MİSAFİR KIYMETİ BİLEN, ODUN SOBASI BAŞINDA SOHBETİ BOL; KIŞ KASABALARI

Kasabalar, köyler küçüktür, bozulmamıştır, doğaldır, naiftir… Birçok popüler tatil destinasyonundan daha kişiliklidir, değişmemekte ısrarlıdır. Turizmle tanışmış olsalar da, yaşamın ritmi kolay kolay değişmez. Kışın, en saf, en gerçek hallerine bürünürler. Pansiyon evlerde mütevazı yemekler pişer, gelenlerle paylaşılır, misafire yer yatağı yapılır, soğuk gecelerde odun sobası başında karşılaşmalar, sohbetler samimidir.

Türkiye’de, kış mevsiminde de güzel seyahatler yapılabileceğini kabul edin ve önyargılarınızdan sıyrılın. Gidilecek yerde üşünür mü, sürünülür mü? Hava yağmurlu mudur ya da trekking rotaları çamurlu mu? Bunlar bir yana, çılgın kalabalıktan uzakta bir yer arıyorsanız, kış mevsimi bunun için iyi bir fırsat. Yağmurda, karda, fırtınada kasabalar şaşırtıcı yerlerdir. Tire çarşısında, kışa rağmen yemeni oyalarındaki renkler alabildiğine canlıdır, yağmurda bile Çıralı’nın tepelerindeki ölümsüz ateş yanmaya devam ederken Olympos sığınılacak bir “son liman”dır, Bafa Gölü kıyısındaki Herakleia’da şimşekler Athena Tapınağı’nı aydınlatır… 

Ege’nin ruhu Salı Pazarı’nda
Ege’nin kimliğini en çok koruyabilmiş kasabalarından biri Tire’dir. İzmir’e 80 km mesafede, bir zamanların Osmanlı darphanesi Tire’nin akla ilk gelen cazibesi, Salı Pazarı’dır. Salı Pazarı sadece çeşitliliğiyle değil, Ege’nin ruhunu yansıtan canayakın satıcılarıyla da keyif verir. Halkın bir kısmının Girit göçmeni olduğu Tire’nin yemeklerinde, Ege Bölgesi’nin otlarla bezeli mutfağının tüm özellikleri hissedilir. Dağlardan toplanan otlar, pazarlarda tezgahlardan taşar. Ayrıca tuzla yoğrulan ve katıksız kıymadan yapılan, domatesli, tereyağlı Tire köftesinin de özellikli bir tadı vardır. Tire yaşamının karakteristik özelliklerinden biri olan Karambol oyununu, Tire’nin tek açık hava Karambol sahası olan Alaybey Parkı’nda seyredebilir ve hatta çoğu emekli olan oyunculardan nasıl oynandığını öğrenebilirsiniz. Tire’nin, büyük çoğunluğu 15. yüzyıla ait dini yapıları ve camileri, Osmanlı dönemi klasik yapıları içinde öncü örnekler. Ulu Cami, Yeni Cami, Tahtakale Cami ve Külliyesi, Yeşil İmaret Zaviyesi, Kurt ve Doğancıyan Zaviyesi, Yoğurtluzade Külliyesi, Aydınoğulları’nın ve Osmanlılar’ın padişah hocası İbni Melek adına yaptırılan açık türbe, içinde beylikler dönemine kadar uzanan, farklı dönemlerden 2 bin 400 civarında taş baskısı ve yazma eserin bulunduğu Necip Paşa Kütüphanesi, Tire Müzesi, pazara gelenlerin at ya da eşeklerini “park ettikleri” ve civarında nalbant gibi nostaljik dükkanların bulunduğu Ali Efe Hanı görülmeye değer.

KAÇIRMAYIN
Tire Salı Pazarı’nda, urgancılar, nalıncılar, yorgancılar ve keçeciler gibi nesli tükenmekte olan zanaatlerin son temsicileriyle sohbet edin.

