MUSİKİNİN ÖLMEZ KLASİKLERİNDEN: ABDÜLKADİR MERAGİ

MUSİKİNİN ÖLMEZ KLASİKLERİNDEN: ABDÜLKADİR MERAGİ

İslam musiki geleneğinde “üstad-ı salis” denen Abdülkadir Meragi’nin eserlerinin 14. yüzyıldan beri yaşıyor olması tarihte nadir görülen mucizelerdendir. Meragi’nin “salis”liği musiki teorisinde Farabi ve İbn Sina’dan sonra geliyor olmasından. Yoksa İslam geleneğinde tek bir musiki üstadı seçilecekse bu hiç kuşkusuz Abdülkadir Meragi’dir.

Meragi’yi biraz tanımak gerekirse; 14. yüzyılın ikinci yarısında bugün İran’ın Güneybatı Azerbaycan eyaleti sınırları içinde kalan Meraga şehrinde dünyaya geldi. Meraga, Urmiye’nin doğusuna, Tebriz’in batısına düşen küçük bir şehirdir. Kültürel coğrafya açısından Tebriz Okulu denilen İslam sanatı gelişmelerinin etki alanına girer. Ayrıca 13. yüzyılda kısa bir süre İlhanlılar devletine payitahtlık yaptığından olsa gerek ilim ve sanat açısından kayda değer bir şehirdir. Abdülkadir Meragi’nin biraz fırtınalı geçen hayatının ilk döneminde bölgeye Celayirliler hâkimdi. Daha sonra Timur’un batıya seferi sırasında tüm Azerbaycan gibi Meraga da Timurlulara geçti.

Abdülkadir’in ilk öğretmeni babası Gıyaseddin Gaybi’dir; hatta kendisinden babasına nispetle İbn Gaybi olarak da söz edilir. Babası onu hafız ve musikişinas olarak yetiştirdi. İslam geleneğinde din ve din dışı gibi bir ayrım olmadığı için bu da normaldi. Musikişinaslarımızın önemli kısmı aynı zamanda hafız, kurra, müezzin olarak da hizmet vermişlerdir.

Meragi genç yaşında Celayirli sarayına nedim olarak girdi. Yeteneği anlaşıldığı için hükümdarın has musikişinaslarından oldu. Ne var ki, Celayirli ülkesi kargaşa içindeydi; şehzadeler taht için vuruşuyordu. 1386’da Timur’un Azerbaycan’ı istilası, Abdülkadir Meragi’nin hayatında da yeni bir sayfa açıyordu. Ahmed Celayiri’nin nedimi olan Abdülkadir memleket elden gidince önce Ahmed’in maiyetinde Bağdat’a gitti. Timur Bağdat’ı da ele geçirdi. Ahmed Celayiri Yıldırım Bayezid’e sığındı; Abdülkadir Meragi de Timur’a kaldı.

O çağlarda ilim ve sanat erbabı da bir anlamda hazine kabul edilirdi. Timur İslam dünyasının önemli kısmını ele geçirdiği zaman âlim ve sanatkârları da kendi payitahtı olan Semerkant’a toplayarak burayı bilinen dünyanın merkezi haline getirmeye çalışıyordu. Abdülkadir de mecburen Semerkant’a gitti.

Efsaneye göre Bağdat’ın istilası sırasında saklanan Meragi’nin şansı yaver gitmez ve yakalanıp Timur’un huzuruna çıkarılır. Şiddetli ve hiddetli bir hükümdar olan Timur, tam idamına ferman vereceği sıra Hace Abdülkadir ezberinden Kur’an okumaya başlar. Meragi’nin sesi o kadar hüzünlüdür ki bundan etkilenen Timur canını bağışlar. Bu hikâyenin doğru olmadığı besbelli. Ama Meragi’nin musikide ne derecede etkili olduğunu anlatıyor. Timur’dan ilim ve sanat erbabının pek hoşlanmadığını da anlatıyor, o ayrı.

