Ortaçağ’ın Görkemli Sahnesi: Prag

Ortaçağ’ın Görkemli Sahnesi: Prag

Avrupa’nın en iyi korunmuş şehirlerinden… Zarif köprülerle romantik bir ruha bürünen bir nehir kıyısı… Ortaçağ kiliselerinin gökyüzüne uzanan kuleleriyle eşsiz bir siluet… Vltava Nehri boyunca uzanan, Orta Avrupa’nın en cazip kentlerinden biri olan Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag ile ortaçağa adım atmak için fazla çaba sarf etmek gerekmiyor.

Biraz masalsı bir mimari, dolambaçlı kaldırım taşı döşeli sokaklar, kulaklarınızın pasını silecek unutulmaz bir klasik müzik ve hakkını veren geleneksel bir mutfak. Böylesine etkileyici olmasını biraz da II. Dünya Savaşı’nda fazla zarar görmemiş olmasına borçlu. Bugün Roma, Paris ve Londra’yla rekabet edebilecek seviyede olduğunu sokaklarındaki ziyaretçi kalabalığına bakarak anlamak zor değil. Yine de turist izdihamı bile, 14. yüzyıldan kalma taş köprünün, tepeden hükmeden kalenin ve romantik nehirin harmonisinden hiçbir şey alıp götüremiyor.

Serseri gezginlere layık

Sadece gezip görmekten de ibaret değil kent. Prag’ın sanat galerileri Louvre’un cazibesine sahip olmayabilir ancak Bohemya sanatıyla tanışmak ve takdir etmek için burası biçilmiş kaftan. Kentin kamusal alanlarından galerilerine, mimarideki gotik dokunuştan barok ruha, art nouveau da kübist stiller de bu kentte elele yer alıyor. Prag’ın en büyük keyiflerinden biri keşif için potansiyele sahip olmasıdır. Arnavut kaldırımı dar sokakları ve gizli avluları serseri gibi dolaşmayı tercih eden gezgin için bir cennettir. Kent, sizi daima biraz daha fazlasını keşfetmeye davet eder. Eski Şehir Meydanı’ndan sadece birkaç blok ötede, karşınıza antik şapeller, sürpriz bahçeler, turistlerin henüz keşfetmediği şirin kafeler ve eski tarzda barlar çıkabilir. Batan güneşle parlayan kilise kubbelerinden pencerelerden süzülen klasik müzik namelerine kadar, kent gerçekliğini sorgulatan sanatsal bir sahnedir.

Tarihin kalbi

Önceden anlaşalım; kalabalık diye şikayet etmek yok! Bu önerimiz, ortaçağda önemli bir ticari pazar alanı olan kentin kalbi ve en eski meydanı Stare Mesto için. Nasıl ilgi çekmesin; Avrupa’nın en ünlü meydanlarından biri ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Tarihsel açıdan önemi, meydandaki yapılar, güzel sokaklar, barok evler, müzisyenler ve soluklanmaya imkan sağlayan mekanlar buraya kitleleri çekiyor. Bir uyarı daha, boynunuz tutulabilir; dini reformist Jan Hus’a adanmış Jan Hus Anıtı, akşamları aydınlatılan kuleleriyle büyüleyen Týn Kilisesi, Aziz Nikolas Kilisesi ve Eski Belediye Sarayı burada. Belediye Sarayı üzerinde bulunan, kentin sembolü Astronomik Saat Kulesi’nin (Orloj) en tepesinden Prag manzarasına doyum olmuyor. 1410 tarihli, dünya üzerinde halen çalışmakta olan bu en eski saatin saat başı tekrarlayan birer dakikalık gösterisinden dolayı tüm kafalar yukarıya çevrilir. Meydan sadece eğlenceden ibaret değil, burada taç giyme töreni ve idam gibi önemli tarihsel olaylara ve trajedilere de şahit olunmuş. 1422’deki olayda, Prag halkının lideri olarak bilinen Jan Želivský ve İmparator Matthias’a karşı gelen 27 lider idam edilir. Eski Belediye Binası’nın tabanına yerleştirilmiş 27 beyaz haç, 1621’de Avusturyalı Habsburglar tarafından 27 Bohemya asilinin öldürüldüğü noktaya işaret ediyor.

Kentin imzası

Prag imzasını atabilse bu kuşkusuz ki Karl Köprüsü (Karluv Most) olurdu. Eski Şehir ile Prag Kalesi’ni birbirine bağlayan ve 1357 yılında Kral Charles tarafından yaptırılan köprünün ayağından, eski kent tarafındaki manzara gerçekten de nefes kesici; kuleler, kubbeler, Aziz Vitus Katedrali’nin yükselen kuleleri… Bu çarpıcı manzaranın perspektifi köprüde yürüdükçe değişiyor. Bir dizi barok tarzdaki aziz heykeli de köprünün gotik taşlarını süsleyerek bu manzaraya katkı sunuyor. Pek çok sanat tarihçisi için en değerli heykel, 12. yüzyıla ait Mathias Braun’un Aziz Luitgarde heykeli. Bu heykel, İsa’nın yaralarını öpen kör azize ait. Bununla birlikte, en ilgi çekici grup ise solda sondan ikinci, Ferdinand Maxmilian Brokoff’un 1714 tarihli eseri.

