O KANATLARDAN SÜZÜLEN/TELLİ TURNAM GÖKYÜZÜNÜN GÜLÜDÜR

O KANATLARDAN SÜZÜLEN/TELLİ TURNAM GÖKYÜZÜNÜN GÜLÜDÜR

İnsan göğe bakar. İnsan en çok uzaklarda, haber alamadığı yakınları, sevdikleri olduğu zaman göğe bakar. Göğe bakmak, göğe bakarak içlenmek, acının insana bağışladığı bir nefeslenme yoludur. Göğe bakarsınız ve ah edersiniz. Göğe bakarsınız ve ‘göklerden gelen bir haber’ beklersiniz.

Gökyüzünde göçmen kuşlar vardır. Turnalar geçer. Nereden nereye geçer bilinmez. Nereye konar, nereden nereye göçer bilinmez. Turnaların ‘mesken’, ‘il’ olarak konup göçtüğü yerlerden birinde yârimizin olma/kalma ümidi vardır. Elimiz kolumuz bağlıdır çünkü. Kanadımız olsa kendi işimizi kendimiz görür, kendi mektubumuzu kendimiz ulaştırırız. Ondan, bir mektup yazar, turnalara verir, yârimize ulaştırmasını isteriz. Bu fotoğraf içimizde netleşir.

Fotoğrafı netleştirdikten, bu güzel alışverişi tamamladıktan sonra ki, turna bize ümit vermiştir, biz turnaya yâre selam içeren gönlümüzün mendiline çıkınladığımız nameyi vermişizdir; o zaman turna gözümüzde uçan bir güle dönüşür: “Telli turnam gökyüzünün gülüdür…” Sonrasında yârimizin Bağdat’ta kaldığını da ifşa ederiz. Bağdat, bir kent olarak Bağdat değildir sadece, o uzak, o varamadığımız ve yâri ‘mesken tutmaya’ layık gördüğümüz yerdir, ildir.

Yârimiz bilmediğimiz uzak bir yerde kalmıştır. Turnalardan medet umarız. Turna donuna bürünmüş ermişlerden… Yârimizi bizden, halimizden, gönlümüzden, onu ne kadar özlediğimizden, beklediğimizden, sevdiğimizden bahseden, ona ayan olacak halimizi içeren mektubumuzu turnaya teslim ederiz.

Gözyaşımızdan, gözyaşını sildiğimiz mendilimizin, yazmamızın yeninin çürüdüğünü de… Allah’ım sadece bu dize bile çektiğimiz acının derinliğinin de değil sadece, acı çekme bilgimizin derinliğinin ne kadar ölçülemez olduğunu izhar etmeye yeter.

Ola ki turna karlı dünyanın hallerinden dolayı dağları aşamazsa, ona verdiğimiz, halimiz, sırrımızı içeren name başka ellere düşmesin, dönüp tekrar gelsinler, ‘derdimi yalnızca ben çekerim’ dercesine; ya da, ‘benim bu size yüklediğim yük ağır gelir de taşıyamazsanız’ dercesine; ya da ‘ey yârim, benim turnam sensin, niye konmuyorsun, niye gelmiyorsun?’ dercesine: “Aşamazsan telli turnam dön geri…”

Türkü şöyle:

“Gökyüzünde bölük bölük turnalar
Nerededir meskeniniz eliniz
Bir name yazayım yâre götürün
Dost eline uğrar m’ola yolunuz

Telli turnam gökyüzünün gülüdür
Esip konducağın Bağdat elidir
Gözüm yaşı mahramalar çürütür
Aşamazsın telli turnam dön geri”

Aşık Musa Aslan’dan 1946 yılında Rahmetli Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş… Amasya yöresinden, Merzifon’dan…

Peki, bu türküyü kimden dinlemeli?
Türküyü Cengiz Özkan’dan da dinleyebilirsiniz dinlemesine de ben Aysun Gültekin’den dinlerken, içimde turna kanadından bıçaklar çalışıyor, yaşanmışlığın o buğulu ve büyülü ırmağına karışmaktan kendimi alamıyorum. Yahut kalbimin vadisini heybetli bir keder anıtı dikmekten…