş Şerif’teki (Tapınak Dağı) bir ziyaretgâh. Bu yapının önemi; içerisinde bulunan ve Muallak Taşı olarak bilinen yaklaşık 50 metrekarelik bir kayadan kaynaklanıyor. Dini kaynaklara göre; Hz. Âdem, cennetten bu taşın üzerine iner, yani dünyadaki ilk insanın, ilk ayak bastığı yer burasıdır. Hz. İbrahim bu kaya üzerinde Hz İsmail’i  kurban etmek ister. Hz. Davud bu kaya üzerinde günahlarının tövbesi için Allah’a ellerini açar. Hristiyanlığa göre Hz. İsa bu kaya üzerinde çarmıha gerilir. Müslümanlara göre ise Hz. Muhammed (S.A.S.) bu kaya üzerinden Miraç’a yükselir.

Kubbet’üs Sahra, Kudüs’te en kutsal binalarının bulunduğu ve Musevilerin Kudüs Tapınağı olarak isimlendirdikleri tepenin üzerindedir. Günümüze gelen Kubbet’üs-Sahra binası Emevi Halife Abdülmelik bin Mervan tarafından 687-691 yıllarında yaptırılmıştır.

Bilinen ilk kubbeli eser
Günümüze kadar gelmiş en eski İslam yapısı olan Kubbet’üs Sahra, İslam mimarisinde bilinen ilk kubbeli eserlerdendir. Ortası kubbeli dışı sekizgen, içi dairesel bir binadır.  Kudüs’e tepeden bakan bir kişinin ilk dikkatini çeken şey güneşi bütün ihtişamıyla yansıtan kubbesi olur…

Üzerinde tahribat yapılan Kubbet’üs Sahra, Selahaddin Eyyübi’nin Kudüs’ü fethiyle yeniden eski kimliğine döndü. Osmanlı zamanında padişahlar Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman restoresine yardım etti. Hasarlı balkonları Mimar Sinan tarafından onarıldı. Günümüzde dışarıdan görülebilen Ayet El Kürsi yazılarıyla çevreli çiniler II. Abdülhamid tarafından İstanbul’dan gönderildi.

Aslında ziyaret amaçlı yapılmış olsa da mihrabı olduğu için bugün Müslümanlar tarafından ibadet için de kullanılan binayı gezerken, binlerce yıllık dinler tarihine de tanıklık etmiş olacaksınız…