ORTA DOĞU’NUN PARLAYAN YILDIZI: BEYRUT

Savaşı geride bırakmak kolay değil. Lübnan’ın başkenti Beyrut, küllerinden yeniden doğmuş ender kentlerden. İç savaştan önce ‘’Orta Doğu’nun Paris’i’’ olarak anılan Beyrut, bugün hala bu şöhretin peşinde. Birçokları için, yıllar süren savaş ve yıkımla özdeşleşiyor. Haksız bir kanı değil; taranmış, bombalanmış, gövdesi delik deşik binalar, kurşunlanmış kepenkler, yamanmış havan topu delikleri… Ancak Lübnanlılar, bu izlenimi silmeye kararlı. Günümüz Beyrut’u birçoklarının önyargılarını boşa çıkartıyor. Savaş sırasında yerle bir olan Downtown, nam-ı diğer şehir merkezi, bunun bir kanıtı. Burası, yepyeni binalarıyla, yeniden kentin politik, kültürel ve ticari merkezi olma yolunda iddialı. Tasarım dükkanları, gurme restoranları ve canlı gece hayatı ile, alabildiğine kozmopolit, şık, ambiyans sahibi, dinamik bir kent. Bir taraftan yaralarını sararken bir taraftan da Doğu-Batı sentezi ruhundan ödün vermiyor. Birçok kültürün ve dinin bir arada harmanlandığı beş bin yılı aşkın bir geçmişe sahip Beyrut, inatla geleceğe bakıyor.

Sabah “Corniche” zamanı
Beyrut’la ilk tanışma için, sabah erkenden, Corniche’i arşınlamaya başlayın. Bu kozmopolit kenti, tüm çeşitliliğiyle en iyi burada hissedeceksiniz. Kentin gündelik kültürüne yansımış, olmazsa olmaz aktivitesi, Akdeniz kıyı şeridi Corniche’te (Korniş) yürüyüştür. İzmir’e damgasını vurmuş Kodonboyu ne ise Beyrut’taki Corniche de Lübnan için odur. Fransız mandası altında bulunduğu yıllarda inşa edilen 4,8 kilometrelik bu gezinti yolu, sadece spor yapan, yürüyen, patenle, bisikletle dolaşan ve olta balıkçılığı tutkunlarından oluşan insan mozaiğiyle değil aynı zamanda doğa manzaralarıyla da etkileyicidir. Gerek Akdeniz’in dalgaları gerekse Lübnan Dağı’nın zirveleri, burayı kentin en ferah alanlarından biri yapmıştır. Hiçbir şey yapmasanız da, Akdeniz manzarasına bir kahveyle eşlik edin ve keyfini çıkarın. Buraya akşamüstü tekrar uğramak için kaydadeğer bir nedeniniz daha var. Ancak bunun için günbatımını beklemeli.

Mahallelerin ruhu
Beyrut’un mahallelerinde gezinmek başlı başına bir keşiftir. Hamra Caddesi, kentin en önemli alışveriş noktalarından. Burada modanın takipçisi dükkanların yanısıra restoranlar, kafe ve oteller de bulunuyor. Gece hayatı da oldukça hareketli. Hamra ile yetinmeyin, Rue Abdel Al Ras Caddesi ve Bliss Caddesi’nde de yürüyün. Sakin, gölgeli, bol ağaçlı bahçeleri ve Akdeniz manzarasıyla AUB olarak bilinen bu bölgedeki Beyrut Amerikan Üniversitesi, Orta Doğu’nun en saygın, prestijli ve pahalı üniversitelerinden. 1866’da kurulan, denize sıfır bir kampüse yayılan üniversite, kentte adeta bir vaha gibi. 1868’de kampüste açılan Arkeoloji Müzesi ve kütüphane de ziyarete açık. Taş Devri’nden İslami döneme oldukça kapsamlı bir koleksiyona sahip olan müze, Orta Doğu’nun en eski arkeoloji müzelerinden. Kentin kaçırılmaması gereken müzelerinden biri de, Beyrut Ulusal Müzesi. İç savaş sırasında Doğu ve Batı Beyrut’u ayıran Yeşil Hat üzerinde yer alan müze, savaşta ciddi oranda zarar görmüş olmasına rağmen, 1999 yılında yeniden açıldı. Lübnan tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan müzede, iç savaş sırasında küratörlerin koleksiyonu nasıl kurtardığı ve müzeyi eski görkemine nasıl kavuşturduğunu anlatan belgesel de görmeye değer. Eski mimarinin korunduğu Avrupa kentlerini andıran Saifi, Beyrut’un en eski mahallelerinden Hıristiyan bölgesi “Achrafieh” (Aşrafiye), kentin eğlence bölgesi fiyakalı “Gemmayzeh”, bar ve kafelerin yoğun olduğu “Mar Mikhael”, geleneksel el işi dükkanların olduğu “küçük Ermenistan” “Bourj Hammoud”, Beyrut mahallelerinin kültürel zenginliğini anlayabilmek için önemli destinasyonlar. Osmanlı dönemi binası Büyük Saray da şehir merkezinde.

