Ölmeyen Duygular

Ölmeyen Duygular

Murakami, realist anlatımdan çıkmıyor. yaban koyunu gibi fantastik bir unsuru işlerken bile gerçeklerden kopmamaya, sahne ve atmosferini somut imgelerle kurmaya dikkat ediyor.

Okuyucu diğer Murakami romanlarını bitirdikten sonra cevaplanmamış sorulardan dolayı hissettiği boşluk duygusunu Yaban Koyununun İzinde’de (Doğan Kitap, 9. baskı, 2016) hisseder. Mesela Fare ismindeki esrarengiz karakterin, esrarengizliklerinin romanın sonunda da açıklanmaması, belirsiz kalması, okuyucuda boşlukta kalma, sürüklenme duygusunu uyandırmaktadır. Bu hal, romanın sonuna kadar devam eder. Aynen roman kahramanının kendini, iradesi dışında gelişen olaylar içinde bulması gibi. Belki de Murakami’nin yüzlerce sayfayı bulan anlatımla ulaşmaya çalıştığı sonuç: Bu boşluk halini; nedensizlik, belirsizlik, iradesizlik durumunu hissettirmektir.

Romanda yirmili yaşlardaki bir gencin, iradesi dışında sürüklendiği olaylar anlatılmaktadır. Olayların içine sürüklenen, ondan çıkmak istediği halde bir türlü çıkamayan genç anlatıcı, romanın sadece bir yönüdür. Asıl olay, “yaban koyunu”dur. Yaban koyunundan yazarın ne kastettiği net olarak anlaşılmıyor. Yazar konuyla ilgili ipucu vermekle yetiniyor sadece. Artık mafyalaşmış, resmi kurumları bile tahakkümü altına almış bir iş adamının içine giren, sonrasında ise çıkıp giden yaban koyunu, zamanında tarih sahnesinde de kendini göstermiş. Mesela Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın da içine girdiği, bir süre onun bedeninde yaşadığı söyleniyor romanda. Bunlardan yola çıkarak yaban koyunuyla ilgili dünya hakimiyeti isteğinin sembolüdür diye düşünüyoruz. Bu isteği zaman zaman bazı insanlar duyabilir. İsteğin, duyduğu insana güç ve cesaret verdiği de düşünülebilir. Cengiz Han örneğinde görüldüğü gibi bazıları için faciayla bazıları içinse, büyük bir gelişme, atılım ve fırsatla sonuçlanan olayların tetikleyicisi olduğu da söylenebilir. Fakat yaban koyunu, hiç kimsenin içinde, o kişi ölene kadar durmaz. Dünyayı fethetmek duygusu da aynı şekildedir diye düşünebiliriz. Bazı insanların özellikle gençlik çağlarında bu gibi isteklere kapıldığını, sonrasındaysa bundan kurtulduğunu; kurtulamadığında ise, başarısızlıkla sonuçlanan, bir sürü çılgınca işler yaptığını görebiliriz.

Murakami, realist anlatımdan çıkmıyor. Yaban koyunu gibi fantastik bir unsuru işlerken bile gerçeklerden kopmamaya, sahne ve atmosferini somut imgelerle kurmaya dikkat ediyor. Bu, okuyucusunu romanın içine kolayca çekmesinin yollarından biri. Diğeriyse, olağanüstü, günlük hayatta karşılaşılmayacak, okuyucunun merakını kışkırtan olayların anlatılmasıdır. Kulaklarını gösterdiğinde bambaşka bir güzelliğe kavuşan, yaptığı tahminleri mutlaka tutturan kadın gibi. “Koyun Profesörü” de ayrı bir hikâye. Murakami, gerçekçi yöntemlerle kurduğu gizemli hikâyeler anlatarak okuyucusunu merakta bırakır. Sürükleyiciliğinin başka bir nedeniyse; Murakami’nin hemen her romanında kullandığı yolculuk konu ve yöntemidir.

Dünya hâkimiyeti veya iktidar duygusu netameli bir konu. Tarihte birçok felakete yol açtığı da kolayca tespit edilebilir. Murakami, böyle bir konuyu işlese bile okuyucusuna ders vermekten uzak durur. Belki de çok okunmasının ve sevilmesinin nedeni; ders vermekten uzak durması, dolayısıyla okuyucusuna güvenmesidir.

Yazarın Kitaplığı

– Elele Okuyalım, Turgut Uyar, Yapı Kredi Yayınları

– İçkanama, Hüseyin Su, Şule Yayınları

– Devlet Ana, Kemal Tahir, İthaki Yayınları

– Gazaba Uğramış Şiirler ve Diğerleri, Nizar Kabbani, İz Yayıncılık