NAMIK KEMAL: ÖZGÜRLÜK VE HAMASET

NAMIK KEMAL: ÖZGÜRLÜK VE HAMASET

Namık Kemal, 21 Aralık 1840’da anne tarafından dedesi Koniçeli Abdüllatif Paşa’nın Tekirdağ’daki konağında doğdu. Asıl adı Mehmed Kemal’dir.

(Namık, dönemin şairlerinden Eşref Paşa’nın şiirlerinde kullanması için ona verdiği mahlastır. Mehmed Kemal, bazı şiirlerinde Namık, bazılarında Kemal mahlasını kullanacaktır. Namık Kemal, edebiyatımızda önemli yeri olan Kemal’lerin ilki ve entelektüel anlamda atasıdır. Ki ‘kemal’ büyüklük, erişkinlik, tamlık veya tamamlanmışlık demektir.) Ailesi, Osmanlı Devleti’nin seyfiyye ve kalemiyye (askeri – sivil bürokrasi) sınıflarına mensup ailelerdendir. Babası Mustafa Asım Bey, II. Abdülhamit’in müneccimbaşılığını yapmıştır. Dedeleri arasında sadrazam, kaptan-ı derya, mabeyinci gibi önemli mevkilerde bulunmuş insanlar vardır.

8 yaşındayken annesi Fatma Zehra Hanım’ın ölmesi üzerine, Namık Kemal çocukluğunun geri kalanını ve ilk gençliğini paşa dedesiyle birlikte geçirdi. Dedesiyle geçirdiği yılların onun üzerinde etkisi büyüktür. Görünüşe bakılırsa, Abdüllatif Paşa öksüz torununun iyi yetişmesi için elinden geleni yapmış ve çocuğun çeşitli konularda özel eğitim almasını sağlamıştır. Bu eğitimin dikkat çeken tarafı, şiir ve Farsça ile birlikte tasavvuf öğrenmesinin yanı sıra Kars’tayken binicilik, cirit ve av dersleri de almış olmasıdır. Buna bakarak Namık Kemal’in serbest bir mizacı olduğunu veya serbest yetiştirilmiş bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Bu ‘serbestiyet’in tamamlayıcısı ‘hamaset’tir. Yani sonradan ortaya atacağı ‘hürriyet’ kavramının birbirinden ayrılmaz iki yönü. Ki Namık Kemal’in hürriyet anlayışı Batılı kaynaklarının liberalizmini pek yansıtmaz; bu daha çok kurtarıcı bir hürriyet anlayışıdır ve ‘istiklal ve iktidar’anlamlarını da içerir. Temelini iktisatta değil iman ve gayrette bulur.

Şiirde yeni bir şahsiyet
Kars’ta hocasının teşvikiyle şiire başlayan Namık Kemal, dokuz on yıl süreyle klasik şiir vadisinde şiirler yazdı. Bu şiirlerin özel bir önemi olmadığı tartışmasızdır. Ki sonraki ustalık şiirlerinin bile saf estetik gözle bakıldığında seviyesi çok yüksek değildir. Namık Kemal’i şair yapan şey incelik ve zevk değildir zaten. Akıl ve inançtır; kendine mahsus şiirlerde kullandığı pek çok kelime ve özellikle de terkiplere yükleyebildiği azim ve güçtür. Soyutlamadan değil somutlamadan alınan güç. İlk acemilik zamanlarından sonra Namık Kemal, biraz da devlete mensup bir ailenin çocuğu olması sayesinde, kendisini dönemin seçkin şairleri ile münasebette buldu.

Namık Kemal’in şahsiyetinin oluşmasında asıl büyük etki ise, Şinasi’ye aittir. Şinasi fazla bir eser ortaya koymamış ama yepyeni bir fikir yaratmış, bir tür fikir hürriyetini ve mutlak Batılaşmayı denemiş bir yazardır. Diğer Osmanlılar gibi Şinasi de esasen devletin kurtuluşunu isteyen ve fikirlerinde bunu arayan biriydi; fakat bunu arama yöntemi devletin başına nasihatte veya ikazda bulunmak değil, kütleyi bilinçlendirmek ve kendi fikirlerinin serbest bir tarzda yayılmasını sağlamaktı. Yani gazete çıkarmaktı. Tasvir-i Efkar böyle çıktı. Namık Kemal’in de bu gazeteye katılmasıyla Türkiye ve Türkçe ilk yerli fikir gazetesine kavuşmuş oluyordu.

