OLMAK İSTEDİĞİ KADINI RESMEDİYOR: ZERRİN TEKİNDOR

Çoğunluk onu oyunculuğu ile tanıyor ama Zerrin Tekindor aynı zamanda ressam kişiliği ile büyük başarılara imza atıyor. Kendini bildi bileli resim yaptığını söyleyen başarılı oyuncu aslında liseden sonra resim okumak istemiş ama annesi çok sıcak yaklaşmamış bu duruma. Sanata gönlünü ve aklını kaptıran her kişi gibi Zerrin Tekindor’un yolu sonunda resim ile profesyonel olarak da buluşmuş. İstanbul’da resimlerini Galeri Selvin’de sergileyen Zerrin Tekindor yurt dışında da ülkemizi temsil ediyor. Almanya’da Art Stuttgart’ta, Amerika’da Aqua Art Miami fuarına katılan Tekindor, Aqua Art Miami’ye katılan tek Türk sanatçı olarak da ülkemizi gururlandırdı. Uzun yıllar sonra üniversiteye dönerek Bilkent Üniversitesi’nde resim bölümünü bitiren sanatçı, Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam gibi ünlü ressamların atölyelerinde çalışmış. Arnavutköy’deki Galeri Selvin’de bir araya geldiğimiz Zerrin Tekindor’a merak ettiklerimizi sorma fırsatı yakaladık.

Resim yapmaya ilk ne zaman başladınız?
Hiç hatırlamıyorum. İlk anılarım hep resimle ilgili.

Uzun yıllar sonra üniversiteye giderek resim alanında eğitim aldınız, ikinci öğrencilik yıllarınız nasıl geçti?
Çok güzel zamanlardı. Çok eğlenceli, çok konforlu bir ortam vardıBilkent Üniversitesi’nde. Çalışma alanlarımız çok genişti ve her istediğimiz malzemeye rahatlıkla ulaşabiliyorduk. Yeniden öğrenci olmak çok hoştu, öğrenci işlerinde sekreterden fırça yemek bile hoşuma gidiyordu.

Çalışkan bir öğrenci miydiniz?
Kendi kendime resim yapmakla okulda resim yapmak arasında çok fark vardı. Çünkü resmi kendi kendime yaptığımda hep sevdiğim, yapabildiğim kadarını yapıyordum. Çizimlerimin daha iyi olmasını istiyordum fakat bunu nasıl yapacağımı bilemiyordum. Okulda atölyede uzun saatler geçirmek çok zevkliydi. Çok çalışırdım, evet.

Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam atölyelerinde çalıştınız, neler kattı size çalıştığınız atölyeler?
Ben Halil Akdeniz atölyesindeydim. Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam konuk eğitmen olarak gelmişlerdi. Hepsinin atölyesinde bulundum. İnanılmaz değerli hocalardır hepsi. Çok şey öğrendim onlardan.

Bir sanatçı olarak ikinci bir alanda kariyer yapmak size neler hissettiriyor?
Hayatımda hep resim ve tiyatro birlikte gittiği için zaten böyle olması gerektiğini düşünüyorum kendim için. Benim normalim bu. İkisini birbirinden hiç ayırmadım.

Resimde ilham kaynaklarınız neler? Resimlerinizde gördüğümüz o iri gözlü dalgalı saçlı kadın siz misiniz?
Tiyatro sanatı müthiş bir ilham kaynağıdır. Malzemesi bitmez. Çizdiğim kadınlara da olmak istediğim kadın diyelim…

Resim yaparken nasıl bir atmosfere ihtiyaç duyuyorsunuz? Resim yapma ritüelleriniz var mı?
En önemli şey eksik malzememin olmaması… Mekânın geniş olması ve müzik…

Türkiye’den ve dünyadan beğendiğiniz ressamlar kimler? Çağdaşlarınızdan da isim verebilir misiniz?
En sevdiğim ressam Van Gogh. Modigliani, Matisse, Chagall, Edward Hopper, Henri Le Sidaner’ı da çok severim. Çağdaş ressamlardan John Currin, LitaCabellut, Mehmet Güleryüz, RanOrtner, Ray Caesar, AronWiesenfeld hemen düşününce aklıma gelenler.

