Mavinin Seyir Defteri

Mavinin Seyir Defteri

Yıl 1925… Halikarnas Balıkçısı adıyla ünlenmiş Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-1973), Resimli Hafta Dergisi’nin 13 Nisan 1925 tarihli sayısında yer alan “Hapishanede İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler” başlıklı yazısı yüzünden Bodrum’da üç yıl kalebentlik cezasına çarptırılır.

Önceleri böylesine bir yerde, yıllarca sürgün hayatı yaşamayı kabullenmek hiç kolay olmaz. Oysa bu kuş uçmaz kervan geçmez yer Bodrum’dur ve buraya varır varmaz bütün kara bulutlar dağılmaya başlar. Balıkçı, sürgüne gönderildiği yerin bile güzelliklerinin peşine düşer ve herkesten önce keşfeder. Bodrum’dan Ege Denizi’ne bakar ve mavi macerasına şu dizelerle başlar: “Gün artık mavi bir nurdu. Öyle mavi ki, insan maviyi toplamak için avucunu göğe açacak ve elini yanaştırıp bakınca, avucunun mavileşmediğine şaşacak.” Artık o, Cevat Şakir günlerini geride bırakıp Halikarnas Balıkçısı olarak hayat yolculuğuna devam etmeye hazırdır.

Nur içinde yatılmaz, yaşanır

Her mevsimine ve köşesine hayran kaldığı Bodrum için çabalamaya başlar. “Burada nur içinde yatılmaz nur içinde yaşanır.” dediği Bodrum için, balıkçılık, süngercilik ve rehberlik yapar. Yazmaktan vazgeçmez ve bu bölgenin özelliklerini anlatır. Bu maviye teslim olur, yelken açtığı denizde özgürlüğünü bulur. Binlerce yıllık ahşap guletler o zaman da bugün de bu maviliklerde yol alıyordu. Mavi yolculuğun temellerini Bodrum’da atan Balıkçı, keşif dürtüsüyle mavilere açılır. “Şehri biraz da Afrodit’e benzettim. Sabahın erken saatlerinde denizden bembeyaz doğuyordu. Güneş sanki onu kollarıyla tutuyor ve denizden çıkarıyordu.” Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir, “Mavi Sürgün” kitabında böyle anlatıyor, Bodrum’la ilk karşılaşmasını.

Maviye davet

Balıkçı, rüzgârda iyi yattığı için “Yatağan” adını verdiği tirhandiliyle keşfettiği denizi ve bakir koyları dostlarının da görmesini ister. İlk defa Balıkçı’nın öncülüğüyle başlayan, Mavi Yolculuk keşif gezisi, bugün artık kitlelere yayılarak devam eden bir ritüel, bir tutku… 1945’in ilkbahar günlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Klasikleri Dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin Eyüboğlu’na Bodrum’dan bir mektup gelir. O zamanlar hâlâ bir sürgün yeri olduğundan, Bodrum’un yolu yoktur ve Kuşadası ya da Muğla merkezden ancak at veya eşek sırtında buraya ulaşmak mümkündür. Bu mektup, mavi yolculuğa davettir. Hikayenin bundan sonraki kısmını, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mavi yolculukta tuttuğu günlüğü “Mavi Yolculuk Defterleri” kitabının başında yer alan, çevirmen, yazar Erol Güney’in ilk mavi yolculuk anlatısından dinleyelim:

“Ankara’dayız, yaz başı. Kentte oldukça umutlu bir hava esiyor. Savaş bitti, Birleşmiş Milletler kuruldu, herkes demokrasiden, çok partili seçimden bahsediyor. İşte tam bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nin Tercüme Bürosu Şefi ve yakın dostum Sabahattin Eyüboğlu odama girdi:

– Sana bir teklifim var.

– Hayrola, nedir acaba?

– Bodrum’dan, Cevat Şakir’den bir mektup aldım. Diyor ki; birkaç arkadaşını topla, güneye gelin, güzelliğin ne olduğunu iyice anlayın. Balıkçı, daha önce bana böyle bir geziden bahsetti, ama zaman münasip değildi. Şimdi öyle geliyor ki, böyle bir gezinin zamanıdır. Bedri ile konuştum, o çoktan razı. Bir ressam nasıl olmasın ki? Şimdi soruyorum, sen de gelir misin?

