KUYTUDA KALAN ANTİK KENTLER

Ege ve Akdeniz’de tarih adeta topraktan fışkırır. Her antik kentin ait olduğu farklı bir coğrafya ve farklı bir hikâyesi vardır. Bazıları turist akınına uğrarken bazılarıysa öylesine kuytuda, ehlileştirilmemiş bir doğanın ya da mütevazı bir köy yaşamının içine saklanır.

İşte size kış mevsimini geride bırakırken Ege ve Akdeniz’den, henüz kitle turizmiyle tanışmamış birkaç antik kent…

Xanthos Vadisi
Arkeoloji ve tarih meraklıları için Türkiye’nin en ilginç rotalarından biri, Fethiye- Kalkan arasında uzanan bereketli Xanthos Vadisi’dir. Sarp kayalıklarda yerleşimler kuran Likyalılar’ın mezarları bu uygarlığın en dikkat çekici özelliği. Ev, Yunan tapınağı ve lahit tarzındaki mezarlara ölüler, takılarıyla gömülüyorlardı. Ancak birçoğu 2 bin yıldır süregelen mezar soygunculuğu yüzünden tahrib edildi. Yaz gelmeden, yemyeşil bir doğanın içinde sessizliğe gömülmüş bu vadideki kalıntılar, çiçek açan bademler, eli kulağında portakal çiçekleri, laleler ve Akdeniz’in turkuazıyla daha unutulmaz oluyor. Xanthos Nehri yani bugünkü Eşen Çayı boyunca uzanan yol üzerinde, Likyalılar’ın kentleri sıralanıyor, bazıları henüz tam olarak ortaya çıkarılmamış. Bazılarının da yolu sapa olduğundan, buralara fazla turist uğramıyor.

Pınara
Likya kentlerinin en bakir ve görkemlilerinden biri Pınara. Pınara, Likya dilinde, ‘yuvarlak’ anlamına geliyor. Adını bu devasa, kızıl kayanın kavisli şeklinden alıyor. Yer yer keçiler gibi tırmanmak gerektiğinden, burayı diğer Likya kentleri kadar çok turist gezmiyor. Bu nedenle de gizemli halini hep koruyor. Pınara’nın en etkileyici yapıları, etrafa dağılmış kaya mezarları. Özellikle kabartmalarıyla dikkat çeken Kral Mezarı, kalıntıları gezmeye başlamak için doğru bir nokta. Mezarın üzerinde, surlarla çevrili, siperleri olan dört kent, kapıları, evleri ve mezarlarıyla, kentin 2400 yıl önceki halinin ipuçlarını veriyor. Tepeden baktığınızda, zengin tarım alanlarına ve kızıl yamaca hakim yeşillikler içinden tiyatro sivrilir.

Sidyma
Yolu biraz sapa kaldığından, daha çok arkeoloji meraklılarının, buradan geçen ya da burada kamp kuran Likya Yolu yürüyüşçülerinin ve yabancı turistlerin uğradığı Sidyma, vadinin en ilginç antik kentlerinden. Burası da, bölgedeki birçok antik yerleşim gibi henüz tam olarak kazılmamış. Sidyma’nın en dikkat çekici karakteristiği, kalıntıların köy yaşamıyla içiçe olması. Etrafa dağılmış mermer kalıntılarının arasında keçi sürüleri dolaşıyor.

Kalıntılar arasında görülebilecek en belirgin yapılar nekropolde. Her yerinden çalıların fışkırdığı ve etrafında keçilerin dolaştığı, çoğu üçgen çatılı mezarların arasında biri daha ilginç. Bu mezarın kare desenli tavanında, çiçekler ve insan yüzleri göze çarpıyor. Hemen yanıbaşındaki mezarın kapağında ise Eros ve iki ucunda da Medusa kabartmaları var.

Stratonikeia
İzmir- Muğla yolu üzerinde, Bodrum yoluna girip, Yatağan’ı geçtikten 7 km sonra sağınızda kömür ocakları göreceksiniz. Yatağan Termik Santralı’ndan geçip hayalet köy Eskihisar’a varılıyor. Yaşamın da harabeye dönüştüğü bir yer Stratonikeia antik kenti. Kahve ve fırın terkedilmişliğin ilk görüntülerini veriyor. Köy, bir kömür havzası üzerinde kurulu olduğundan 1984’te evler ve araziler kamulaştırılmış, köylüler başka yerlere taşınmış. Bugün köyde birkaç hane var.

İskender’in kumandanlarından Seleukos’un oğlu Antiochos’un, yasak aşkı için kurduğu ve sevdiğinin ismini verdiği Stratonikeia antik kenti, kalkanı düşmüş bir savaşçı gibi duruyor.

İassos
Milas- İzmir karayolunun 12. km’sinde, Köşk köyünün bulunduğu sapaktan 17 km sonra İassos’a varılır. Güllük’ten tekne ile de bu antik kente gitmek mümkün. Toprağının fakirliğine rağmen M.Ö. 1900’den beri burada yerleşim olması balıkçılığa bağlı. Bugüne kalan kalıntılarsa, Roma devrinde tekrar canlanan kentten kalma. Tepenin üzerindeki kale St. Jean Şövalyeleri’ne aitti. Ancak Türkler’in burayı ele geçirmesinden sonra buranın ağası olan Asim Ağa’dan adını alarak buraya Asim Kalesi denilmiş. Taşlar, Osmanlı devrinde İstanbul’daki yapılara inşaat malzemesi olarak götürülmüş.

Knidos
Bir yanınız Ege Denizi, bir yanınız Akdeniz’dir… Datça Yarımadası’nın en uç noktasındaki Knidos, muhteşem konumuyla bölgenin en güzel antik kentlerinden biri. Knidos, Datça’ya 40 km mesafede, antik çağda Kap Krio olarak bilinen Deveboynu Burnu’nda yer alıyor. Antik çağın en ünlü ve zengin kentlerinden biriydi. M.Ö. 800’lerde Dorlar tarafından kuruldu.

Kentin efsaneleşmesinin nedeniyse Afrodit… Heykeltıraş Praksiteles’in M.Ö. 4. yüzyılda yaptığı bu eserin ünü, dünyada çıplak olarak tasarlanmış ilk kült Afrodit heykeli olmasından kaynaklanıyor.

1987 yılından beri kazıların devam ettiği ören yerinde, iki tiyatro, agora, Apollon Tapınağı ve Sunağı, güneş saati, Demeter Kutsal Alanı ve odeon kalıntıları var. Geriye pek fazla bir şey kalmamış olsa da, burada günbatımını seyrettikten sonra, Afrodit’in böylesine ünlenmiş olmasına daha da hak vereceksiniz.

FOTOĞRAF MOLASI
Yükseklerden Xanthos Vadisi’ni seyredin.

AKTİVİTE
Xanthos’tan Patara Plajı’na beş saatlik kano yolculuğu yapın.

LEZZET MOLASI
Yakaköy’de defne yapraklı, nar ekşili alabalık yiyin.

DANIŞMA
Pınara’nın genç ve sempatik bekçisi Hasan (0533 254 56 62) size yardımcı olacaktır.