Her adımda estetik                                                                                                                             

Geceleri köprünün havası bambaşka; Aziz Vitus Katedrali yeşil, Prag Kalesi sarı ve Aziz Nikolas Kilisesi ise pembe rengiyle aydınlatılıyor. Yapılar, heykellerin ve gotik kulelerin siluetleri arasından görülüyor. Köprüyü ziyaret etmek için en iyi zaman gece. Her ne kadar kalabalıklar hiçbir zaman tamamıyla dağılmasa da, atmosfer farklı. İster müzisyenleri dinleyin ister fonda Prag Kalesi’yle bir portrenizi çizdirin, burası seyahatinizin olmazsa olmazları arasında yer alacaktır. 9. yüzyıla ait kale, dünyanın en büyük kaleleri arasında yer almasının yanı sıra Guinness Rekorlar Kitabı’nda dünyanın en büyük antik kalesi olarak da anılıyor. 10. yüzyıldan 1929’a, oldukça uzun bir zaman zarfında tamamlanan Aziz Vitus Katedrali ise Orta Avrupa’nın en zengin süslemelere sahip katedrallerinden biri. Çekya için dini ve kültürel açıdan büyük önem taşıyan bu ibadet mekanında, 14. yüzyıla ait Mahşer Günü mozaiği, Aziz Wenceslas ile IV. Charles’ın mezarları, Aziz John’ın gümüş, barok mezarı, Aziz Wenceslas’ın göz alıcı şapeli ve Alfons Mucha imzalı art nouveau vitraylar gibi büyük ilgi uyandıran hazine değerinde eserler bulunuyor.

Ürperten atmosfer

Tüyler ürpertici bir atmosfer… Josefov ismiyle de bilinen Prag Yahudi Mahallesi’ndeki Eski Yahudi Mezarlığı, Avrupa’daki en büyük ve en eski Yahudi mezarlığı olarak kabul ediliyor. 15. yüzyıldan 1787’ye kadar Prag’da yaşayan Yahudiler buraya gömülmüş. Yahudi gettosundaki yer sorunu bu mezarların üst üste yığılmasına neden olmuş. Sıradışı açılarla yerleşmiş görünen 12 bin mezar taşının altında aslında binlerce başka mezar katmanı da var. Mezar taşlarının arasındaki yoldan ilerlerken taşların üzerinde görülen rölyefler, ölenlerin adlarını ve mesleklerini temsil ediyor. Burada bilinen en eski mezar 1439’da ölen şair Avigdor Kara’ya ait. Mezara erişmek mümkün değil ancak orijinal mezar taşını Maisel Sinagogu’nda görmek mümkün. Mezarlardan biri de 1609’da ölen, Prag’ın baş hahamı ve bilge Haham Loew’a ait. Bugün bile, dilek yazılı kağıtların hahamın mezarının çatlaklarına sıkıştırılmış olduğu dikkat çekiyor. Bölgede bulunan altı sinagog arasında Eski Yeni Sinagog (1270) Avrupa’nın hala aktif olan en eski sinagogu. 1864 yılında inşa edilen İspanyol Sinagogu’nun yapımında ise Elhamra Sarayı’ndan ilham alınmış.

Dans eden ev

Prag’ın en popüler binası kuşkusuz aynı zamanda en tuhaf olanı da. Birbiriyle dans eder gibi görünen iki binadan oluşan Dans Eden Ev’in mimarları Vlado Milunic ve Kanadalı Frank Gehry. Amerikalı dansçı ve şarkıcı ikili Fred Astaire (1899-1987) ve Ginger Rogers’dan (1911-1995) ilham alan mimarlar, yapıyı 1992’de nehir boyundaki boş bir alanda tasarlanmışlar. Dört yılda tamamlanan yapı, “Fred ve Ginger” olarak da anılıyor. Binaların dans ediyor izlenimi vermesi için her biri farklı şekil ve boyutlarda 99 beton panel kullanılmış. Camdan yapılan “Ginger” adlı kulenin betondan yapılmış “Fred”e sarılmış gibi görünmesi sağlanmış. Fred’in tepesine yerleştirilen ve saçı andıran küçük metal kubbeye de “Medusa” ismi verilmiş. Dans Eden Ev’in tepesinde, Prag kentinin nehir ve kale manzarasını seyredebileceğiniz bir restoran var.