Metropolün Tüm Güzellikleriyle: Bükreş

Metropolün Tüm Güzellikleriyle: Bükreş

Geniş, ağaçların sıralandığı bulvarları, görkemli Belle Époque binaları ve 1900’lerde “Küçük Paris” lakabını almasının haklı nedeni sofistike yaşamıyla, Romanya’nın başkenti Bükreş, metropol tadı arayanlar için biçilmiş kaftan.

Bir efsaneye göre, Bükreş şehri Dambovita Nehri’nin kıyısında, adı tam olarak da “neşe” anlamına gelen Bucur adında bir çoban tarafından kurulmuş. Söylentiye göre, flüdünün sesi halkı mutlu ettiği ve kendisini yerel tüccarlara sevdirdiği için adının bu yere verildiğine inanılıyor. Bükreş, dinamik, enerjik ve eğlenceli bir kent. Her ne kadar birçokları için burası Transilvanya yolunda, bir, iki günlük bir duraksa da, kent daha fazla özeni hak ediyor. Burada, güzel müze, park ve hayat dolu mekanların keyfini çıkarmak için daha fazla zamana ihtiyaç var. Merkezin büyük bölümü modern ancak bunun ardındaki mücevher; görkemli 17. ve 18. yüzyıl Ortodoks kiliseleri ve sessiz köşelerde saklı, zarif Belle Époque villalar…

İktidarın ihtişamı                                                                                                                                                         

Komünizm, kentin yüzünü geri dönülmez bir şekilde değiştirmiş ve dev anıtlar inşa etmiş. İhtişamlı Parlamento Sarayı, bunun en belirgin örneği. Romanya Komünist Partisi lideri Nikolay Çavuşesku’nun özel isteği üzerine inşa edilen ve eskiden “Halk Evi” (Casa Poporului) olarak bilinen Parlamento Sarayı, Amerika’nın Pentagon’undan sonra, dünyanın en büyük ikinci yönetim binası. 12 kat, 1100 oda, 350 m uzunluğunda bir lobi ve devasa bir nükleer sığınak da dahil olmak üzere, sekiz yeraltı katmanına sahip bu dev yapıyı inşa etmek için 20 bin işçi ve 700 mimar çalışmış. Parlamento Sarayı, dünyanın ikinci en büyük ofis binası. Hacim olarak ise, ABD’deki Cape Canaveral Uzay Merkezi ve Mısır’daki Büyük Piramit’ten sonra, üçüncü en büyük bina. İnsan Hakları Salonu’ndaki (Sala Drepturilor Omului) kristal avize, 2,5 ton ağırlığında. Avizelerden bazılarında 7 bine yakın ampul var. İnşaat 25 Haziran 1984’te başladığında, bina ülkenin Komünist hükümetinin merkezi olarak tasarlanmıştı. Bugünse, Romanya Parlamentosu, Bükreş Uluslararası Konferans Merkezi ve Romanya Modern Sanat Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Romanya’da üretilen ve ülkeye özgü malzemelerle inşa edilmiş, döşenmiş ve dekore edilmiş bina, ülkenin en iyi zanaatkârlarının eseri.

Efsanevi meydan                                                                                                                                             

1989’un 21 Aralık günü, dünya televizyon istasyonları, Nikolay Çavuşesku’nun iktidardaki son anlarını yayınladıklarında, Devrim Meydanı, dünya çapında ün kazandı. Meydanın önemi, 1989 Devrimi’nin dramatik olaylarından çok daha önceki bir zamana uzanıyor. Meydanda, bugünkü Ulusal Sanat Müzesi, çarpıcı Rumen Athenaeum ve tarihi Athenee Sarayı Hotel’e ev sahipliği yapan eski Kraliyet Sarayı var. Küçük fakat etkileyici Kretzulescu Kilisesi de bu meydanda. Kentin politik tarihini ilgilendiren bir başka yapı da “Bahar Konağı”, Nikolay ve Elena Çavuşesku ile üç çocuğu Nicu, Zoia ve Valentin’in özel konutu. İnşaat ve süslemeler için kullanılan ahşap çeşitliliği etkileyici; yerel olarak meşe, çınar, kiraz, ceviz kullanılırken ülke dışından da maun, gül ağacı, Afrika armutu, Kanada kirazı gibi çeşitli ahşaplar getirtilmiş. Bu rezidans aynı zamanda görmeye değer bir resim koleksiyonuna (Octav Băncilă, Camil Ressu, Rudolf Cumpăna, Dumitru Ghiață, George Baron Lowendal), el yapımı duvar halılarına ve Rumen sanatçılar Olga Porumbaru ve Florin Pârvulescu tarafından tasarlanan mozaiklere sahip.