Kentin kalbi
Beyrut mimarisinde Osmanlı, Yunan, İtalyan, Fransız, Memlük ve Lübnan izleri var. Osmanlı ve Fransız dönemi mimarinin öne çıktığı, ‘’Downtown’’ olarak adlandırılan şehir merkezi, iç savaş sırasında yerle bir olmuş ancak dünyanın en büyük imar projelerinden biri ile yeniden ayaklandırılmış. Bu bölgenin kalbini, Place d’Etoile (Nejmeh Meydanı) ve onu çevreleyen sokaklar oluşturuyor. Nejmeh, Arapça’da yıldız demek. Meydanın yukarıdan görünüşü de yıldız şeklinde. Lübnan Parlementosu, Beyrut Belediyesi, iki katedral, kafe ve restoranlar burada. Art Deco mimarisi ve I. Dünya Savaşı’nda inşa edilmiş, iç savaştan hasar görmeden kurtulan Saat Kulesi ile meydan kentin ikonu olarak kabul ediliyor. Görmeye değer bir başka yer de Şehitler Meydanı. Bu meydandan geriye sadece bugün büyük bir mağaza olan sinema-opera binası ile bronz Şehitler Heykeli kalmış.

Savaştan dirilişe
Şehitler Meydanı yakınında, kentin bir başka sembolü Mohammad-Al Amin Camii var. Kehribar renkli, mavi kubbeli bu etkileyici cami, 2008 yılında açılmış ve 65 metre yüksekliğinde dört minaresiyle, bu projede etkili olmuş suikast sonucu hayatını kaybeden Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri’nin bugün gömüldüğü yer. Ana ibadet bölümü 3700 kişi kapasiteye sahip. 1975’te başlayan iç savaş sırasında Lübnanlı mimar Joseph Philippe Karam’ın (1923-1976) bir dizi modern bina olarak tasarladığı “Beyrut Şehir Merkezi” projesinde sadece bir kule inşa edilmişti. 1975- 2006 yılları arasında bu kompleks neredeyse tamamıyla yerle bir oldu. Geriye kalan ise, halk arasında “Yumurta” (The Egg) ya da “Kubbe” (The Dome) olarak bilinen kültürel merkez ve ofis alanları idi. Kentin dirilişinin sembollerinden biri olan Mohammad Al-Amin Camii’nin gölgesinde kalsa da, bir beton yığını gibi görünen The Egg, aslında Beyrutlular tarafından sevilen ve kurtarılabilmesi için kampanyalara konu olan bir yapı.

Orta Doğu’nun yeraltı harikası
Beyrut kentinin gündüz ya da gece canlılığı su götürmez. Ancak kent civarında da gezilecek doğa harikalarını atlamamakta yarar var. 1836’da keşfedilip 1969’da turizme açılan Jeita Grotto olarak bilinen mağaralar, Orta Doğu’nun en etkileyici doğal oluşumlarından. Beyrut’a 18 km mesafede, deniz seviyesinden yaklaşık 300 metre yükseklikteki bu mağaralar sistemi, yağmur ve yeraltı sularının karstik kireçtaşını milyonlarca yıl boyunca aşındırmasıyla oluşmuş. Dağlara doğru 9 km uzanan mağara sistemi, birbiriyle bağlantısı olan, altlı üstlü, iki kattan oluşuyor. Tünelleri, yürüyüş yolları, billur sarkıt ve dikitleriyle muhteşem bir manzara sunan üst mağaraya teleferikle ulaşılıyor. Alt kısmı, aslında prehistorik dönemlerden beri kullanılıyormuş. Bir milyondan fazla Lübnanlı’ya içilebilir su sağlayan kanalları, botlarla gezilebilen bu kısım, su yükseldiğinde ziyarete kapanıyor. İç savaşta cephane bu mağaralarda depolanmış.

Kente veda
Beyrut’un panoramik manzarası için, kente 20 km mesafedeki  Harissa Tepesi’ne çıkın. Teleferik sizi, kentin sırtını yasladığı yüksek tepelerden birine ulaştırır. Buraya çıkanlar kilisede dua eder ya da kuleyi andıran Meryem Ana Heykeli’nin bulunduğu ön bahçeden kenti seyrederler. Heykelin üst kısmına çıkmak için merdivenleri tırmanmak gerekiyor. Heykelin hemen karşı çaprazında da görkemli Maruni Kilisesi var. Burası Beyrut’a son bir kez bakmak için doğru bir veda noktası olacaktır. Bir başka veda noktası ise yine Corniche üzerindeki Raouché semtidir. Sahilin açıklarındaki, yüzeye çıkmış kalker kireçtaşı  Güvercin Kayaları, kentin önemli simgelerinden olmalarının yanısıra dünyaca ünlü kartpostallarına konu olmuştur. Günbatımında burada olun ve gece ışıklarını da bekleyin. Bir de fonda Lübnan’ın efsanevi  divası Fairuz’un sesi varsa, bu kente veda etmekte zorluk çekebilirsiniz.

KAÇIRMAYIN
Beyrut’a 40 km mesafedeki antik liman kenti Byblos ile UNESCO koruması altındaki, 86 km uzaklıktaki Baalbek harabeleri görmeye değer.

AĞIZ TADI
Humus, tabule ve Lübnan mutfağının ünlü salatası fettuşu denemeden dönmeyin.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Orta Doğu’nun en büyük kayak merkezi Beyrut’a 50 km mesafede Mzaar Kfardebian Sıradağları’nda.