LEZZET MOLASI
Portakal Pazarı Meydanlığı’nda, geleneksel Tire köftesi yiyin. Lor peynirinin üzerine karadut reçeli koyup yemeyi, ünlü seyyar Şambalici’sini unutmayın. Kaplan Dağ Restaurant (0232 512 66 52, www.kaplandag.com) Tire gezinizin olmazsa olmazıdır.

FOTOĞRAF MOLASI
Tire ovasının en güzel manzarasına sahip, uzun yürüyüşlerin yapıldığı Kaplan Yaylası.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Karambol, İspanya’dan gelen Museviler’in beraberlerinde getirdiği, bilardo benzeri bir teknikle oynanan geleneksel bir oyun.

KONAKLAMA
Gülcüoğlu Konakları (0232 511 06 14, www.gulcuoglukonaklari.com), geçmişte burada yaşamış olan Levantenler’in izlerini taşıyor.

Mimar Sinan’ın evinden Gesi Bağları’na…
İç Anadolu’nun hızla gelişen, görkemli ve zengin kenti Kayseri’nin civarında kentin modernliğiyle tezat oluşturan kasabalar var. Doğu kültürüyle yoğrulan, tipik bir Anadolu köyü olan Ağırnas’ta bir zamanlar Müslüman, Rum ve Ermeniler birlikte yaşamışlar. Tarihi 16. yüzyılın başlarına kadar uzanan kasabanın, yeraltı şehirleri, oyma evleri, mezarları, dehlizleri ve kaya kiliselerinin yanında en dikkat çekici özelliği, Mimar Sinan’ın burada doğmuş olması. Bugün ustanın evini gezmek mümkün.

Şarkılara ilham olmuş, yemyeşil ağaçları ve bol sularıyla, meşhur Gesi Bağları’nda Gesi Kuş Evleri var. Bugün işlevlerini yitirmiş olsalar da eskiden güvercin gübresi toplayabilmek için kullanılıyorlardı.

Kayseri kökenli bir Rum ailenin çocuğu olan, ünlü Amerikalı yönetmen Elia Kazan’ın annesinin doğum yeri olan Germir de karakteri olan küçük bir yerleşim. 150- 200 yıllık taş evleri, kapı önü yaşamı, 427. ve 428. sokakları ve bir süre ahır olarak kullanılan Germir Kilisesi dikkate değer.

KAÇIRMAYIN
Ağırnas’ta Mimar Sinan’ın evinin altını, Gesi Bağları’nda kuş evlerinin içini görün.

Zorlu coğrafyaya değen güzellikler
Her ne kadar Doğu Karadeniz, kış rotaları arasında yer almasa da, muhteşem coğrafyasıyla bazen her türlü olumsuz hava koşulunu unutturabiliyor. Bölge turizminin merkezi Yusufeli, Trans Kaçkar turları ile Çoruh Nehri’nde rafting için ilk akla gelen yerlerden. Kışın bunların hiçbirini yapmak mümkün değil ancak iklimi ve coğrafyasıyla Karadeniz’den çok Doğu Anadolu’nun özelliklerine sahip olan Yusufeli’nde bakir bir doğanın içine yayılmış Gürcü kiliseleri görmeye değer. 1000 metre yükseklikte bir dağ köyü olan Altıparmak’taki (Barhal) kilisesi bir yana, 32 km’lik dar ve virajlı yol, karşınıza olağanüstü manzaralar çıkaracak. Barhal suyunu izleyen yol, kayalardan fışkıran çağlayanlardan, ormanlardan, bahçeli ahşap evlerden, alabalık çiftliklerinden geçerek, ücra ama doğası başdöndürücü köye varıyor. Yolculuk yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Avrupa Gotik mimarisi esintileri taşıyan Barhal Kilisesi’nin içine girerek, Gürcü ve Ermeni ustaların tarzını hissedeceksiniz. Gürcü kiliseleri içinde en iyi durumda olanı İşhan Kilisesi. Kırmızı- beyaz kubbeli, kesme taş kilise, 1000 yıllık.

