MAĞLUP AMA MAĞRUR: CELALEDDİN HARZEMŞAH

Tarihi kaybedenlerin değil kazananların yazdığı hep söylenir. Hakikaten de tarih, mağlupları ancak galiplerin parlaklığını artırmak için kaydeder. Hep Fatih’leri, Yavuz’ları anmayı tercih ederiz. Oysa tarih bir bütündür. Mevcut durumumuzu zaferler kadar hüsranlara da borçluyuz. Milli kimliğimiz, toplumsal karakterimiz sadece fetih ve zafer anlarında değil, yenilgi ve işgal zamanlarında da dik durmayı bilen insanlara da çok şey borçlu.

Tarihimizdeki iki büyük yenilgi dizisini az çok hatırlarız: Haçlı seferleri ve Moğol istilası. Haçlı seferleri denince çoğumuzun aklına Kudüs’ü Haçlı istilasından kurtaran büyük emir Selahaddin Eyyubi gelir. Moğollar denince ise Memluk hükümdarı Baybars akla gelir. Celaleddin Harzemşah ve onun Moğollara karşı verdiği trajik mücadele çok sık hatırlanmaz.

William Wallace’ı biliriz, Celaleddin Harzemşah’ı tanımayız
Özellikle yaşı kırkın altında olanlar 1990’ların gişe filmi Cesur Yürek dolayısıyla İskoç kahramanı William Wallace’ın hikâyesini ezbere biliyor. Wallace sonu hüsranla bitecek olsa da İskoçları İngiliz istilacılara karşı birleştirme ülküsünü bayraklaştıran efsanevi bir savaşçı.

Hakkında bilinenler son derece az ve tartışmalı olsa da Sir Walter Scott gibi yazarlar sayesinde efsaneleştirilmiş bir adam. Hele İngilizleri sevmediğini pek gizlemeyen Avustralyalı oyuncu ve yönetmen Mel Gibson’ın Cesur Yürek filminden sonra William Wallace efsanesinin yanına bile yaklaşılmıyor.

Celaleddin Harzemşah’a dönersek, neredeyse tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. İyi bilinen bir tarihi karakter olmasına rağmen, Celaleddin hakkında modern dönemde yapılan işler yok denecek kadar az. Büyük bir yazar olmasının yanında derin bir tarih sezgi ve şuuruna da sahip olan Namık Kemal, Osmanlı Devleti’nin işgale maruz kalacağını hissettiği için yüzyıllar önce olmuş bir işgali önlemek için varını yoğunu ortaya koyan Celaleddin’i bir tiyatro eseriyle anıtlaştırmak istemiştir. Edebiyat tarihçilerinin bile eski edebiyatın abartılı taraflarını yeren önsözü dışında okumadığı bu tiyatro oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır ve tiyatrodan çok roman olarak değerlendirilebilir. 1876’da basılan bu kitaptan beri Türkçede Celaleddin Harzemşah hakkında bir tane bile kitabın yazılmamış olması utanç vericidir.

Trajik yıllar
Celaleddin Harzemşah’ın yaşadığı dönem İslam ülkeleri için acı ve kargaşa yıllarıdır. Haçlı seferleri Anadolu, Suriye ve Mısır’ı yakıp yıkmışken, Müslümanlar bu büyük belayı savuşturmaya ancak güç yetirebiliyorken doğudan çok daha korkunç bir işgal ve yıkım dalgası sökün eder: Moğollar.

Orta Asya bozkırlarından batıya doğru Cengiz Han liderliğinde istilaya başlayan Moğolları ilk karşılayanlar Harzemşahlar oldu. Harzemşahlar, esasında 12. yüzyıl ortalarına kadar İran’ın doğusundan Hindistan’a kadar olan Harezm eyaletini Selçuklu Devleti adına yöneten valilerdi. Selçuklu kontrolü gevşeyince bağımsız yaşamaya başladılar. Harzemşahların merkezi bugünkü Özbekistan topraklarındaki Urgenç şehriydi.

Şanssızlık o ki, Harzemşahlar da tıpkı Selçuklular gibi Oğuz Türkleriydi. Tarihin bir cilvesi olarak Selçukluları zayıflattıkları, böylece Moğol istilasını kolaylaştırdıkları tarihçiler tarafından değerlendirilmektedir.