Meragi’nin Timur sarayında bulunmaktan fazla hazzetmediği anlaşılıyor. Zira oğlu Abdülaziz’i Sultan II. Murad’ın cülusu sırasında Bursa’ya göndermiştir. Abdülaziz, yanında Meragi’nin musiki teorisinin önemli kitaplarından Makasıdü’l-Elhan’ı (Müziğin Amacı) götürerek Osmanlı’nın gazi sultanlarından II. Murad’a arz etti. Bazıları Meragi’nin bizzat Bursa’ya geldiğini de söyler. Murad’ın cülusu 1421 yılındadır. Meragi o sırada Timur’dan sonraki sultan Şahruh’un maiyetinde bulunuyordu. Yani buna imkân yoktur. Meragi’nin 1435’ta Herat’ta ölmüş olması da Bursa seyahatinin imkânsız olduğunu gösterir. Bursa’ya gidip Sultan Murad maiyetine girmiş olsaydı, muhtemelen bir daha çıkmazdı. Zira Murad sanatkârlara çok büyük değer verirdi. Timur ve Şahruh’un aksine çok da sevilen bir sultandı. Ki Meragi’nin oğlunu bir eseriyle birlikte sultana göndermiş olması da bunu anlatmaya yeter.

Meragi’nin doğrudan değil ama oğlu ve torunu üzerinden Osmanlı saray musikisine derinden tesir ettiği söylenebilir. Olgunluk çağında şöhreti Maveraünnehir’den Bursa’ya, Bağdat’tan Kahire’ye kadar İslam dünyasını kuşatan Hace Abdülkadir Meragi hem Farabi ve İbn Sina gibi müziğin tarifi, makam ve usul gibi o dönemin önemli konularında ciddi eserler kaleme alıyor hem de güfteli ve güftesiz besteler yapıyordu. Meragi’den söz eden klasik kaynaklar onu hem musiki teorisinde çağının yıldızı olarak gösterir hem de besteleyip icra ettiği eserlerin güzelliğinden söz eder.

Abdülkadir Meragi, tam musiki adamı, mükemmel musikişinastır. Zira musiki teorisi yapanların bir kısmı beste yapmıyor, eser icra etmiyorlardı. Musikişinasların önemli kısmı ise bugün olduğu gibi o çağda da salt icracıydı. Meragi ise hem teorisyen hem bestekâr hem de ses ve enstrüman icracısıydı. Ayrıca hafız, musavvir ve hattattı. Nadir rastlanacak bir tamlık.

Eserleri bugüne kadar geldi
İlginç konulardan biri, Meragi eserlerinin değerinin yeterince anlaşılmadığından yakınsa da geçen altı yüz yıl kadar sürede bu eserlerin icra edilmeye ve dinlenmeye devam etmesi. Farabi’ye izafe edilen eserlerin büyük İslam filozofuna ait olması ihtimali zayıftır. 10-13. yüzyıllarda ciddi bir tavra ulaştığı anlaşılan İslam musikisinden günümüze pek bir şey kalmamıştır maalesef. Meragi’nin eserleri ise kısmen de olsa yaşayabilmiştir. Bunların 30 kadarı TRT repertuarına alınmıştır. 17. yüzyıla kadar olan Osmanlı bestekârlarının eserlerinin pek bilinmemesine rağmen Meragi’nin muhafaza edilmiş olması kendi eserlerini ebced notasıyla kaydetmiş olmasına bağlıdır.

Eldeki Meragi bestelerinin hepsi sözlü eserlerdir. Enstrümantal eserlerinin daha önemli olduğunu kendisi söylese de elde böyle bir kayıt mevcut değil ne yazık ki. Sözlü eserlerden terennüm kısımlarıyla da öne çıkan “Âmed nesim-i subh-dem” (Esti sabah rüzgarı) sözleriyle başlayan Rast Nakış Kârçe ile Hafız-ı Şirazi’ye ait “Gül bî ruh-i yâr” (Sevgilinin yanağı olmadan gül) sözleriyle başlayan Mahur Kâr yaygın olarak icra edilen, coşku ve heyecan hissettiren Meragi besteleridir. “Ey şehinşah-ı Horasan” (Ey Horosan hükümdarı) ile başlayan Segah Kâr-ı Şeş-Âvâz ve Kavl-i Muhteşem olarak da bilinen Rast-Kârı ise yoğun ve olgun eserlerdir. Bu son ikisi sultan için özel olarak bestelenen bir bakıma emperyal eserlerdir.

İslam’ın üç “muhteşem” dili olan Arapça, Farsça ve Türkçeyi eserlerinde rahatlıkla kullanabilen Abdülkadir Meragi’yi musikide klasikler klasiği olarak görmek icap eder. Meragi’yi bilmeden Türk musikisini biliyorum demek olmaz.