Klasik müzik ve mimari                                                                                                                                       

Romanya’nın George Enescu Filarmonisi’ne ev sahipliği yapan ve olağanüstü akustiği ile dünyaca tanınan Bükreş’in en prestijli konser salonu Athenaeum, Romanya Ulusal Bankası’nı da tasarlayan Fransız mimar Albert Galleron tarafından 1888’de tamamlandı ve neredeyse tamamen halkın bağışladığı para ile finanse edildi. Romanya’da bugüne kadar en önemli kamu bağış kampanyalarından biri olan “Athenaeum’a bir kuruş ver” kampanyası, bu projeyi asıl sahiplenenlerin fonları tükendikten sonra, kurtarıcı oldu. Yüksek kubbesi ve Dorik tarzdaki sütunlarıyla, Athenaeum eski bir tapınağı andırıyor. Altın varakla süslü lobi tavan, kavisli balkonlar, pembe mermer sütunlar, pirinç fenerler, tavan ve duvar freskleri konser salonunun büyüleyici detaylarından sadece bazıları.

Romanya kırsalının resmi                                                                                                                                    

Bükreş, müze meraklıları için dikkat çekici bir kent. Özellikle Romanya Ulusal Köylü Müzesi, 1906’dan beri Romanya’nın en zengin halk sanat koleksiyonunu sergilemesi açısından son derece kaydadeğer. 90 binden fazla eserle, Romanya halkının zengin kültürel yaşamına ev sahipliği yapıyor. Müzedeki Çanak Çömlek Koleksiyonu, 18 bin eserle ülkenin en önemlileri arasında. Müzede bulunan en eski seramik obje, 1746’ya ait. Bir başka etkileyici sergi de, Kostüm Koleksiyonu. Bazıları 19. yüzyılın başlarına ait olan yaklaşık 20 bin geleneksel halk kostümü, Romanya kırsalındaki yaşamın tüm yönlerine değinerek, köylü yaşamı, stilleri ve gelenekleri hakkında kapsamlı bir fikir veriyor. Müzenin bir galerisinde ahşap bir kilise, bir diğerinde ise ahşap bir köy evi sergileniyor. Müzenin açık alanında da dört ahşap kilise daha var.

Bükreş’in yeşili  

Kentin dinamizmi bir yana, huzuru da deneyimlemeye değer. Bükreş’in parklarını da gezmeden dönmek olmaz. 1845 yılında Alman peyzaj mimarı Carl Meyer tarafından tasarlanan Cismigiu Bahçesi (Gradina Cismigiu), 1860’da halka açılmış. Bahçenin adı, Türkçe ‘çeşme’ kelimesinden geliyor. Romanya dağlarından getirilen 30 binden fazla ağaç ve bitkinin yanısıra Viyana’daki botanik bahçelerinin egzotik bitkileri de burada. Bükreş’in en eski parkı olan Cismigiu, yürüyüş yapmak ve kafa dinlemek için ideal bir mola yeri. Yemyeşil çimenler ve kıvrılan yolların arasında zaman geçirebilir, kayık kiralayıp gölde gezinebilirsiniz.

Ayrıca burada çocuklar için bir oyun alanı ve amatörler için bir satranç bölümü de var. Bir başka park da, Zafer Kemeri’nden Baneasa Köprüsü’ne kadar yaklaşık 400 dönümlük bir alana yayılmış, Herastrau. Parkta göl aktivitelerini yapma alternatifinin yanısıra Köy Müzesi de var. Parkı çevreleyen alan daha da dikkate değer; Bulevardul Mircea Eliade ve Soseaua Kisileff arasındaki sokaklarda, 19. yüzyıldan modern lüks villalara, neoklasikten 20. yüzyıl Art Nouveau’ya, farklı mimari tarzda olağanüstü güzellikte evleri görmek mümkün. Burası Bükreş’in seçkinlerinin bir zamanlar ve bugün hala yaşadığı bölge.