FOTOĞRAF MOLASI
Kilisenin, içinde bulunduğu coğrafyayla birlikte en etkileyici görüntülerinden biri, caminin minaresinin tepesinden.

NE DEMİŞLER?
İşhan’ın nakışı, Parhal’ın bakışı, Öşvank’ın oturuşu”

Son limanın dingin kışı
Antalya bölgesine yazın gelenlerdenseniz, kış mevsimine de bir şans tanımalısınız. Çıralı sapağında minibüsten inip 7 km’lik yolu aşağı doğru yürümeye başladığınızda, doğanın ne kadar olağanüstü olduğunu teslim edeceksiniz. Börtü böceğinkinden başka hiçbir ses yoktur, kokular çok daha belirgindir, hava şerbet gibidir. Çıralı sahile geldiğinizde, bu artık çoktan keşfedilmiş kasabanın kışının, yazın çivisi çıkmış halinden ne kadar uzak olduğunu fark edersiniz. Akdeniz kıyısının en güzel kumsallarından birine nazır bu küçük kasaba, derin bir dinginlik içindedir. Sanki henüz hiç keşfedilmemiş gibi… Çıralı kışın, yağmur da olsa fırtınada, sığınılacak bir “son liman”dır.

KAÇIRMAYIN
Yanartaş’a (Chiamera) çıkıp, ölümsüz ateşin yanında ısının.

KONAKLAMA
Muhteşem konumlu, bahçeli ve bungalovlu Kibala (0242 825 70 96, www.kibalahotel.com), yıl boyunca açık. Likya Yolu’nda yürüyüşler, odun sobası yanıbaşında leziz yemekler…

NE YAZIYOR ?
Olympos antik kentinin sonunda, limandaki anıtsal mezarlardan birine kazınmış yelkensiz, direksiz ve küreksiz geminin üzerindeki Yunanca yazıt: “Son limana demirledi gemi çıkmamak üzere/ Çünkü ne rüzgardan ne gün ışığından umut var artık/ Işıklı şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos/ Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi…”

Türkmen yörüklerinin yurdu
Taşkale, İç Anadolu’nun küçük bir kasabası. Bir zamanlar kök boya halılarıyla ünlüydü. Bugün artık kadınların biraraya gelip “şirket halısı” dokudukları, evlerde ender de olsa anne ve kızların çeyiz için halı tezgâhının başına geçtiği bu yerleşim, Türkiye’nin en etkileyici ve turizmden uzak kalmış gizemlerinden birine sahip: Manazan Mağaraları… Taşkale Kanyonu üzerinde, yumuşak tüf kayaya oyulmuş bu akıl durdurucu mağaralarda dolaşmak, ürpertici bir deneyim. Orta Asya’dan gelen Türkmen yörüklerinin yurdu Taşkale, yaz kış yaşayan bir yerleşim. Mağaralar, aslında Bizans dönemine ait beş katlı toplu yerleşimler. Yöre halkı katlara, Kumkale, At Meydanı ve Ölüler Meydanı gibi isimler takmış. Bugün bir kattan diğerine geçmek için kısa tünellerde sürünmek ve zamanında yüzeylerine el ve ayak için oyuklar yapılmış, dikey bacalara tırmanmak gerekiyor. En üst katta bulunan, defineciler tarafından tahrib edilmiş, 100- 150 cesedin ortaya çıkarıldığı, kırk metre uzunluğunda ve beş metre yüksekliğindeki Ölüler Meydanı, kayaya oyulmuş beş yüz kişilik kilise, dehlizler ve tüneller görülmeli. Asya göçebelerinin yaşamında önem taşıyan şaman ritüellerini yansımasını Taşkaleliler’in Seyirlik Oyunları’nda görmek mümkün. Bir zamanların bu düğün eğlencesi, bugün artık çoğunlukla turistler için organize edilen bir gösteri.