Resim alanında yurt dışındaki gelişmeleri takip ediyor musunuz?
Ediyorum tabii. Hem sanat fuarlarını hem de galerileri ve müzeleri takip ederim, hiç kaçırmam.

Resim yapmak hayatınıza neler kattı?
Benim böyle biri olmamın sebebidir resim. Resme başladığım bir tarih olmadığı için bunun cevabını verebilmem çok zor.

Siz de resim alıyor musunuz?
Tabii alıyorum. Eserlerini almak istediğim ressamlar var. Bazılarına ulaşabiliyorum, bazılarına ulaşamadım henüz. Umarım bir gün olur.

Resim ve oyunculuk için bir iki kelime söyleseniz neler söylersiniz?
Hayatıma anlam katan iki sanat dalının da içinde olmam kendimi çok şanslı hissettiriyor.

Çok yakında Aqua Art Miami’ye katıldınız neler söylersiniz?
Çok heyecanlandım. Uluslararası platformda resimlerimin sergileniyor olması harika bir duygu. Orada birçok ülkenin çağdaş resim sanatçılarının işlerini görmek mümkün…

Matmazel’den sonra sana sürekli asil ve zarif kadın rolleri önerildiğini konuşmuştuk.  ‘Kara Sevda’da oynadığınız Leyla da öyle bir rol değil mi?
Leyla da evet haza hanımefendi. Ama Matmazel gibi değil, o daha kuralları olan, ser verip sır vermeyen biriydi. Hatta ben,‘hiç mi bir espri yapmaz?’ derdim ama aslında onların çizdiği hatlar doğruydu, yoksa ben onu hemen Zerrin’e çevirebilirdim. Çünkü bende öyle işleri matrağa vuran bir taraf vardır. Memnun olduğum da bir taraftır ayrıca ama oyunculukta asılolan rolü kendine benzetmek değil, o role gitmektir bana göre. Yoksa,‘ben doğallığı seviyorum’ diyerek her rolü kendine benzetmek gibi bir yanılgıya düşülebilir. Tabii kendine benzeyen haller yakaladığın zaman, daha çok seviyorsun karakteri. Mesela beni Leyla’da en çok etkileyen şey, geçmişe bakmaması oldu.

Yıllar geçtikçe daha da güzelleşiyorsunuz, sırrınız nedir?
‘Kara Sevda’dan sonra sosyal medyada demişler ki, ‘Zerrin Tekindor’un yüzü bir değişik geldi, ne yaptırmış?’Hâlbuki ben yüze bir işlemi doğru bulmuyorum. 51 yaşındayım ve bunun doğal seyrinde gitmesinden yanayım. Buna hakikaten canım sıkıldı. Bir şey yapmıyorum, sadece temiz olsun yüz, gece makyajla, günün bütün yükünü çekmiş suratla yatılmasın, bir tek ona inanıyorum.

Oğlunuz Hira’nın yönettiği ‘Köprüden Görünüş’ün sahne tasarımını yaptınız. Nasıl gelişti süreç?
Hira,‘anne ben dekoru senden istiyorum’ dediğinde,‘daha neler?’ dedim haliyle, daha önce yapmamıştım çünkü. Bir de çok fazla sahne değişimi var oyunda. Ama,‘ben bir duvar istiyorum senden’ dedi. Üzerinde görüntüler, siluetler, orada yaşamış insanların izleri kalmış gibi duran bir duvar yaptım. Hani bir eve yerleşirsin,o duvarlarda hayatlar geçmiş ama biz bilmeyiz. Üstüne bir badana yapılır, yeni bir hayat başlar. Seçkin Selvi geldi oyuna kendisi hoca, çevirmen, eleştirmen yani çok değerli bir tiyatro kadınıdır, yazısında tam da yapmak istediğim şeyden bahsediyor. Onu fark ettiği için çok mutlu oldum.