Sonuçta İslam dünyası çok geniş bir alana yayılan ve son derece karmaşık bir genel iç savaşın içindeydi. Biraz güçlenen her hanedan diğerlerini yenip büyük devlet kurmaya çalışıyordu. Bu yüzden de dışarıdan gelen saldırılara karşı birleşik bir savunma hattı oluşturmak genellikle mümkün olmuyordu.

Rüyadan uyanmak
Harzemşahlar, Selçukluları batıya itip doğuda büyük bir devlet kurmayı nihayet başardıklarında birdenbire Moğol saldırılarıyla rüyalarından uyandılar. Harzemşahların son hükümdarı Celaleddin’in hanedan savaşlarını bir tarafa bırakıp İslam birliği kurmaya, böylece Moğolları durdurmaya çalışan ilk stratejist hükümdar olması da ayrıca trajiktir.

Celaleddin’in kesin doğum tarihini bilmiyoruz. Bildiğimiz, daha çocukken taht verasetinin onun yerine kardeşine verildiği. Celaleddin’in annesi Hintli bir cariyeydi, kardeşi Uzlak ise Kıpçak bir anneden dünyaya gelmişti. Verasetin Celaleddin’e verilmemesinde ninesi Terken Sultan’ın etkili olduğu düşünülür.

Celaleddin’in babası Alaeddin, Moğol istilası karşısında mücadelede zayıf düştü. Böylece Harzemşahlar yok olma tehlikesini yaşadılar. Devleti kurtaran ise, veliaht bile ilan edilmeyen oğul Celaleddin oldu. Cengiz’in büyük komutanı Cuci’yi baba oğul el ele vererek yenmeyi başardılar.

Bundan sonra Alaeddin’le Celaleddin’in hikâyesi Kral Lear senaryosunu aratmaz. Cengiz ordularının kini bitmez ve Alaeddin, Hazar Denizi’nde bir adada oğlunun kollarında vefat edene kadar kovalanır.

Son nefesine kadar direndi
Babasının acı sonu Celaleddin’i yıldırmaz. Aksine Moğolları durdurabilmek için bundan sonra her yolu denemeye adeta ant içer.

Daha önce defalarca ihanete uğrayan Celaleddin, bir Allah’a bir kendine güveniyordu. Başkent Urgenç’te kardeşi Uzlak Şah’ı tercih eden komutanların onu sattığını anlayınca şehirden kaçıp kurtulmuştu. Bu kaçıp kurtulmalar Celaleddin’in Anadolu’da, Elazığ kırsalında son nefesini verinceye kadar devam edecekti.

Urgenç’ten çıkmayı başaran Celaleddin, Gazne’yi direniş merkezi haline getirdi ve yeni bir ordu kurarak 1221’de büyük bir Moğol ordusuyla hesaplaşacak gücü toparladı. Pervan denilen yerde bütün gün süren savaş neticesinde Celaleddin hem karşısındaki orduyu yendi hem de Moğolların yenilmezlik efsanesini yerle bir etti.

Moğolları yense de Müslümanların içindeki korkuyu yenemiyordu büyük kahraman. Herat halkı ona yardım etmeyi kabul etmeyince Celaleddin, Gazne’yi bırakıp on binlerce asker ve muhacir siville birlikte Hindistan’a çekildi. Ne yazık ki yolda Moğollara yakalandılar ve acımasız istilacılar Harzemşah ordusuyla birlikte halkı da yok etti.

Yine yalnız kalan Celaleddin, Hindistan’da Hoharlar halkıyla anlaşıp direniş ateşini yeniden alevlendirdi. Daha sonra Horasan’a dönüp ülkesini birleştirmeye çalışsa da işin gerçeği büyük komutan iki ateş arasındaydı. Bir taraftan Moğol istilasını durdurmaya çalışırken diğer yandan da Abbasi Halifesi’nin kendisine yönelik nefretiyle uğraşıyordu.

Moğollara karşı ilk başarılarını devam ettiremeyen Celaleddin önce Tebriz’e, daha sonra Gürcüleri mağlup ederek Tiflis’e yerleşip güç devşirmeye çalışsa da bu bir türlü gerçek olmuyordu. En sonunda Anadolu Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubat ve Eyyubi emiri Eşref’in müttefik ordusuna Erzincan’ın Yassıçemen mevkiinde yenilerek Elazığ kırsalına çekildi. Burada göçer Zazalar tarafından öldürüldüğü söylenir.