KAÇIRMAYIN
Tüf kayaya oyulmuş, taş bir ambardan dönüştürülerek Taş Mescit adıyla camiye çevrilen eski şapel… Karaman Müzesi’nde, Manazan kayalıklarından yuvarlanmış olarak bulunan, M.S. 6.- 7. yüzyıldan, elbiseli genç kadın cesedi… 

Mütevazı kasaba, görkemli konak
Selvi ve güneş motifleriyle süslü, serçe yuvalı Osmanlı konakları ve daracık taş sokaklarıyla, Birgi, Batı Anadolu’daki birçok yerleşimden daha iyi korunmuş bir kasaba. Küçük Menderes Nehri’nin suladığı geniş bir ovanın kenarında, Bozdağ’ın karaçam ormanlarıyla kaplı eteklerindeki bu yerleşim, ilk bakışta sanki derin bir uykudadır. Kimi erkek kahvededir, kimi tarlada. Bazı kadınlar tarlada patates eker, bazıları kocalarından izinsiz açmadıkları evlerindeki dokuma tezgahlarında çaput yolluk dokur ya da mahallelerindeki sokak tandırlarında, bir gün önceden evlerinde yaptıkları nohut mayasından ekmek pişirirler. Zaman içinde ipek dokumacılık yok denecek kadar azalmıştır. Arkeolojik ve kentsel sit alanı olan Birgi’nin mütevazılığına tezat, en çarpıcı yapı Çakırağa Konağı. Çakır Ağa’nın biri İstanbullu diğeri İzmirli iki karısının memleket özlemini gidermek için konağın İstanbul ve İzmir odalarının duvarlarına yaptırdığı kalem işleri ve çarpıcı ahşap işçiliği de yerli zanaatkarların yanısıra ağanın Fransa’dan getirdiği sanatçıların eseri. Geçme (kündekari) tekniğiyle yapılmış, 3 bin parça ve 175 farklı motifle işlenmiş, ceviz minberiyle, 14. yüzyıla ait Ulu Cami de görmeye değer. Caminin hemen arkasında, Birgi’nin en güzel ve el değmemiş sokakları var. II. Beyzade Sokak, Cami-i Kebir Caddesi ya da Bahadır Bey Sokak’taki evler ve sokakların uzandığı Bozdağ manzarası etkileyici. Birgi aynı zamanda, 16. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olan İmam Birgivi’nin doğum yeri. Hocalık yaptığı medrese bugün hala ayakta.

LEZZET MOLASI
Çakırağa Konağı’nın kapı komşusu, etnografik kahve Konak Kahve ve Andaç Evi’nde (Çakırağa Sok. No: 6, 0232 531 60 69) yaprak dolmaları ve börekleri beklerken, sahipleri felsefe öğretmeni Gülsün Hanım ve Birgi’nin gönüllü turizm elçisi, Çekül Vakfı sorumlusu ressam- arkeolog Emin Başaranbilek ile anılarla dolu antikalar üzerine sohbet edebilirsiniz.

