NEDENSİZLİĞİN UÇ NOKTALARI

Céline devlet düzeyindeki anlamsızlığı fert düzeyinde anlatmak için nedensizliğe başvurur.

Gecenin Sonuna Yolculuk (2002, Yapı Kredi Yayınları) bir savaş sonrası romanı. Her ne kadar romandan bunun hangi savaş olduğunu anlamasak da, Louis-Ferdinand Céline’in hayatından I. Dünya Savaşı olduğunu biliyoruz. İşin ilginç tarafı roman kahramanının ismi de Ferdinand’dır. Dolayısıyla roman boyunca konuşan Ferdinand’ın, yazarın kendisi olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz. Fakat bu, kitabın bir otobiyografi olduğunu düşündürmemeli. Karşımızda bütünüyle bir roman durmaktadır. Céline her ne kadar kendi hayatından yola çıkmışsa da orada kalmayarak ortaya sanat eseri, yani roman çıkarmıştır.

Ferdinand’da savaşın acımasızlığını okuyoruz. 555 sayfa boyunca bir dünya savaşının şahıslarda ne gibi tahribatlara yol açtığını Céline bütün ayrıntılarıyla verebiliyor. Bunu ‘şu bina veya bu şehir o şekilde yıkıldı, yakıldı, şu kadar milyon insan öldürüldü’ şeklinde anlatmıyor Céline. İnsan psikolojisindeki en temel noktaya iniyor. O da, inançtır. Savaş insanlarda her şeyden önce inancı öldürmüştür. Ferdinand insanların değer verdiği, hayatın anlamı olarak gördüğü her şeye saldırmaktadır. Çok öfkelidir, yaşadığı acılardan dolayı bütün insanları ve dünyayı affedememektedir. Ona göre insan, toplum ve devletlerin birbirleriyle savaşmaları anlamsızdır. Onun öfkesi de zaten bu anlamsızlıktan kaynaklanmaktadır.

Céline devlet düzeyindeki anlamsızlığı fert düzeyinde anlatmak için nedensizliğe başvurur. Yani Ferdinand romanın başında savaşın yersizliğini tartışmaktadır bir arkadaşıyla. Tartışmanın ertesi gününde ise orduya katılır. Yaşı gayet küçük olduğu halde hemen savaş meydanına gönderilir. Onlarca çatışma görür, biraz önce esip gürleyen komutanların nasıl bombayla paramparça olduğunu görür. Askeri disipline sokmak için, yüksek rütbelere sahip kişilerin umarsızca genç insanları tehlikeye attığını fark eder. Öyle olunca onun ülke, vatan, yurttaşlık, kardeşlik, inanç gibi konularda daha önce sahip olduğu bütün değerler yıkılır.

Ferdinand Afrika ve Amerika’ya gider. Oralarda değişik işlerde çalışır. Fakat neden gittiğini romandan öğrenemeyiz, çünkü bunların da bir nedeni yoktur. Bir arayış, ondan da öncesi bir kaçış içindedir sürekli. Bu yüzden onun Afrika’ya gidip, Fransız sömürüsü bir ülkede zengin olmaya çalışmasıyla Amerika’ya kürekçi olarak gitmesi arasında bir fark yoktur. Sonrasında ise Fransa’ya döner ve orduya katılmak için yarım bıraktığı tıp fakültesini bitirir. Fakat tüm bu olumlu gelişmelere rağmen hiç mi hiç mutlu olmaz. Çünkü savaşın yol açtığı değer kaybı, anlamsızlık ve nedensizlik öyle birkaç yıl yaşamakla veya hayatında meydana gelen birkaç iyi olayla geçecek gibi değildir. Savaşın insan psikolojisindeki tahribatı kalıcıdır. Bunu sadece Ferdinand’da değil, onun silah arkadaşı Robinson’da da görebiliriz. Robinson da hayatı boyunca nedenini bilmediği bir kaçış psikolojiyle yaşamıştır. Onu çok seven, hasta günlerinde yalnız bırakmayan nişanlısı Madelon’dan sebepsiz yere kaçar.

Daha çok örnek verebiliriz. En iyisi bunları okuyucunun Gecenin Sonuna Yolculuk’ta kendisinin bulmasıdır. Roman dünya edebiyatını birkaç kez sallamayı başarmıştır. Her okuyucusunda da aynı sarsıntıyı halen gerçekleştirebilmektedir.

Yazarın Kitaplığı
– Acile Tek Giden, Zeynep Tuğçe Karadağ, Profil Yayınları
– Yaratıcı Tekâmül, Henri Bergson, Dergâh Yayınları
– Manzaradan Parçalar, Orhan Pamuk, İletişim Yayınları
– Mekân Hikâyeleri, Duran Boz-Köksal Alver, İz Yayınları