OSMAN GAZİ: HEPİMİZ ONUN RÜYASIYIZ

OSMAN GAZİ: HEPİMİZ ONUN RÜYASIYIZ

13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başında beylik ettiği için meydanlarda kürsüye çıkıp, “Bir rüyam var!” diye halkı galeyana getirmesi söz konusu olmazdı. Hitabeti nasıldı, onu da pek bilmiyoruz zaten. Aşıkpaşazade’ye inanacak olursak okuması bile yoktu. Karnından göğe uzanan çınarı gerçekten de rüyasında gördü mü bilmiyoruz. Ama bildiğimiz kesin bir şey var; Türk milleti Osman Gazi’nin rüyasıdır.

Beylik küçük, vizyon büyük
Vizyon sahibiydi. Yedi oğlundan birinin adı Pazarlı, bir diğerininki Çoban. Adeta yedi oğul, yedi toplumsal kesimi temsil etmek üzere isimlendirilmiş. Yarım asra uzanan beyliği sırasında fethettiği topraklara bakınca Osman Gazi ve mücahitlerinin salt işgalci, yağmacı bir karakter sergilemedikleri hemen anlaşılır. Osman Gazi, kırk altı yıllık beyliğinde üç küçük Anadolu vilayeti kadar (bugünkü Bursa’nın üçte biri, Bilecik, Eskişehir’in üçte biri, biraz da Kocaeli ve Sakarya’dan) bir yeri fethetmiş.

Bu kesin bilgi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki meşhur ‘gaza tezi’ni sorgulamaya çağırıyor insanı. Paul Wittek ve yerli-yabancı takipçilerine sorarsan, Osmanlı dediğin göçebe savaşçılardı. Fetih ve ganimetten başka bildikleri bir şey yoktu. Selçuklu Devleti’nin uç beyliği olduğu için Osmanlı topraklarına İslam ülkelerinden maceracı savaşçılar akın etmekteydi ve hatta bu mesele o kadar yayılmıştı ki Müslüman olmayan ganimet meraklıları da Osman’la birlikte çapula giderler idi.

Miras sade, maneviyat harikulade
Güya o kadar çapuldan sonra Osman Gazi’nin bıraktığı mirasa bir göz atalım isterseniz: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık. ‘Ganimet meraklısı bir adamın mirası’ demem ben şahsen buna. Beylikler arasında en zengin bey Osman değildi mutlaka. Kaldı ki diğer beylikler de gazasız ve gazisiz değillerdi. Mesele başka.

Osman Gazi nam ela gözlü, buğday tenli, geniş göğüslü yiğit; savaşta olduğu kadar hatta daha çok barışta mahirdi. Gazalardan elde edileni halka pay etmesiyle İslam âleminde meşhur olmuştu. Bunun için de beyliğine dışarıdan çok insan geliyordu.

Sıradan bir uç beyi gibi düz komutan değildi. Ele geçirdiği hiçbir yeri geri kaptırmamaya, Bizans tekfurlarıyla yaptığı hiçbir anlaşmanın ömür boyu devam etmemesine özen gösteriyordu. Asabiyet sahibiydi. İslam’dan başka şey onu pek fazla ilgilendirmiyordu.

‘Hıristiyan kökenli gaziler’ meselesi hem abartılmış hem çarpıtılmıştır. Hıristiyan kökenli olsalar da Müslüman olmuş adamlardı bunlar ve Osman ve ailesine hem inançla hem kanla bağlıydılar. Mihal Bey soyundan gelen insanların yer yer ortaya çıkıp devlete sadakatlerini ifade etmeleri boşuna değil. Osman atamızda böyle bir maneviyat vardı çünkü.

Rakipsiz karizmasında hep inancın, dostluk ve adaletin izleri var. Tedhiş ve zulüm Osman Gazi’nin kavrayamayacağı şeyler gibi görünüyor. Naif bir adam gibi nerdeyse… Ama aslında siyaseti çok iyi anlamış bir bey. Ki tekfurları birbirine kırdırıp az sayıdaki gaziyle gittikçe nüfusu artan Müslüman halka yer açmak, Bitinya’yı Türkiye yapmak bunu ispatlar.

Yarışı sürpriz at kazanıyor
Osman Gazi hâkimiyet için Anadolu’ya açılamazdı. Çünkü yanında yöresinde büyük beylikler hüküm sürüyordu. Konya’da bir düşüp bir kalkan Selçuklu tahtı esas itibariyle yerindeydi. Bütün Anadolu’yu kasıp kavuran Moğol terörü cabası.