Şinasi etkisi Namık Kemal’in gözlerini açtı. Bir tür maddi gerçeği görmeye başladı büyük şair. Bu da vatanın elden gitmesine dur demenin tek yolunun katı gerçekçilikten geçtiğiydi. Sadelik, anlaşılırlık, bilgi ve bilgelikle arzu ve inancın bir karışımı olan kasıtlılık veya amaçlılık, yazı ve şiiri amacın aracı gibi görme gibi bölümleri olan bir gerçekçilik. Namık Kemal eğitimi ve şahsiyeti sebebiyle hikmet ve sırra yakın bir şairdir. Tasavvuf, felsefe, tarih gibi disiplinlere içten bir yakınlığı vardır. Şinasi’nin Namık Kemal’in bakışını gökten yere çevirmesi bu anlamda büyük kazanç olmuştur Türk düşüncesi ve edebiyatı adına.

Siyasette yeni bir şahsiyet
Namık Kemal’i şiir meclislerinin yanı sıra, 1865’te kurulan ve Türkiye’de kurulmuş en ilginç siyasi, düşünsel teşkilatlardan biri olan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nde görüyoruz. Yeni Osmanlılar, bir yandan Koçi Bey geleneğini yani devletin başını, Padişahı devletin bekası konusunda ikaz etme geleneğini sürdürdükleri için eski, öte yandan çok daha gayri şahsi bir tarzda yani teşkilatlanmış aydın bürokratlar olarak ortaya çıktıkları için de yepyeni gibi duran bir topluluktur. Namık Kemal’in bu topluluğun en etkili ve parlak üyelerinden biri olması şaşırtıcı değildir. Problemsiz kişiliği, inandığını hemen uygulamaya geçirmede çekincesiz davranışı ve çok özel seçkinliği Namık Kemal’i parlatmaya yetiyordu. Fakat asıl mesele Namık Kemal’in bu işten ne çıkaracağıydı.

Yeni Osmanlılar hareketi veya sözleşmesi dönemin en önemli yöneticileri olan ve haklarında milletçe henüz karar veremediğimiz (gelmiş geçmiş bütün düşünce ve dava adamlarımızın lanetlediği, fakat hiç değilse bir kısım tarihçimizin siyaseten müdafa ettiği) Ali ve Fuat paşaların gadrine uğrayınca, Namık Kemal ve yoldaşı Ziya Bey’e Fransızlar yardımıyla ve Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın maddi ve diplomatik himayesi altında gönüllü olarak Avrupa sürgününe gitmek kaldı. Namık Kemal, düşünce ve tavrını geliştirme bakımından Avrupa sürgününden en iyi yararlanan “Yeni Osmanlı” veya “Jön Türk” kabul edilmelidir.

Hükümet af ilan edince Namık Kemal yurda dönebildi. Otuz yaşındaydı ve azmine gölge düşmemişti. Düşünsel ve edebi açıdan da muazzam olgunlaşmıştı. Ki Namık Kemal’in en önemli dönemi, Avrupa dönüşüyle sürgünde vefat edişi arasında geçen yaklaşık 18 yıldır. Bu 18 yıllık dönemde kendi çıkardığı İbret gazetesindeki siyasi ve edebi makale ve fıkraları, düşüncelerini popülerleştirmede bir numaralı etkiyi gerçekleştiren ve daha tiyatroda oynanırken tutuklanıp sürgün edilmesine sebep olan Vatan Yahut Silistre piyesi, genel olarak özel önem verdiği ve milletin ahlakça yetiştirilmesine yarayacağına inandığı tiyatro oyunları, romanları ve modern Türk şiirinin ilk etkili fakat ham örnekleri kabul edilen ve hayalden çok gerçeğe, zevkten çok fikre, üsluptan çok amaca yaslanan hürriyet ve vatan temalı şiirler ile özellikle sürgün yıllarında tarih eserleri ve kendisine büyük ilgi duyan genç yazarlara hitap eden mektuplar kaleme aldı.

Etkisi çok geniş kesimlere yayıldı, şöhreti arttıkça arttı, uğrunda hayatını verdiği vatan, millet ve hürriyet kavramları içerikleri çok fazla belirlenemese de sayısız insanın, bilhassa gençlerin amentüsü haline geldi; bu yüzden de devlet ricali gözünde tehlikeli birine dönüştü ve sürgünden sürgüne dolaştırıldıktan sonra 1888 yılının Aralık ayının ikinci günü vefat etti.