MODERN SANATIN DOĞUŞU

Modernizm, kısıtlı alanlara hapsedilen sanatın, her alanda kendini gösterecek şekilde kurtarılmasıdır. Postmodernizm bunun daha ileri bir aşamasıdır. Ölçü ve kaidelerin bütünüyle reddedilmesi anlamına gelir. Sergide rastladığımız bir klozet sanat eseri olarak oraya bırakılmıştır. Veya izmarit ve küllerle dolu bir küllük, postmodern sanatın örneklerinden biridir.

Daha yüzlerce örnek verilebilir. Sanat akımları konusuna girilebilir, onların her biriyle ilgili yüzlerce fikir öne sürülebilir. Fakat bunun kuramıyla ilgili konuşmak, diğer ifadeyle genel ilkelerinden söz etmek kolay değildir. Bu noktada Georg Simmel’in (1858-1918) önemiyle karşılaşırız. Georg Simmel modern sanatın, forma karşı geldiğini, oysa önceki dönemlerde sanatın belirli formların değişmesiyle, yani yeni formların ortaya çıkmasıyla kendini gösterdiğini, modern sanatta ise ilk defa formun kendisine dönük bir tepkinin gelişip, sanatın o şekilde icra edilmeye çalıştığını belirtir.

Fakat ister klasik, isterse de modern sanatta olsun, genel bir ilke vardır: Çatışma. Çatışma belki modern ve postmodern dönemlerde daha da ayyuka çıktı ve sanatın ta kendisi olmaya başladı. Klasik dönemde ise içten içe yürütülen çatışma bu kadar belirleyici değildi. Belki de sanat olarak algılanmıyordu. Çatışma içinde bir süreklilik esas alınıyordu klasik dönemde. Modernizmde ise hiçbir form içine girmek istemeyen modern insan, çatışmayı formların reddi, sürekliliğin sonu; öncekinden, geçmişten, klasik ve alışılagelenden bütünüyle vazgeçiş anlamında kullanıldı.

Simmel için, ‘modern sanatın ilk sosyoloğu’ tabirini kullananlar haklıdır. Postmodernizmde bile halen onun yaptığı çözümleme geçerliliğini sürdürmektedir. Hayattan tine, tinden kültüre dönüşen her şey yeni formlar kazanır. Form değişmez ama hayat değişir. Hayatla kültür arasında çatışmanın kaynağı bu değişimle değişmezliktir. Çatışmayı kültür kelimesinin geçtiği her alanda düşünebiliriz. Çünkü bilim, medenî kanunlar, anayasalar, teknoloji ve din de belli formlardan ibarettir. Zamanla hayat, içine dolacağı başka formlar bulacaktır. Modernizmde bu döngü hızlanmıştır denilebilir. Klasik dönemde ise daha yavaş ilerleme göstermiştir. Çünkü ilerleme ve değişim modernizmin başlıca ilkelerindendir.

Bunun en bariz örneği, modadır. Simmel, teorisi için aradığı bütün örnekleri modada bulur. Moda üzerinden teorisini açıklamakla kalmaz, modanın anlamı ve insanlarda oluşturduğu psikolojiyi çözümlemeye yeltenir. Ortaya kültür alanında yakaladığı ilkeler gibi halen geçerliliği devam eden analizler çıkar.

Simmel modanın insan psikolojisindeki hangi ikiliklerden kaynaklandığına dikkat çeker. Örneğin modanın bir yandan benzerliğe dönük olduğunu; diğer yandan biricikliğe duyulan ihtiyacı giderdiğini söyler. Simmel’e göre bir şeyin yaygınlaşması bilinenin aksine modanın ölümüdür. Dolayısıyla burası modanın değişmeye başlayacağı, yeni formlar arayacağı noktadır.

Simmel’in üç makalesine yer verilmiş ‘Modern Kültürde Çatışma’da (2013, İletişim Yayınları). Üçü de birbirinden ilginç ve ufuk açıcı denemelerdir.

Yazarın Kitaplığı
– Günler, Cemal Süreya, Yapı Kredi Yayınları
– Kalbin Kararı, Ahmet Murat, Profil Yayınları
– Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov, Ötüken Yayınları
– Hasan Aycın’ın Çizgi’si, Cemal Şakar, İz Yayınları