Lirik

Lirik

Azık, yola çıkanın şiiridir. Yolun gereğidir. Yolcu olmanın sevincidir. Yolla paylaştığıdır, yoldaşla bölüştüğüdür. Azıktır, azdır, ama sıcaktır.

Onu içten hazırlayanın, gözyaşıyla uğurlayanın, ardından ferah sular dökenin, sağlıcakla gidip gelmelere, iyilikle, dinçlikle kavuşmalara el sallayanın gönlünden kopandır. Azık gönülle yapılır, gönlün de dille yapıldığı gibi tıpkı.

Azık da şiir gibi azdan gelir. Az olandaki lirizm, azığı da besler. Azığın yolcuyu beslediğine benzer, lirik de yolu besler. Azıkla yol yazılır, sözcükler yetişmeye çalışır. Azıkta da şiirde de “Yetinmek sevindirir!” Yetişmek de sevindirir: Bir şiire yetişen sözcüklerin sevincini düşünsenize!

Yolun sözcükleri bir yerde durmaz, bir alfabeye sığmaz, ama cem olmaktan da kaçmazlar! Şiire girmekten, bazen bir türküye girmekten de hiç: “Gül koydum azık sana” dizesindeki şiir hangisidir sizce, gül mü azık mı? Gülün azık olması mı? Aşkın böyle ince ve düşünceli oluşundaki şaşkınlık, hayranlık ögesi mi yoksa?

Bir yerde bir gül açıyorsa, ona biri sevinçli gözyaşlarıyla bakar, hevesli bir şiir olur. Bir yerde bir gül duruyorsa, onu biri koklar, aşıkane bir şiir olur. Bir yerde bir gül soluyorsa, ona biri dokunur, solgun bir şiir olur. Bir yerde biri sevdiğine azık olarak gül koyuyorsa, söyleyin daha ne olsun?

Gül azığıyla yola çıkmak nasıl lirik bir şeyse, gidilecek yol da öyle liriktir. Hiçbir metafor yol kadar alçakgönüllü değildir. Metafor olmayı çifte kavrulmuş gibi anlamak fena. Diğerlerine haksızlık, sesi çıkmayan, sözü olmayan boşluğa daha büyük haksızlık. Ne yani, o nadide gül, azık olunca kıymetten mi düşüyor?

Su gibi aziz, gül gibi azık, yol gibi lirik. Edip Cansever kadar ‘başlangıç’lara özenen, sevinen, heyecanlanan başka şair yoktur. Her başlangıç lirik olduğundan belki de. Yol da hep başlangıç duygusu verir insana, düşüncesi bile. Lirik düşünce. Gülümsetebilir ama, yolu düşününce…

Başlangıçlar lirik, peki sonrası? Bitişe kadar demeyelim, sonuna kadar lirik diyelim, dileyelim. Yol, akışın metaforu olsun, akış, yaşamın liri olsun ve varlık kadar yokluk, sözcükler kadar boşluk da lirik olsun.

Şiirin ya da lirik olanın insan tabiatıyla bu kadar uyumlu olduğunu eskiden düşünmezdim. Eskiden gençtim ya, ondan. Sonra ermiş-şair Necatigil’in “çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları” dizesiyle karşılaştık, ‘güzel dize’ dedik, ‘çok güzel!’ Ama ‘doğru’ olduğunu anlamak için de o yaşlara gelmek gerekiyormuş, onu anladık.

“Büyük gurbetçi”miz Nazım Hikmet’in “Büyük İnsanlık” şiiri de bu şiirlerden. Son yıllarda öyle çok anıyorum ki bu şiiri: “Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter/pirinç de öyle/şeker de öyle/kumaş da öyle/kitap da öyle” der, “ama umudu var büyük insanlığın/umutsuz yaşanmıyor” diye de ekler.

Lirik, umut gibi bir şey, yaz gibi, ağaç gibi, bahar, yeşil, mavi, su, kuş, ekmek, pirinç, şeker, kumaş, kitap gibi. Daha açığı aşk gibi bir şey hem de tepeden tırnağa. Gül de öyle. Azık lirikse, lirik de azık. Yol azığı, dünya azığı, ruh azığı. Ekmek de gül gibi kokar, kitap da bahar gibi, ya umut, en güzel o kokar, dünyayı sarar kokusu. Bahçede açan gülün, fırından çıkan ekmeğin ve güneşten damlamış gibi sıcacık, pırıl pırıl umudun kokusu buluşur. Azı gönülden kopar, azık olur, yola düşer, şiir olur, göze düşer.

Lirik rüya. Yolun kendisi olur baştanbaşa. Gül olur da şiir durur mu, ikisi de azık olur, ikisi de aşk olur. Yol liriktir. Hayat böyle buyurur.