Rumeli’ye de açılamazdı; çünkü karşısında kocamış da olsa hem bürokrasi hem askeriyede usta Bizans bulunuyordu.

Bu sıkışıklıktan Osman Gazi iki yönlü bir stratejiyle çıkmasını bildi. Stratejinin birinci yönü askeri aksiyon ve tedbirlerdi. Osman Gazi, bey olduğunda İslam dünyası doğudan Moğol İstilasına, batıdan Haçlı Seferlerine karşı gazilerin önderliğinde yeniden örgütlenme çabası içindeydi. Mısır’da köle Türk askerlerin kurduğu Memluk Devleti yükselişteydi. Memluk sultanı Baybars, ‘Moğolları durduran ilk Müslüman komutan’ şöhretini taşıyordu. Dahası, Baybars’ın Anadolu’yu Moğollardan temizlemek için Müslüman Oğuzlarla ittifak ettiği de biliniyor.

Hal böyle olunca Anadolu, Mısır ve Suriye bölgesinde bulunan sultanlar ve gaziler arasında Bizans ve Moğollara karşı yer yer işlevli hale gelen sessiz bir mutabakat ve kendi aralarında barış hâkim oldu.

‘Müslümanlarla barış, kâfirlerle savaş’ stratejisi Çobanoğulları Beyliği emrinde sıradan bir gazi-komutan olan Osman’ı önce Bey, sonra Han yaptı.

“Bu Osmanîler garibleri sevicilerdir”
Oruç Beğ tarihinde tam olarak böyle söyler: “Bu Osmanîler garibleri sevicilerdir.”  Statükoyu devam ettiren beyliklerdense Osmanlıların tüm Anadolu’ya, daha sonra ise cihana hâkim olmasındaki püf noktalardan biri ve Osman Gazi’nin ikinci stratejisinin de özü buradadır. Sadakat ve liyakat Osman ve devleti için akrabalık ve statüden önde geliyordu. Hem Osman’ın hükmettiği topraklar ortak amaca hizmet edecek herkese açıktı hem de hangi işin ehli kimse o ön plana çıkabiliyordu.

Osman Gazi hem savaşta hem barışta iyiydi. Gazilere İznik’i hedef gösterip yılların mücahedesi sonunda Haçlılarca işgal edilen bu eski Selçuklu payitahtını geri almayı başardı. Zaten kan akrabalıkları olmadığı halde Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın Osman’ın dedesi kabul edilmesinin nedeni de bundan başka bir şey değil. Süleyman Şah, İznik’ten tüm Anadolu’yu yönetirken Haçlılar İznik’i zapt ederek Müslüman Türklerin Anadolu hâkimiyetine bir darbe vurmuşlardı. İznik’in ikinci fatihi olma şerefi Osman’ı bir anda İslam âleminde meşhur ve sevilen bir gazi komutan haline getirdi.

Barışta da iyi dedik. Osman Gazi fethettiği yerleri yağmalattırmaz, Hıristiyan ahali üstündeki vergileri azaltırdı. Fetihlere rağmen ahali yerinde kalıyor, toprağı işliyor ve sadece vergi veriyordu. Osman, kılıçla ele geçirdiği toprakların insanlarını gönülle kazanıyordu. Savaşı bir kere kazandıktan sonra halka düşman gözüyle bakmıyordu. Tarihçilerin gözlemi, Osman Gazi’nin fethettiği toprakların Hıristiyan ahalisinin Bizans tekfurları zamanına göre daha zengin ve huzurlu olduğu yönünde.

Sağlıklı toplum istiyordu
Osman sadece askerlikten anlayan, göğsü zırhlı, eli kılıçlı bir gaziden ibaret olsaydı maddi ganimetlerle yetinebilirdi. Oysa onun hem sosyal hem ekonomik yönden sağlam ve sağlıklı bir toplum inşa etme çabasında, klasik çağın gereklerini gayet iyi anlamış bir girişimci olduğunu görüyoruz.

Osman Gazi garipleri o kadar sevdi ki bugün Türkiye milyonlarca mülteci kabul ederken dünyayı şaşkınlığa uğratacak kadar rahat. Evet, Anadolu kapılarını bize Alp Arslan açtı; ama Anadolu’nun dünyanın her tarafından gelen biz gariplere yurt olmasını sağlayan Osman Gazi’dir. Adeta hepimiz onun rüyası içinde yaşıyoruz.