DANIŞMA NOKTASI
Çekül Vakfı sorumlusu Emin Başaranbilek (0533) 351 16 11

Toprak kokusuna uyanmak… Gece çıkan fırtınada, şimşeklerin aydınlattığı Athena Tapınağı’nı, Bizans Kalesi’ni ve göldeki adacıkların üzerindeki kalıntıları seyretmek… Fırtınada dökülen zeytinleri toplamaya giden köylülere katılmak… Bahçeden toplanan ürünlerle yapılan reçelleri, ev yapımı tereyağ ve peyniri tatmak… Kış yağmurundan sonra sabah toprak kokusuyla uyanmak… Bafa Gölü kıyısındaki Kapıkırı’da (Herakleia) kışın tabiatın en vahşi halini bulacaksınız. Yürüyüş sevenler ve mütevazı bir tatil isteyenler, Ege’nin bu kıyılarında iyi vakit geçirebilirler. Gökten taş yağmışcasına, garip şekilli, volkanik kayaların kapladığı Beşparmak Dağları’nın altında, uçsuz bucaksız bir göle bakan, horozları, inekleri ve ekili tarlalarıyla huzurlu bir yerleşim burası. Dağlarda mağara insanlarının ve yükseklerdeki çilehanelerde inzivaya çekilen keşişlerin bıraktığı izler var. Bafa Gölü kenarında kefal yemenin mevsimi de olmaz. Pansiyonların çoğu trekking turları düzenliyor ve yemek veriyor.

KAÇIRMAYIN
İyi bir rehberle, bölgedeki prehistorik mağaraları ve kaya resimlerini görün. Latmos Dağları (Beşparmak) eteklerinde saklı Yediler Manastırı’na trekking yapın. Çilehanesi, yuvarlak bir kayanın içi oyularak kovuk haline getirilmiş ve tavanları fresklerle süslenmiş.

FOTOĞRAF MOLASI
Yediler Manastırı’nın tepesindeki kayalıklardan, nefes kesici, göle hakim bir manzara var.

LEZZET MOLASI
Az rastlansa da, toprakta pişirilen yılan balığı, bir spesiyalite.

KONAKLAMA
Konuksever aile pansiyonu Selene’s Pansiyon & Restaurant’ın (0252 543 52 21, www.latmosherakleia.com) sahipleri Kubilay ve Tamer kardeşler, trekking konusunda son derece deneyimli. Tekneleriyle gölde gezinti yapmak da zevkli.

Taşın ve ustanın zaferi
Güneydoğu’nun en bozulmamış, kimliğini koruyabilmiş yerleşimlerinden biri Midyat. Katori olarak bilinen kolay biçimlenen kalker taşıyla, bir Mezopotamya kültürü burada oya gibi işlenmiş. Bu taştan kasabaya eski bir Süryani evi olan ve bugün konaklama yapılabilen Devlet Konukevi’nin terasından bakın. Güneydoğu’da önemli yaşam alanları olan damlar burada da yaz aylarında canlanır. Kendinizi Midyat’ın yüksek duvarlarla çevrili dar sokaklarında bulduğunuzda, en doğrusunun bu labirentlerin arasında kaybolarak gezmek olduğunu anlarsınız. Midyat’ın eski kısmı bir bütün olarak çok etkileyici. Bu eski Süryani yerleşimi zaman içinde fazlasıyla göç verdi. Mardin’de olduğu gibi Midyat’ta da, geriye kalan Süryaniler’in çoğu, 2 bin 500 yıllık bir zanaat olan telkariyle geçinirler. Devlet Konukevi gibi bir başka görkemli bina da, bir zamanlar askeri hastane olan Eski Hastane.

ALIŞVERİŞ
Telkari, tamamıyla el işi olan bir gümüş işleme sanatı. Gümüş, ince tel halinde dökülüyor, bükülerek küçük motifler yapılıyor ve bu motiflerin biraraya getirilmesiyle, farklı takılar ve dekoratif eşyalar ortaya çıkarılıyor. İşçilik, tam bir çılgının işi.

KONAKLAMA
Kasr-ı Nehroz (0482 464 25 25, www.hotelnehroz.com), 1200 yıllık bir konak.

ÜCRA YOLLAR
Midyat’a bağlı, her biri bir tepe üzerine kurulu Turabdin köyleri, tam da sıradanın dışına çıkmak isteyenlere göre. Midyat’a yakın olmalarına rağmen, haritalarda bulmakta zorlanacağınız bu köyler, kuş uçmaz kervan geçmez bir coğrafyadaki terkedilmişlikleriyle, oldukça gizemli.