– Tabii ki, hem güneyi görmek hem de Balıkçı ile yakından tanışmak fırsatını kaçırır mıyım?

– Yaşa, öyleyse bir kişi daha bul, sekiz on kişi olursak iyi olur, masrafları paylaşırız, herkese daha ucuza gelir.”

Ve o gün ekip kurulur…

Yolculuk ve bir geleneğin başlangıcı

Balıkçı hayalini gerçekleştirmek, dostlarını ağırlamak üzeredir ancak bir engel vardır; ulaşım. Çözüm bulunur; Balıkçı ve can dostu, süngerci ve ahtapot avcısı Paluko ilk mavi yolcularını toplamak üzere yelkenlileriyle İzmir’e giderler. Keyifli bir ekip hazırdır: Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Ali, şair Fuad Ömer Keskinoğlu, Erol Güney, onun çocukluk arkadaşı Benya, Necati Cumalı…Ve mavileri avucunun içi gibi bilen Halikarnas Balıkçısı… Balıkçı ve dostları, çıktıkları keşif gezilerinde, birçoğu karadan ulaşılması imkansız, sahipsiz koylar keşfederler, daha önce hiç dikkat çekmemiş arkeolojik kalıntıları araştırırlar, Batı Anadolu’nun köklü tarihi ve geçmişi hakkında araştırmalar yaparlar, deniz kültürüyle tanışırlar. Mavi yolculuğun ruhuna yakışır bir yaşam tarzı benimserler. İzmir’den Gökova’ya yapılan bu ilk keşif gezisinin gelenekleri diğerlerine temel olur. Peynir, su, İstanköy peksimeti ve balık avlamak için yem depolamadan yola çıkılmaz, yolculukta gazete okunmaz, radyo dinlenmez, güvertede yatılır, balık avlanır… Bir taraftan mavi yolculuğun temelleri atılırken, bir taraftan da üretim durmaz, bu yolculuklardan şiirler, romanlar, antik kentler üzerine yazılar çıkar. Mesela, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun teknede yazdığı “Paluko’nun Yelkeni” şiiri…

Mavi defterler

Bedri Rahmi Eyüboğlu, yolculuk defterlerine ilk gezide başlar ve bugüne farklı yıllara ait tam 12 defter kalır. Oğlu Mehmet ve gelini Hughette Eyüboğlu, Bedri Rahmi arşivini yıllarca titizlikle korudular ve daha önce hiçbir yerde sergilenmemiş resimleri ve yayınlanmamış şiirleri düzenleyerek Mavi Yolculuk Defterleri’nde biraraya getirdiler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan Mavi Yolculuk Defterleri, aslında resim, yazı ve şiirle beslenen bir günlük. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bugün artık hayatta olmayan oğlu Mehmet Eyüboğlu’nun, bir yorumu mavi yolculukların dünü ve bugünü üzerine çarpıcı bir değerlendirme: “İşte bence, eski ve yeni Mavi Yolculuklar’ın arasındaki en önemli fark burada. Eski yolcuların yürekleri, kafaları dolu, cüzdanları boştu. Şimdilerde ise cüzdanlar tıka basa dolu yürekler ise…”

Yeri doldurulamaz

Homeros’un ‘ebedi mavilikler ülkesi’ dediği Bodrum’un güzelim denizi duruyor, koyları yerli yerinde, tarihi tüm görkemiyle aynı toprakta ancak maviye yelken açılan o naif Mavi Yolculuk günlerine ancak nostaljiyle bakıyoruz şimdi. Denize olan o tutku, doğanın verdikleriyle yetinilen o yaşam yok artık; koyları dolduran tur tekneleri var… Yine de mavi yolculuğun yerini tutabilecek başka bir seyahat şekli yok. Hiçbir şey sabahları yüzünüzü deniz suyuyla yıkamanın verdiği o duygunun yerini dolduramıyor.